“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Eğitim "Olmak ya da Olmamak "( 2)




     Eğitimin insan onuru ve BİLİMSEL YARIŞ olduğunu  vurguladıktan sonra ülkemizde neden BAŞARILI BİR EĞİTİM  uygulayamadık? Bunun nedenlerini de belirtmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti çok yönlü devrimleri içinde eğitimin öncelikli olduğunda düşünen herkes hemfikirdir. Kısa sürede alınan mesafe de hayranlık uyandıracak düzeydedir. Durdurulma nedenlerine kısaca bakalım.

         Osmanlı'dan gelen bir toprak ağalığı sistemi var. Büyük Toprak sahipleri köylünün okumasını kendi açısından zararlı gördü. Cahil halkı angarya olarak da çalıştırılması çıkarınaydı. Köye öğretmen atanınca, köylünün uyanması da kaçınılmazdı. Bu, işlerine hiç gelmedi. Doğudan ve batıdan gelen toprak ağaları OYLARI KARŞILIĞINDA "Köy Enstitülerinin kapatılmasını" istediler.

          Menderes, seçimi kazanınca (14 Mayıs 1950) verdiği sözü yerine getirdi. Oy uğruna aydınlığın önü kesilmiş oldu.  Tekke ve Zaviyeler kapatılmış, ülke eğitiminde BİLİMİN ÖNCÜLÜĞÜ esas alınmıştı. DP (Demokrat Parti: 1950- 1960)  liderleri cemaatleri öne aldı, onların önünü açtı. Hatta Şeyhlerin elini öpen siyasiler çıktı. Oysa ATATÜRK;
           
          "Ey Millet iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En  doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir."

          Menderes, gün geldi; TBMM'deki çoğunluğuna güvenerek ve biraz da şımararak, "Ben odunu aday göstersem seçilir," gafleti bir yana, milletvekillerine hitaben "SİZ İSTERSENİZ HİLAFETİ BİLE GETİRİRSİNİZ!.." diyerek de bağnazlığın kapısını sonuna kadar açtı. Bunlara ek olarak DİLDE ESKİYE DÖNDÜ. Türkçeleştirilen ANAYASA DİLİ de eskiye döndürüldü.

         Eğitim gibi ÇOK HASSAS  bir durumda ödün verirseniz artık önünü kesmeniz olanaksızlaşır. Böyle de oldu. Çok başarılı olan ÖĞRETMEN OKULLARI VE EĞİTİM ENSTİTÜLERİYLE YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULLARININ KAPATILMASI eğitime büyük darbe oldu.
  
         Öğretmen yetiştirme üniversitere bırakılınca, günümüzdeki görünümü zararın derinliğine bir işarettir. Son yapılan KPSS sınavında öğretmen adaylarının KENDİ DALLARINDA  ortalama doğru yanıtlarında görülen şu durum yürek yakar cinstendir. 

         Matematik Öğretmenleri  :   50 soruda - ortalama - 11 doğru !
         Kimya öğretmenleri   .....  :   50 soruda - ortalama - 14 doğru !
         Fizik Öğretmenleri .........  :   50 soruda - ortalama - 16 doğru !
         Bir önceki sınavda da MATEMATİK ORTALAMASI : - 8 netti.
         
Uluslararası yapılan değerlendirmelerde çocuklarımızın aldıkları başarılar, anadilimizde bile anlama oranı  %50'yi  geçemiyor. Eğitimin temel taşı ÖĞRETMENDİR. Başka ülkelerde en zeki çocuklar öğretmenliğe yönlendirilirken (mesleği cazip hale getirerek) bizde "Hiç olmazsa Öğretmen olsun(!)" anlayışı  dökülen bir meslek olarak anlam buldu.

         Öğretmen yetersiz olunca, kendini mi eğitecek, çocukları mı?  Bu yetersizlik içinde siyasiler sürekli EĞİTİMLE OYNAR OLDULAR. Adı MİLLİ EĞİTİM ama görünümde parti programından da öte her Bakan kendine göre sistemsizlikle tamamen karmakarışık hale getirildi.

          Programlar, çağın gerisine taşındı. ULUSAL BİRLİK yerine, ayrışmaya götüren söylem ve eylemler sınıflara kadar indi. Ulusal kimlik kazandıran üniteler yerine, dinsel kaygılar öne çıktı. Her ne demekse çocuklara öğütlenen "DİNİNE VE KİNİNE SAHİP ÇIK(!) " öğütlendi.

          Eğitimde başarı, LİYAKAT ESASINDA GÖREV DAĞITIMI ile elde edilir. Siz kalkar, bu esası dikkate almaz, İDEOLOJİNİZE GÖRE  İŞLEM YAPARSANIZ başarılı Öğretmenleri küstürür ve başarısızlığı elinizle hazırlamış olursunuz. Yine görünen odur ki EĞİTİM, "BİZDENDİR " denilen niteliksiz yöneticilere teslim edilmiştir.

         Geleceğim BİLİM İNSANLARInın nerede doğduğunu eğitim vermeden kimse bilemez. Bugün okula gidecek çağda 19 milyonu aşkın çocuğumuz VAR. Bunlardan dört (4) milyon, 330 bin çocuk okula gidemiyor. Okul sağlayamadığımız çocuklar arasında yeni TEORİSYENLER ÇIKMAYACAĞINI hangimiz bilebiliriz. Bunun için, eğitimi en uzak köşelere kadar götürmek DEVLETİN ASLİ GÖREVİDİR.  Nasıl ki üç-beş haneli bir köye (mahalleye) İMAM tayin ediyorsak, oralara üç- beş çocuk da olsa ÖĞRETMEN TAYİN ETMEK devletin asli görevidir. 

          "Taşımalı Eğitim, başarısızlık getirdi. Hiç olmazsa ilkokul her köyde canlı tutulmalı, orta kısım taşımalı yapılabilmeliydi. Bugün özellikle kız çocukları eğitimden uzak kalıyor. Köylerimiz BAYRAK YETİMİ yapıldı. Öğretmen, köylünün aydınlık yüzüydü. Bilerek mi İMAMLARA TESLİM EDİLDİ kuşkusu yaygın. (Zira, yeni DEVLET KURMA aymazları gündemde.)
   
          Son yıllarda "SORGULAYAN EĞİTİM" yerine "İTAAT EDEN BİR NESİL" amaçlanıyor. Ve Cumhuriyetin içte ve dışta, zayıflatılmasını özlemle bekleyenler ellerini ovuşturuyorlar.

          YAPILMASI GEREKENLER Mİ? Aslında açık, nesnel.

  *Yıkılanların zaman geçmeden onarılması gerekir. Partisel - Zümresel değil, ULUSAL KAZANIMLAR  ÖNCELİK KAZANMALI.
  
          * EĞİTİM BİRLİĞİ SAĞLANMALI. Ülkenin gereklerine göre okullaşma tesbit edilmeli. Bölgesel özellikler eğitimde yön verici olmalı.

          * Meslek okulları yaygınlaştırılmalı. TEKNO OKULLAR öncelik almalı.  Örneğin, ihtiyaca göre (Her kademede )  Öğretmen yetiştirilmeli, Öğretmen Akademileri kurulmalı, ilkokuldan sonra gençler öğretmenliğe teşvik edilmeli. İHL'ler de ihtiyaca göre yer almalı. Boşuna zaman kaybıyla gençlerimizi niteliksiz diplomalarla başbaşa bırakmamalı. OECD ve PİSA  SINAVLARINDA 
40 soruda Fen Liseleri 28 net yaparken, İmam-Hatip Anadolu Liseleri ancak 2,8 yani 2 ve onda sekiz. 3 bile değil. Bu durumda İHL'lerde ısrarcı olmak boşuna zaman kaybıdır.

         * Ulusal Bayramlarımız zaman kaybetmeden yeniden COŞKUYLA GÜNDEME ALINMALI. Bayramlar, bir ulusun kucaklaşma, kaynaşma ve kıvanç günleridir. Adeta yapıştırıcısı, ülkenin Renk armonisidir. 

          * Ulusal ve Evrensel sanat eğitimin vazgeçilmezi olmalıdır.

       *  Devlet görevlileri LİYAKAT ESASINA göre düzenlenmelidir.

          * Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş felsefesinde inançla ileriye taşınmalı.

          * YURTTA VE DÜNYADA BARIŞ ülkemizin sevdası olmalı.

          *Erkler ayrılığı Demokrasinin vazgeçilmezidir. Kesinlikle uyulmalı.

          * Devlet yöneticileri, KİNDEN, NEFRETTEN UZAK olmalı.

          *  Ekonomi, üretime yönelik ve çeşitlilik ilkesiyle ele alınmalı. 42 bin km kare alanı olan Hollanda'nın 47 milyar dolar tarım ihracat fazlası varken, bizde çok çok fırsatlar ülkesi olduğumuz halde neden 130 ülkeden tarım ürünü alır duruma getirildiğimiz sorgulanmalı ve planlı bir devreye acilen girilmeli.

          Eğitim MÜFREDATI hazırlayanlar, Biyoloji Derslerini azaltırken, din derslerini çoğaltmaya giderse, evrimi dışlarsa BİLİMİN KUŞKUCULUĞUNDAN UZAKLAŞMIŞ olmaz mı? 

          Atatürk DÜŞMANLIĞINA SON VERİLMELİ. Bilinmeli ki Atatürksüz bir Türkiye'yi yaşatmak zordan öte olanaksızdır.

          Ülke tarihini olmadık yıkımlarla  yanlış aktaranlar sağduyuya dönmeli. Yanlışlarla tarih yazılmaz. Meydan nutuklarıyla da tarihte lider olanlar görülmemiştir. Ülke ve Ulus için huzur sağlayanlar yurttaşların saygısını doğal olarak hak ederler.  Demokrasiden uzak hiçbir güç sahibi uzun yaşamda hayırhah sözlerle anılmamıştır. Baskı nefret getirir, sevgiyi katleder. Sevginin katili  de asla HALKIN KAHRAMANI OLMAZ. (7.8.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder