“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Adalet ve Adalet Yürüyüşü hakkındaki köşe yazılarından (2)

Adalet yürüyüşü ve Maltepe Mitingiyle ilgili köşe yazılarından ile ilgili görsel sonucu
Adalet var mı, yok mu
Ergun Kaftancı, 11 Ağustos 2017
     Ülkede adalet sarayları var, anayasa var, yasalar var, mahkemeler var, savcılar var, yargıçlar var ama elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, adalet var mı?
      Eğer toplum, anayasal özgürlüklerini kullanamıyorsa, bunlara teröre yol açar gerekçesiyle kısıtlama, hatta yasaklama getiriliyorsa, kimse adalet var tezini savunamaz...
      Savunur da kimseyi inandıramaz.

 *


Bize önce ‘insaf yürüyüşü’ lazım
Nilgün Cerrahoğlu

01 Temmuz 2017 Cumartesi
“Dün gece Atatürk’ü rüyamda gördüm; inan’ın Kemal Bey’den şikâyetçiyim’ dedi. ‘Kurduğum partiyi ne hallere düşürdü’ diye de ekledi. Hayırdır inş.”
Burhan Kuzu’nun Twitter hesabından paylaştığı son not -dokunmadan aktarıyorum- bu.
Koskoca anayasa profesörü anamuhaletin Adalet Yürüyüşü’yle böyle dalgasını geçiyor.
“Ekşi Sözlük”te geçende okuduğum ve beğendiğim bir yorum vardı: “Her şey bu ülkede şaka gibi. Ama komik değil
Kalpler mühürlü, gözler kör
Hukukçusundan sanatçısına… sonuçta mesele Türkiye’de geniş kesimlerin “kalplerini mühürleyen” ve gözlerini kör, kulaklarını sağır eden bir “insafsızlıkta” düğümleniyor.
Adalet Yürüyüşü, aynı havayı soluduğumuz insanların ne oranda pervasızca “insafsız” olabileceğini ortaya koydu aynı zamanda.
Konu bir “hukuk devleti” ve salt “yargının bağımsızlığı problemi” olmaktan önce bir “insaf meselesi”.
“İnsaf”
ın yandaşlığı ya da muhalifliği olmaz.
İnsaf, doğrudan izandan, kalpten, duygudaşlıktan gelir.
Bunların olmadığı yerde 4 yüz değil, “Adalet Yürüyüşü” için 4 bin kilometre yol kat etseniz neye yarar?
“Adalet Yürüyüşü”nden önce bizim toplumca bir “insaf yürüyüşüne” ihtiyacımız var.
*
Yürümek özgürlüktür
Figen Atalay

06 Temmuz 2017 Perşembe
Adalet Yürüyüşü’nün 21. günü sabahında, kortejin en sonunda, “Geliyoruz zincirleri kıra kıra” şarkısı eşliğinde attığım her adımla içimdeki özgürlük hissi daha da büyüyor.
*
Aranan lider bulunmuştur... Bugün büyük gün...
 Orhan Bursalı

09 Temmuz 2017 Pazar
 Türkiye, sömürülen, üretmeyen ama din sömürüsüyle iktidar olmaya çalışan Müslüman Kardeşler gibi hareketlerin üssü yapılmaya çalışılıyor. Geçmişe bak, kaçınılmaz çöküşü gör. 
*

Sanki ‘Kurtuluş Ordusu’nu selamlıyorlardı!
 Orhan Bursalı

06 Temmuz 2017 Perşembe
Yol boyu özellikle orta yaş üzeri kadınların desteği çok içtendi. Yaşlı kadın ve erkeklerin ağladığı görülüyordu. Sanki “kurtuluş ordusunu” selamlıyorlarmış duygusu içindeydiler (bu duyguyu onlara yaşatmaya kimin hakkı olabilir). Ancak az sayıda Rabia işareti yapan ve kindar duygularını yansıtmak için çok özel çaba gösteren kadınlar üzücü ve ürkütücü idi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/775030/Sanki__Kurtulus_Ordusu_nu_selamliyorlardi_.html
*
‘Reis’in savcıları’ desem ne olur?
 Aydın Engin

06 Temmuz 2017 Perşembe
Bu “yiğit” savcılardan biri Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcısı Bozan Çevik. Gümüşhane vilayetimizin başsavcılığı makamında oturan Bozan Çevik, “Erdoğan’ın Fedaileri” başlıklı, başlığından ne olduğu kolayca anlaşılan bir Facebook sayfasının sıkı ziyaretçilerinden. O sayfada yayımlanan videoları paylaşıyor. Sonunculardan birinde Kılıçdaroğlu’nda aklınca ayar veren, anladığım kadarıyla Fevzi Konanç adlı birinin yüklediği videoyu paylaşmış. Bir de not eklemiş:
“Kılıçdaroğlu ve Feyzioğlu’na AYAR!!!. FEVZİ KONANÇ adamsın...
Öteki savcıya gelelim. O İstanbul’dan. Anadolu Cumhuriyet Savcısı Nihat Demir. Bu savcı da kendi Twitter hesabında, 16 Nisan referandumu arifesinde Tayyip Erdoğan’ın afili bir portresini yerleştirip altına not düşmüş:
“Hiçbir tehdit bizi birbirimize kenetlenmekten yıldıramaz. 15 Temmuz da olduğu gibi 16 Nisan’da seninleyiz. Allah yâr ve yardımcın olsun”.
Bu iki savcı da halen görevlerinin başında. Siyasal eğilimleri ise mesajlarından besbelli.
Şimdi bunlara “Reis’in savcıları” dedim diye bana dava açarlarsa yasaları, hukukun temel ilkelerini mi ölçü alacaklar yoksa kendi siyasal görüşlerine zıt görüşlere sahip şu gazeteci hakkında daha farklı bir tercihte mi bulunacaklar?
Bunu bilemem.
Ama sormak isterim:
Soruşturma açmak yerine Reis’in savcıları yerine ne dememi önerirler acaba?
Benimki şimdilik katıksız bir gazeteci merakından ibaret...
*

Adalet, yürüyüş ve diriliş
06.07.2017


                Bize göre bu yürüyüş kesin başarıya ulaşacaktır. Sayın Kılıçdaroğlu'nu, birlikte sorumluluk taşıdığı arkadaşlarını ve yürüyüşe katılan bütün yurttaşlarımızı gönülden tebrik ediyorum. CHP artık ayağa kalkmıştır. Yapacağı iş devletin temel felsefesine sahip olmak, laikliği dikkatle korumaktır. Bu yürüyüşe sağlık sorunlarım sebebiyle katılamadım ancak aklım, gönlüm ve dualarımla bu değerli arkadaşlarımın yanında oldum. CHP Yönetimi şunu çok iyi bilmelidir; sayılan kalabalıkları çok çok aşan milyonlarca vatandaşın iradesi onlarla beraberdir. Milleti bütün olarak kucaklayan "biz" ve "onlar" demeyen birleştirici, akıllı ve faziletli politikalarla bütünleşmek zorundayız. Bu birleşmenin temel harcı adalettir. Adalet yürüyüşü Türkiye'yi dirilişe götürecektir.
*
Ülkedeki adaletsizliğin nedenini açıklıyorum
Ahmet Hakan
30 Haziran 2017
CHP’nin “Adalet Yürüyüşü” ile ilgili olarak...
“Bu yürüyüş milli değildir” dediler.
“Yollar yürümekle aşınmaz” dediler.
“Adalet sokakta aranmaz” dediler.
“Perişan olursunuz, yürümeyin” dediler.
“Pensilvanya’ya kadar yolunuz var” dediler.
“Bizim yaptığımız yollarda teröristler yürüyor” dediler.
“Bu yürüyüş suçtur” dediler.
“Yürüyüş samimi değil” dediler.
“Yürüyüşle yargıya müdahale ediliyor” dediler.
Dediler... Dediler...
Ama bir tek “Yahu siz niye yürüyorsunuz ki... Bu ülkede mükemmel bir adalet sistemi var...” demek akıllarına gelmedi.
Adalet Bakanı bile demedi, diyemedi bunu.
Ülkedeki adaletsizliğin pek mühim bir kanıtıdır bu.
*
Adaletini sevdiğimin Türkiye’si

Ahmet Hakan

25 Haziran 2017
- TUTUKLU: “Tweet” atan, sadece tek bir “tweet” atmış olan...
- SERBEST: Dokuz yaşındaki bir kız çocuğunun kafasına parke taşıyla vuran...
*
- TUTUKLU: İnternette 15 saniye yayında kalmış haberin başlığını atan...
- SERBEST: “Şort giydi” diye bir genç kadına kalleşçe ve alçakça saldıran...
*
- TUTUKLU: Minnacık bir hak arama gösterisi ve eylemi yapan...
- SERBEST: Uyuşturucu temin edip çoluk çocuğu zehirleyen...
*
- TUTUKLU: Bankasya’ya para yatıran...
- SERBEST: Bankasya’da yönetim kurulu üyeliği yapan...
*
- TUTUKLU: Gazetecilik yapan, haber yapan...
- SERBEST: Parmak sallayarak ölüm tehdidi savuran...
*
- TUTUKLU: Suçu belirsiz Kadri Gürsel...
- SERBEST: Kadın taciz eden...
*
- TUTUKLU: Suçu belirsiz Ahmet Şık...
- SERBEST: Silahla tehdit pozu veren...
*
Gandi’nin rekorunu Kılıçdaroğlu mu kıracak?
Murat Yetkin
30 Haziran 2017
Mohandas “takma adıyla Mahatma, yani Muhterem” Gandi, İngiliz sömürge yönetiminin tuz üretimine koyduğu haksız vergiyi protesto etmek için 12 Mart 1930’da yürümeye başladı.
İngilizlerin bütün engelleme gayretine karşın, beraberindeki 78 arkadaşıyla başladığı yolculukta günde yaklaşık 20 kilometre yürüyerek 6 Nisan’da, yürüyüşünün 24’üncü gününde Okyanus kıyısındaki Dandi tuzlasına ulaştı. Bu yürüyüş sonunda tek yaptığı kendi toprağından bir avuç “vergilendirilmemiş” tuz almak oldu. O nedenle de “Tuz Yürüyüşü” adı verildi.

Bu şiddet içermeyen eylem, dünya siyasetinde “sivil itaatsizlik” denilen bir akımın da başlangıcı sayıldı ve 1947’de Hindistan’ın İngiliz İmparatorluğundan bağımsızlığını almasıyla sonuçlandı.

Kemal Kılıçdaroğlu 2010 yılında CHP genel başkanlığına seçildiğinde ona “Gandi” lakabını takanlar oldu. Bunun nedeni yalnızca Hintli lidere dış görünüş olarak benzetilmesi değil aynı zamanda mütevazı bir hayat sürmesi, bunu siyasete de yansıtmasıydı.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tepkiyle yürüyüşün “15 Temmuz askeri darbe girişiminden farkı olmadığını” söyledi, hemen bitirilmesini istedi. Kılıçdaroğlu bu tepkiye “Kimseye zararımız yok, provokasyona gelmeyeceğiz” karşılığını verdi ve devam etti.
“Adalet Yürüyüşünde” yalnızca üzerinde “adalet” yazılı küçük pankartlar taşınmasına izin veriliyor, CHP bayrakları, amblem ve sloganlarına yer verilmiyor. “Saldırsalar da karşılık vermeyin” türü mesajlar toplumda yürüyüşe tepkilerin münferit kalmasına, yaygınlaşmamasına yardımcı oluyor. Belki de bu yüzden toplumun değişik kesimlerinden insanlar dayanışma göstermek amacıyla günübirlik yürüyüşe katılıyorlar.
Gandi Tuz Yürüyüşünü yaptığında 61 yaşındaydı, Kılıçdaroğlu 69 yaşında.
9 Temmuz’da tamamlanırsa, Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü, Gandi’nin Tuz Yürüyüşü rekorunu bir günle kırmış olacak.
*
Adalet çığlığı
Yalçın Bayer
30 Haziran 2017
ŞU tablo dikkat çekiyor: ‘Adalet Yürüyüşü’ şimdiye kadar Türkiye’de yapılan en büyük ‘organizasyon’; bir siyasi miting gibi değil, spor etkinliği gibi değil.
Yürüyüşte güvenlik, yemek, kamp, mola, park etme, su, WC gibi hizmetler için 400 kişinin görev yaptığını söyleyen ‘yürüyüş amiri’ Bülent Tezcan...
YÜRÜYÜŞTE karşılaştığımız Yurt gazetesinin yazarı İsmet Orhan önceki günkü yazısında diyor ki:
“Dini, AKP’siz sevin. Vatanı, MHP’siz sevin. Atatürk’ü, CHP’siz sevin. Bunları bunlardan bağımsız sevmeyi deneyin, görün bakalım her şey nasıl da güzelleşiyor... Gördünüz mü? Bağımsız sevgi de oluyormuş. Hem de ülke kurtarmacasına! Üç parti kızacak belki ama din AKP’den, vatan MHP’den, Atatürk CHP’den bıktı usandı, tükendi... Hem vallahi hem billahi...”
GÜNÜN SÖZÜ:
PARTİLİ Cumhurbaşkanlığı, OHAL yönetimi ve muhalefete yapılan baskılar Türkiye’de yönetim, hukuk ve demokrasi damarlarını tıkadı. CHP’yi de ‘Adalet Yürüyüşü’ne iten, tıkanan bu yönetim mekanizmaları. Adalet Yürüyüşü bu açıdan tıkanan bu damarları açma girişimi olarak okunabilir.
Kerem KILIÇDAROĞLU (Dr. Siyaset Bilimci)
*
 Yürüyüşle tıkanan damarlar açılabilir
KEREM KILIÇDAROĞLU Dr., Siyaset Bilimci
29 Haziran 2017 Perşembe
Partili cumhurbaşkanlığı, OHAL yönetimi ve muhalefete yapılan baskılar Türkiye’de yönetim, hukuk ve demokrasi damarlarını tıkadı. CHP’yi de Adalet Yürüyüşü’ne iten tıkanan bu yönetim mekanizmaları.[Haber görseli]
 ‘Adalet’ temalı bir yürüyüş anlamlı, çünkü Türkiye’de adalet ve hukuk toplumun farklı kesimleri tarafından da sorunlu bir olgu olarak algılanıyor. Adalet Yürüyüşü bu noktada muhafazakâr seçmenle CHP arasındaki görüş ayrılıklarından ziyade iki kesimin de paylaştığı ortak bir soruna karşı başlatılmış bir hareket olma potansiyeli taşıyor.
*
Ya ‘emperyalizmin işgal yürüyüşü’ değilse
Akif Beki, 1 Temmuz 2017
17-25 ARALIK operasyonuna ilk tepkimi, ertesi gün şu cümleyle vermiştim: “Bir yolsuzluk operasyonu, bazen sadece bir yolsuzluk operasyonu değildir...”
Kılıçdaroğlu’nun uzun yürüyüşüne ise başından beri şu gözle bakıyorum: Bir adalet yürüyüşü, bazen sadece bir adalet yürüyüşüdür...
Ama kesin bir inançla aksini düşünenler de var.
 ‘ENFORMATİK CEHALET’ TEŞHİSİ
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın uzun yıllar önce kitabını yazdığı ‘Enformatik Cehalet’ durumu yani.
Tarık Buğra o kitabı tanıtırken “Okuyanlar, en ileri, en uyanık ülkelerde bile düşünme gücünün nasıl esir alındığını, beynin nasıl ve hangi amaçlar için robotlaştırıldığını görecek, ortaya çıkan tablo ile derin derin düşünüp sarsılacaktır” diye yazmıştı.
Alın size, girdisiz bırakarak değil, girdi bombardımanıyla cahilleştirmenin kitabı.
Bilgi kirliliğiyle zekâ körelten, zihne dezenformasyon çorabı ören, göz boyamalı, muhtevalı,  içerikli bir cehalet türü.
Gerçek tartışma gündemlerini sulandırma vasıtası. Uydurulmuş, yapay, sahte bilgiyle örtbas etme aracı.
Kimlerin işine mi yarıyor olabilir?
Nabi Hoca’ya göre, dengelerin değişmesini istemeyen, toplumun gündelik hayatını hem de zorla tanzim etmek isteyen güçlerin işine yaradığı kesin...
*
Adalet için bedenlerini ortaya koyuyor insanlar
Orhan Bursalı

01 Temmuz 2017 Cumartesi
Önceki gün gerçekten zorlu bir Adalet Yürüyüşü’ne tanık olduk. Bunaltıcı sıcak, tempolu 20 km’lik yürüyüşü zorladı. Dün 4 derece daha arttı. Kılıçdaroğlu ile “saray” karavanında sohbet ettik ve kendisine yürüyüşte eşlik ettik. Türkiye’nin dört bir yanından katılım var. Bu, iktidarın giderek sıklaştırdıkları adaletsizlik, keyfilik, hukuksuzluk mengenelerine adım adım sıklaştırmalarına karşı bir topyekûn meydan okumadır..
*
Adalet ve yürüyüş!
Özcan YENİÇERİ, 30.06.2017
Aslında adalet, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı TBMM'de yapılan son değişiklikle yüce yargının oluşturma biçimi üzerinden en büyük yarayı aldı. Diğerleri bir yana HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin oluşturulma biçimiyle adaletin herkes için değil iktidar mensupları için olduğu ortaya konmuş oldu!
Adalet ya da FETÖ sorunu!Yandaş yazar/çizer takımı ise ana muhalefetin adalet yürüyüşünü FETÖ üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışıyor!
Adalet ve devlet!Devleti devlet yapan ve milleti bir arada tutan adalet duygusudur.Bu nedenle bir ülkedeki adalet sistemine olan güven sarsılmadan o ülkenin geleceğine duyulan güven de kolay kolay sarsılamaz.Bu bağlamda 'Adalet devletin temelidir' söylemi nedensiz bir söylem değildir. Adaletin olmadığı yerde devlet de yoktur. 
Hz. Ali bu nedenle "devletin dini adalettir" demiştir. 
Pascal ise "adaletsiz güç zorbalıktır"ı bu yüzden der.
Adalet ve demokrasi!Adalet duygusu bir medeniyeti hem yücelten hem de evrenselleştiren en temel duygudur.
Hz. Ömer'i halife Ömer yapan adalet algısıydı.
Demokrasinin varlığıyla adalet duygusunun yerleşmişliği arasında doğrusal bir ilişki vardır.İktidarlar toplumu temsilen meşru yoldan aldıkları erki, adaletle kullanmak durumundadırlar.
İktidarlar hiçbir zaman temsil ettiği toplumdan daha büyük değildir.
Çoğunluğun tasvibini almak onlara zalimce uygulamaları azınlığa dayatma hakkını vermez.
CHP'ye karşı olmakla adalete karşı olmak farklı şeylerdir.               
Unutulmasın ki adaleti kazanmak, halkı ve meşruiyeti kazanmaktır.
Halkı kazanmak savaşı kazanmaktan daha önemlidir.
Adaleti kazanmanın yolu, güçten değil hakka saygı duymaktan geçmektedir.
Galip gelenler gerçekte güçlü olanlar değil adil olanlardır.
Elbette güç önemlidir. Ama adil güç daha da önemlidir.
Adil olmanın galip olmaktan daha önemli olduğu Nuşirevan'dan bu yana hep söylenir!
*
Adalet Türkiye’nin temelidir
Özgür Mumcu,

22 Haziran 2017 Perşembe
Nerede adliye binası varsa yazıyor “Adalet mülkün temelidir”. Yani bugünkü anlamıyla “Adalet devletin temelidir.”
Adalet neyle sağlanır? Hukukla. Hukuk nasıl hâkim olur? Hukuk devletinin ilkelerine uymakla.
Hukuk devletinin ilkelerine nasıl uyulur? İnsan hakları hukukuna ve hukuki güvenlik ilkesine saygı gösterilerek.
Demek ki tersten gidersek, hukuki güvenlik ilkesine, insan haklarına saygı gösterilmezse hukuk devleti ortadan kalkar. Hukuk devleti ortadan kalkarsa adalet sağlanamaz. Adalet sağlanamazsa devletin temeli çökertilir.
Özetle hukuk devletini kim yıkıyorsa millet düşmanı odur.
Özgür Mumcu 
*
Demokrasi Nöbeti ve Adalet Yürüyüşü!
04 Temmuz 2017 Salı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla 15 Temmuz’da “demokrasi nöbeti” başlatılacağı ve Erdoğan’ın kendisinin de bu nöbete katılacağı açıklandı.
Türkiye gibi Avrupa Birliği’ne girme yolunda olan bir ülkede, 21’inci yüzyılda bile bir darbe girişiminin yaşanması, bunu yaşatan FETÖ militanlarının devleti yıllarca bir örümcek ağı gibi sarmış olması unutulacak bir olay değildir.
15 Temmuz 2016’dan bu yana, bir yıldır devlet kurumları FETÖ’cülerden temizlenmeye çalışılıyor, hala da bu temizlik tümüyle başarılmış değil.
Bu süreç içinde gerçekten FETÖ ile bağlantılı olan kişiler yanında hiçbir ilgisi olmadığı halde tutuklanan vatandaşların bulunması, bu suç dışında örneğin “çocuk tecavüzü” gibi en ağır suçları işlemiş kişilerin ya da yakalanmış DAEŞ militanlarının hafif cezalarla salıverilmesi adalete olan güveni kökünden sarstı.
Sızma nasıl oldu?
FETÖ’nün TSK’ya, Emniyet’e, Diyanet’e, eğitim kurumlarına, bakanlıklara yüzbinlerce elemanıyla sızmasının sorumluları, örneğin TSK’da “bu sızmanın ve rütbe yükseltmelerin” nasıl mümkün olabildiği ortaya çıkarılamadı.
FETÖ’nün “siyasi ayağı”nın Meclis’te ve yargıda sorgulanması sağlanamadı.
“Devlete virüs gibi sızmışlar” ifadesi 10’larla veya diyelim ki 100’lerle sayılabilecek FETÖ’cü için mümkündür ama bu sayı 10 binlerce kişiye ulaşmışsa ve hala temizlik bitememişse buna “devlet neredeyse örgütün eline geçmiş” denebilir.
O nedenle, “demokrasi nöbeti” tutmakla sorunu kökünden çözmüş, riski ortadan kaldırmış, milletin gönlünü rahatlatmış sayılamayız, bunu unutmamak gerekiyor.
Böyle olabilmesi için önce 15 Temmuz günü ve gecesinde neler olduğu dakika dakika ortaya konmalı, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve “saat 15 sıralarında MİT’e darbe ihbarını yaptığını belirten pilot binbaşı” başta olmak üzere kilit isimlerin ifadeleri dikkatle karşılaştırılmalı, çelişkiler incelenmelidir.
Delilsiz tutuklama
Yapılacak ikinci iş, yılları kapsayan uzun bir süreçte “bu örgüte yardım eden asker, sivil, siyasi herkesin eşit şekilde sorgulanması, hiç kimseye ayrıcalık tanınmaması”dır.
Bazı kişilerin “ortada açık deliller varken” dokunulmaz sayılması, Sözcü gazetesinde olduğu gibi bazılarının ise “deliller toplanmadı” denmesine rağmen, ortada delil olmadığı halde neredeyse 40 gündür tutuklu olmaları adaletin doğru işlemediğinin göstergesidir, vicdanlarda da, hukukta da açıklaması yoktur.
*
Adalete kefil olmak!

25 Haziran 2017 Pazar


Başta ülkeyi yönetenler olmak üzere “yanlış yapılan her şeyin düzeltilmesi, kılıf bulmak yerine çözüm üretmek” için herkes üzerine düşen görevi hakkıyla yapmalıdır.
Mesela 2016’da bir röportajda ona şöyle bir soru sorulmuş; “MİT TIR’ları konusunu siz Cumhuriyet gazetesinden, Can Dündar ve Erdem Gül’den çok önce yayınladınız, neden size bir şey yapılmadı?”
Doğu Perinçek’in cevabı şöyle başlıyor; “Hükümet yargı organı… Şimdi bizden korkuyor. Üzerimize gelen onun altında kalır. Vatan Partisine bulaşan belasını bulur”.
Gazetecilerin önemli bir konu hakkında haber yaptığı için “devlet sırrını açığa verdi” gibi nedenlerle tutuklanması veya örneğin “Sözcü” gibi terörle ilgisi olmayan bir gazetenin terörle ilişkilendirilmesi 21’inci yüzyılda, hiçbir medeni ülkede görülebilecek bir durum değildir.
Hukuk devleti, adalet “tek kişinin bile haksızlığa uğraması önleniyorsa” var demektir! 
*
Adalet nerede aranır?
18 Haziran 2017 Pazar


Ankara’dan İstanbul’a yapılan yürüyüş “Anayasal gösteri hakkı”na uygundur ve bu konuda hiçbir sorun çıkmadan tamamlanmalıdır.
*
Devlet sırrı ve adalet!
16 Haziran 2017 Cuma


Adaleti temsil eden yargı, kararlarını “medyayı ve muhalif kesimleri cezalandırma” olarak kullanma özgürlüğüne sahip olmamalıdır.
*
Adalet için açlık grevi
Ahmet İnsel

04 Temmuz 2017 Salı
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça bugün açlık grevlerinin 118. günündeler. Açlık grevinin 75. gününde gözaltına alınmışlardı. 43 gündür tutuklu oldukları cezaevlerinde açık grevlerine devam ediyorlar. Gerekçesi açıklanmadan, herhangi bir yargı kararı olmadan, idari bir kararla, dolayısıyla bütünüyle keyfi biçimde, biri üniversitedeki diğeri ilköğretimdeki işlerinden atılmalarını protesto etmek için, 238 gün önce Ankara’da sokakta pankart açarak haklarını aramaya, adalet talebinde bulunmaya başlamışlardı.
*
'Adalet Yürüyüşü' iğfal edilmesin!
Arslan TEKİN, 04.07.2017

Her kesimin desteklediği "Adalet Yürüyüşü"ne kesinlikle gölge düşürülmemelidir.
 "Adalet Yürüyüşü" iğfal edilmemeli, adalet terazisi bir tarafa ağdırılmamalı.Kaynak: 'Adalet Yürüyüşü' iğfal edilmesin!

*
Adalet üzerine
Adalet mülkün temelidir.
Adaletin gerçekleşmesi için yasa, yargı ve yargıcın olması gerek.
Mevzuat, Anayasa, yasa, yönetmelik, genelgeler ve teamüllerden oluşuyor. Bir de uluslararası sözleşmeler ve içtihadlar var.
Yasayı siyasetçi yapıyor, bürokrat uyguluyor.. Siyasetçiyi millet seçiyor, bürokratı siyasetçi tayin ediyor. Milletvekilleri partiler aracılığı ile seçiliyor, çok büyük ölçüde..
Süreçte üniversitelerin, meslek örgütlerinin, STK’ların ve Media’nın önemli bir rolü var. Ama bu aktörlerin bu rolü doğru şekilde oynadıkları söylemek kolay değil.
Adalet bizde hiçbir zaman tam tesis edilemedi.

Kimseden korkmadan ve talimat beklemeden. Allah’tan korkun, başkalarından değil.
Adalet yoksa barış da olmaz. Adalet yoksa barış teslimiyettir. Adalet ve barış yara almışsa hiçbir özgürlük güvende değil demektir..
*
Herkes için adalet!
Herkes için adalet, herkes için barış, herkes için özgürlük!

CHP bugün çıkmış “Adalet”ten bahsediyor.. Ben 46 yıldır yazan bir gazeteci yazarım. Bugüne kadar 500 yıldan daha fazla mahkûmiyet talebi ile yargılandım ve hiç hapse girmedim. Bir günde 5 defa, haftada 5 kez yargılandığım oldu.. Bu davaların önemli bir kısmı
*
'Sözde sanatçılar'ın 'sözde adalet yürüyüşü' deyince
Akif Beki, 5 Temmuz 2017
HÜKÜMET sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Sözde sanatçılar, bütün örgütleri bu yürüyüşe davet ediyor. Bu dahi CHP’nin uyanık olmasını gerektiren bir durumdur” dedi.
TRT, CHP’nin eylemini “Sözde adalet yürüyüşü” altyazısıyla yansıttı.

Katılmayabilirsiniz ama sahibi, kendi eylemini hangi adla tanımladıysa tırnak içinde o adla verir, takdiri halka bırakırsınız.


‘O NE DİYOR, TAMBURASI NE ÇALIYOR’A BENZEMESİN
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın klişeleşen kriteri şuydu: “Hans ne diyor, George ne diyor beni enterese etmez. Ben Ahmet ne diyor, Mehmet ne diyor ona bakarım...”

Fakat diyelim ki Ahmet’le Mehmet CHP’nin yürüyüşüne destek verdi, adalet istedi...

Hemen başlıyor bir koro, “Hans’la Gerorge da adalet yürüyüşüne destek veriyor” demeye.

Başlıyorlar, “Hans’la George’a sığınmış firari FETÖ’cülere son umut oldu bu yürüyüş” demeye...

Başlıyorlar, “Hans’la George’un kucak açtığı PKK teröristleri de bu yürüyüşe arka çıkıyor” demeye...

*

'Geliyoruz zincirleri kıra kıra...'
Yalçın Bayer, 5 Temmuz 2017
REFERANDUM’da ‘İzmir’in dağlarında çiçekler açar, altın güneş orada sırmalar saçar, yenilmiş düşmanlar yel gibi kaçar, yaşa Mustafa Kemal Paşa, adın yazılacak mücevher taşa...” sözleriyle başlayan ‘İzmir Marşı’ndan sonra ‘Adalet Yürüyüş’ünde bir parça öne çıktı.
CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun uyarlayarak söylediği “Geliyoruz zincirleri kıra kıra...” şarkısı bir anda öne çıktı.

Bir anlamda yürüyüşçülerin marşı oldu.

Sözleri hatırlatırken geçmiş bir parça ile bağ kurulabilir:

“Kılıçdaroğlu başta; yürüyor dağda taşta /Haklıyız her uğraşta; Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey/ Adaleti adım adım kura kura hey? Adalet istiyoruz /İnançla yürüyoruz/ Geriye dönmüyoruz.”

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/geliyoruz-zincirleri-kira-kira-40509758
*
Adalet için yanmaya değer!

03 Temmuz 2017
Baskı ne kadar artarsa artsın, özgürlükten, insanlıktan, adaletten yana olanların dayanışması, geleceğe daha bir umutla bakmayı sağlıyor.
Kimine göre 30 bin, kimine göre 20 bin kişilikti bu kortej...
Ne fark eder, yüz kişi de yürüse, 100 bin kişi de yürüse, önemli olan direnmek... Hele ki mesele adaletse, karşınızdakiler adil olmak nedir bilmiyorsa...
Şimdiden kazanan belli değil mi?
*
Yürüyüş mitingi...

05 Temmuz 2017

Yürüyüşün başından beri altını çizdiğimiz gerçeklerden biri şuydu:
Bu yürüyüşe katılanlar ileride çocuklarına, torunlarına övünçle anlatacaklar. Oradaydık diyecekler..."
İzmit'te bunun şimdiden başladığını gördük. Yürüyüşe bebek arabasında yaşını henüz doldurmuş yavrusuyla katılan anne şöyle diyordu:
"İleride ona bugünü anlatacağım. Ben oradaydım, diyeceğim ama, sen de oradaydın diyeceğim..."
Karşıyaka Gençlik Kolları'nın emektarları duygularını şöyle özetliyordu:
"Hayatımızın en anlamlı günü bugündü..."
Siyasi tarihimize "yürüyüş mitingi" diye tanımlayabileceğimiz bir deyim yerleşti.
Ayda ilk yürüyen astronot attığı adımı şöyle tarif etmişti:
"Bir insan için küçük, ancak insanlık için büyük bir adım..."
Bu benzetmeden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz:
Kılıçdaroğlu'nun attığı her adımın siyasal, toplumsal yansıması her kesimden duyulacak, her kesimde beklenti yaratacak kadar büyüdü.
Yürüyüş sürmektedir...
http://www.yurtgazetesi.com.tr/yuruyus-mitingi-makale,13708.html
*
Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür!

Süleyman KÖSMENE


05 Temmuz 2017, Çarşamba
Ahmet Yıldırım: “Gazetemizin adalet yürüyüşüne destek vermesi doğru bir tavır mıdır? Rahatsız olanlara ne söylenebilir?”
Yeni Asya’nın Savunduğu Değerler
Adalet İstemek Yanlış Bir İş mi?
Bu gün insanlar adalet istiyorlar. Gazetemiz de bu isteğe sahip çıkıyor ve satırlarında yer veriyor. Yanlış mı yapıyor?
Adalet istemek yanlış bir iş mi? Hainlik mi? Teröristlik mi? Darbecilik mi?
Bence hükümet edenlerin oturup, şapkalarını önüne koyup bir düşünmeleri gerekiyor! Bunca insan adalet istiyorsa bir dertleri vardır demeleri gerekiyor.
Olmayacak şey mi istiyor bunca insan? Adalet etmek zor iş mi? Adalet zaten hükümet edenin görevi değil mi?
Oysa bakıyorsunuz, hükümetin üyeleri ve bakanları adalet isteyenleri teröre ve darbeye destek vermekle suçluyorlar. Hiç şık olmuyor.
Adaleti Öldürdüğün Gün Devlet de Ölür
Peki, İslâm kültürü ne diyor? Kur’ân ne diyor? Kur’ân Peygamberi (asm) ne diyor? İslâm Tarihi ne diyor?
Bir defa Kur’ân, “Allah adaleti emreder.”1 diyor. Hz. Muhammed (asm) adaletli yöneticiyi yarın mahşerde Allah’ın arşında gölgelenecek yedi sınıf insanın başında sayıyor.2
Ve İslâm Tarihi adaletin birbirinden güzel örnekleriyle doludur.
.
Osmanlı’ya gelelim… Çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmed Han diyor ki: “Aklı öldürürsen ahlâk da ölür. Akıl ve ahlâk öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.”
*
Adalet neden çok çok yavaş işliyor?

Süleyman KÖSMENE


29 Mayıs 2017, Pazartesi
Muhterem adil Türk hâkimleri,
Menfur 15 Temmuz hadisesinden bu yana 10 ayı geride bıraktık. Millet olarak 15 Temmuz menfur hadisesini bu milletin ve bu devletin başına açanlara hep bedduâ ettik. Yine ediyoruz ve kıyamete kadar da hep lânetle anılacaklar. Allah bu dehşetli fitneyi plânlayanları ve serenleri Kahhar ism-i şerifiyle kahr-u perişan eylesin ve dünyada ve ahirette rezil rüsvay eylesin. Âmin.
Bu işin ahireti yok mu?
Ahkemül-Hâkimin olan Allah yarın hukuku düzgün işlettiğinde, bu adaletsiz sürecin sizleri mahkûm etmesinden sakının! Kamu vicdanında ve Allah nezdinde suçlu bulunmaktan kendinizi koruyun!
*
İlk anayasa: Medine Vesikası

Yasemin GÜLEÇYÜZ

05 Temmuz 2017, Çarşamba
Araştırmacılar insan hakları çalışmalarının 18. yüzyılda başladığını söylerler.
Bu çalışmaların cihanşümul bir anayasa haline gelmesi için iki dünya savaşının yaşanması gerekmiştir. 
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi İkinci Dünya Savaşı sonrası 1948 yılında BM Genel Kurulu’nda kabul edilen 30 maddelik bir bildiridir.
Adalet ve güven ihtiyacının had safhaya çıktığı günümüzde Veda Hutbesi gibi Medine Vesikası da başucu kaynaklarımızdan biri olmalı.
*

 
Referandum: AİHM, "ilk başvuruyu" kabul etti
Yalçın Doğan, 05 Temmuz 2017

Belki de, nihai olarak hepimizin kaderiyle ilgili bir haber.
“Adalet arayışının” serüveni olarak dün bu açıdan önemli bir gün.
Kemal Kılıçdaroğlu ,16 Nisan referandumuyla ilgili,dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuru belgesini imzalıyor. Hayır, bu imza ile birlikte, dünkü önemli haber başka.
CHP eski milletvekili, hukukçu Atilla Kart 21 Haziran’da AİHM’e referandumla ilgili bireysel başvuruda bulunuyor.
İşte şimdi, haber burada:
Atilla Kart’ın yaptığı bireysel başvuruyu AİHM dün “başvurunuz ön incelemeden geçti ve usul yönünden kabul edildi” diyerek, kabulü bir yazıyla Kart’a bildiriyor.
“Adalet” arayışında önemli bir aşama.
CHP’nin AİHM’e başvuru belgesinin imzalandığı gün, AİHM Atilla Kart’ın bireysel başvurusunu kabul ettiğini bildiriyor.
Dün onun için önemli bir gün.
*
Adaletle siyaset yapılmaz
Yalçın Bayer, 6 Temmuz 2017
Adalet aranan mahfiller, devlete nüfuz etmiş bir çete tarafından, iktidar enstrümanı haline getirildi.
İktidar gücü, sorunu farklı bir iktidar meselesi olarak değerlendirdi, Olağanüstü Hal ve kararnameler rejiminin yasamayı ve yargıyı baskılaması, ‘Adalet’mefhumunu sahipsiz bıraktı, adalette ‘miyar’ bulamayan toplumsal kesimlerin itirazı bu bakımdan önemli.
Adalet, iktidarın da sorunu olduğu zaman toplumsal barış sağlanır, dayanışma mümkün olur. Adalet yürüyüşü, üzerinde parti siyaseti yapılacak bir durum değil...
Ali Şeker diyor ki: “Demek ki, kendilerini de kaydettiklerine göre, bunu gösterdiklerinde yevmiye alıyorlar. Mehter Marşı ile yürüyüşün arkasında, önünde turluyorlar ve taciz ediyorlar, küfrediyorlar, hakarette bulunuyorlar. Kocaeli-Yalıkesiminde o provokatörleri özel olarak çektim. Onları, benim gibi birçok vatandaş, bizi korumakla görevli polislere şikâyet etti, ancak bu mobil provokatörlere müdahale eden yiğit bir polis çıkmadı. Amirleri de sessiz ve görmezdi. Haklılar, işlem yapsalar nereye gönderilecekleri belli değil. Yürüyüşçüler değil saldırganlar korunuyordu adeta!
*
Bu yürüyüş…
Zeynep Oral

06 Temmuz 2017 Perşembe
Bak çocuğum, on binlerce insanın farklı farklı nedenleri var bu yürüyüşe katılmak için. Hepsini saymaya bu gazetenin tüm sayfaları yetmez. Kısaca şöyle diyeyim:
Bu yürüyüş, insanlık onuru içindir, onurumuzu korumak, onurumuza sahip çıkmak içindir çocuğum.
Bugüne dek tanıklık ettiğim en barışçı, en uzun soluklu, en geniş ve farklı kesimlerin katıldığı yürüyüştür. Bunu böyle bil çocuğum. 
*

‘Adalet Yürüyüşü’ ve 15 Temmuz
Nuray Mert
·         Adalet istiyoruz!

07 Temmuz 2017 Cuma
Demokrasi, hak, hukuk sorunları bir yana, bezdik iktidar ve çevresinin, aynı kafada olmayan herkese, her harekete, her olaya karşı hoyratlığından, sövüp saymasından! 
*
Kılıçdaroğlu yürümeye ne zaman başladı?
Tayfun Atay


07 Temmuz 2017 Cuma
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü, Ankara Güvenpark’tan başlamadı.
O, yürümeye “Düzgün Baba”nın eteğinden başladı!..
***
Dersim’in Nazımiye ilçesinden, “seyit” ailesi sayılan “Kureyşanlar”ın yüz akı Kılıçdaroğlu’nun doğruluk, dürüstlük, hak, hukuk, adalet yolunda inanç, kararlılık ve en önemlisi sabırla günlerdir adım adım kat ettiği yolun izini geriye doğru, “Düzgün Baba”ya kadar sürmek gerekir.
Kanımca “çeliğe su verilmiş yer” orası çünkü...
***
“Düzgün Baba”, Kılıçdaroğlu’nun doğum yeri Nazımiye’nin güneyinde bir dağ kütlesi. Ama aynı zamanda bölgenin en önemli, önde gelen bir kutsal kült merkezi.
“Doğa ile uyum içindeki insanlık” halinin nişanesi bu “kült kütle”, üzerindeki kayalar, taşlar, oyuklar ve çeşmelerle yöre halkı için bir kutsal ziyaretgâh...
“Düzgün Baba”nın “kapı”sı, en tepedeki kaya üzerindeki “topları”, “evi”, “yatağı”, “mezarı” ve “kız kardeşi” Haskar’ın “mağara”sı...
Yani dağ kütlesinin her bir doğal parçası...
Kendisini doğanın bir parçası saymaktan henüz uzaklaşmamış, “Doğa Ana”ya baş kaldırmamış, “İnşaat ya Resulullah” diyerek “betona-tapar” hale gelmemiş insanlığımıza tercüme, mitsel simgeler...
*
Adalet... İşçiye de...
Özlem Yüzak

07 Temmuz 2017 Cuma
Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın açıklamaları vahim. “Suriyeliler olmasa düz işçilik yapan yok; fabrikalar durur” diyor. Bu açıklamayı şöyle de okumak mümkün: “Çalışacak köle işçilere ihtiyaç var. İnşaat, tarım, tekstil, metal gibi vasıfsız işkollarında 10-20 TL’ye gündelikle çalışan Suriyeliler var. Dolayısıyla sesinizi kesin. Eğer siz bu rakamlara çalışmazsanız, çalışacak adam var.”
Bu, hem AKP’nin emeğe ve işçiye bakış açısını özetliyor hem de Türkiye’nin uluslararası iş bölümündeki yerini. Ağırlıklı olarak düşük ve orta teknoloji üzerine inşa edilmiş bir üretim yapımız var. İmalat sanayiinde yüksek teknoloji içerikli sektörlerin katma değer payı sadece yüzde 3.3, üretim değeri payı yüzde 2.2 ve tesis sayısı payı ise yüzde 0.3.
Veysi Kaynak’ın sözünü ettiği düz işçiliğin yapıldığı düşük teknoloji içerikli sektörlerin ekonomimizdeki payına bakalım bir de: Katma değer payı yüzde 39.6, üretim payı yüzde 39.4 ve tesis sayısı payı ise yüzde 61.4.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/775843/Adalet..._isciye_de....html
Hak verilmez alınır
Mine Söğüt

07 Temmuz 2017 Cuma
Sisli ve kirli iktidarlara karşı yapılan barışçıl tüm hareketler şiddetin hedefindedirler.
Silahsız pasif direniş eylemlerini, haktan, hukuktan, adaletten bahseden söylemleri kana bulamak...
Ve haklı öfkesi ve demokratik talepleriyle sokağa çıkan insanları;
Bir bombayla, bir silahla, bir suikastla yıldırmak...
Karanlık akılların en iyi kullandığı enstrümandır.
Bugüne bu enstrümanların korkunç marifetleriyle geldik.
Bir düğmeye basıldığında hortlayan, başka bir düğmeye basıldığında ortadan kalkan terörün güttüğü bir toplum olmanın yıkımını ziyadesiyle yaşadık.
Nihayetinde bir ülke her kesimden ayağa kalkmış insanıyla omuz omuza yürümeye başladı.
İçeride, yağmalanan bir hukukun esir aldığı yığınla insan;
Dışarıda kararlı bir kalabalık, bu yağmaya başkaldıran.
Onlar... Yürüyorlar.
Ve bir gün her şeyin değişeceğine içtenlikle inandıkları bu ülkede değişimin adaletten başlaması gerektiğini biliyorlar.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/775844/Hak_verilmez_alinir.html
*
Mülkün temelinden itirazın çatısına
Mine Söğüt

05 Temmuz 2017 Çarşamba
Kendi yarattığı 15 Temmuz efsanesine sıkı sıkı sarılarak;
Ve karşısına dikilen herkese terörist yaftası yapıştırarak bu birlikteliği dağıtmaya çalışıyor.
Kötücül iktidarların başarısı, alt etmek istedikleri muhalif güçleri birbirlerine düşman etme becerilerine bağlıdır.
Başarısızlıklarının tek koşulu da ortak bir iradeyi kuşanmış farklı ama birleşik itirazları karşılarında omuz omuza bulmalarıdır.
*
Ey bre gafil Kılıçdaroğlu!
Deniz Kavukçuoğlu


07 Temmuz 2017 Cuma
Gaflet sözcüğünün sözlüklerdeki karşılığının “yanlış yolda olmak, dikkatsizlik” olduğunu biliyoruz. Salt “adalet” için bir yürüyüş eylemi yapmak niçin gaflet olsun? Toplumun geniş kesimleri de böyle düşünüyor olmalı ki Kılıçdaroğlu’na sempati giderek artıyor.
Bu sözcüğü dillerine pelesenk eden AKP yöneticilerinin dikkatlice aynaya bakıp düşünmelerini öneriyorum. Belki “esas gafillerin kim olduklarını”bulabilirler.
Bu yazıyı yazdığım sırada televizyon Avrupa Parlamentosu’na sunulan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerinin dondurulmasına ilişkin tasarının 477 evet oyuyla kabul edildiğini duyurdu. 
 Avrupa Parlamentosu’nun kararının gerekçesi 16 Nisan Referandumu sonrası yapılan anayasa değişikliğinin Kopenhag Kriterleri ile bağdaşmamasıdır.
Ey AKP’liler… Eğer bu yazılanlar arasında bir ilişki kurabiliyorsanız gerçek gafillerin kim, kimler olduğunu da buldunuz demektir.
*
Lütuf!..
Ümit Zileli | Sözcü |  07.07.2017
Cumhurbaşkanı Adalet Yürüyüşü ile ilgili ne dedi biliyor musunuz?..
-Maltepe'de bir mitingle noktalayacaklarını söylüyorlar. Şiddet yaşanmadığı takdirde sonuna kadar izin veririm. En ufak hukuksuzluk olması halinde müdahale olur!..
Kime söylüyor bunları? France 24 kanalının muhabirine!.. Muhabir doğal olarak Türkiye'deki siyasete ve yönetim biçimine "Fransız!" kaldığı için "vay be, demek Türkiye'de yürüyüş ve miting yapmak için bile izin Cumhurbaşkanı tarafından veriliyor, değişik bir demokrasi biçimi-¦" diye düşünmüş olsa gerek!..
Açıkçası, bir Türk gazetecisi olduğum, her türden "ahval ve ş..
*
Herkes için adalet!

"Bu ülkede nefes alan herkes için adalet istiyoruz. Çünkü adalet, bir gün adaleti katledenlere de lâzım olacaktır" diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu'na hak vermemek mümkün değil.
Biraz okumuş yazmış olanlar, tarih sayfalarının, burnundan kıl aldırmayan, kitlelere hükmeden, kendilerinin Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi ya da temsilcisi olduğunu zanneden kişilerin üzücü sonları ile dolu
olduğunu bilirler.
Hz. Muhammed'e ait olduğu belirtilen şu cümle de adaletin önemine
vurgu yapar:
"Kâfirlerin iktidarı bile eğer âdil ise sürebilir. Ama müminlerin iktidarı, eğer adaletsiz ise mutlaka yok olur."
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/tokmak/herkes-icin-adalet-1922732/
*

*

“Adalet yürüyüşü”ne çarpık tepkiler


Cevher İLHAN
07 Temmuz 2017, Cuma
OHAL hoyratlığında on binlerce vatandaşın sorgusuz-sualiz-yargısız tutuklanması, yüz bini aşan kamu görevlisinin KHK’larla ihrâcıyla ayyuka çıkan ve vicdanları kavuran adâletsizliklere karşı ana muhalefetçe başlatılan ve toplumun bütün kesimlerinin destek verdiği “adalet yürüyüşü”ne iktidarın garip tepkisi birçok çarpıklığı açığa çıkarıyor.
*
Türkiye’nin adâlet sorunu
Cevher İLHAN
24 Haziran 2017, Cumartesi
OHAL döneminde hak ihlâllerinin patladığı en vahimi yüz binlerce vatandaşın haksızlıklara ve hukuksuzluklara mâruz kaldığı süreçte yargının devre dışı kalması, hukuk yoluyla hak arama imkânının kalmaması Türkiye’nin adâlet sorununu gündeme getiriyor.
İktidara yakın mahfiller bile, iddianâmesi yazılmayan, uzun tutukluluklarla peşin cezâlandırmalarla, “herkesin suçluluğu ispat edilinceye suçsuz olduğu” ve “suçun şahsiliği” esaslarının OHAL’e kurban edilmesinin, garip bir şekilde “suçsuzluğu ispat kuralı”na ve “irtibat ve iltisak”la suçlanmasıyla hukukun temel kurallarının çiğnenip daha baştan muallel hale getirdiğinden ve herkesin aynı çuvala doldurulmasıyla gerçek darbecilerin yargılanmaktan kurtulduğundan yakınıyorlar.
Bunun içindir ki, suçsuzların ve mâsumların haksızlıklara ve hukuksuzluklara uğratılmaları için öncelikle ciddî soruşturma ve âdilâne yargılama için Türkiye bir an evvel bu adâlet sorununu çözmeli; aksi halde adâletsizliğin bedeli ağır olur…
*
OHAL’le vahim hal ne kadar sürer?
Cevher İLHAN

06 Haziran 2017, Salı
KHK ile yarım yüzyıla yakın akademisyenlik geçmişi sona erdirilen Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, ‘Bir KHK listesinde adları yer alan kişilerin yaşamları karartılıyor’ tesbitiyle, “OHAL uygulamasıyla dayatılan haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı bütün hak arama yolları da kilitlenmiş” diyor. 
Peki OHAL’le sebebiyet verilen bu vahim hal daha ne kadar sürecek ve ülke bunu ne kadar kaldırabilecek?
*
Hak verilmez alınır
Mine Söğüt

07 Temmuz 2017 Cuma
Her türlü kötülük nihayetinde ardına saklandığı duvarın altında kalır;
Ve hak denen şey verilmez alınır.
*

Başyargıç konuştu, artık Yargıtay hikâye
Aydın Engin


09 Temmuz 2017 Pazar
Önce G20 doruk toplantısı için Almanya’ya giderken uçağındaki gazetecilere konuştu:
“...Yargı süreci devam ediyor. Enis Berberoğlu ile ilgili verilen karar önemli bir adımdır. Bağlantısı nedir? Yurtdışına kaçmış olan kişidir. Servisi yapan bu. Bunun dışında birinci mahkemelerden çıkan kararlar var. Bunların temyizi mümkün olduğu için dikkati çekmiyor. Yıl sonuna kadar ciddi manada mahkûmiyet kararları gelecektir diye düşünüyorum...” 
Henüz bitmemiş bir yargı sürecinden söz ediyor. Enis Berberoğlu arkadaşım içinse bir ağır ceza mahkemesinin (bence hukuksal değil siyasal) bir kararı var: 25 yıl hapis. Şimdi dosya Yargıtay’a gidecek ve kesin kararı orası verecek.
İyi de kendini başyargıç” olarak gören ve sahiden de fiilen “başyargıç, en büyük yargıç, esas kararı veren yargıç” olan AKP Reis’inin verdiği fetva böyle demiyor. Enis Berberoğlu’nun besbelli ki cezası kesinleşmiş. Yargıtay kararı bir biçimsel aşamadan ibaret.
Reis bu fetva ile de yetinmiyor ve ekliyor: “Yıl sonuna kadar ciddi manada mahkûmiyet kararları gelecektir”. 
Anlaşıldı.
Reis kararı vermiş, hükmü kesmiş. Yargıtay aşaması filan artık hikâye...
Şimdi şu anda sürüp giden davaları şöyle bir gözünüzün önüne getirin.
Sanıklar ve avukatlar bu cümleyi okuyunca “Ulan harıl gürül savunma hazırlıyoruz ama anlaşılan bu nafile çaba” demeyecekler mi?
Daha önemlisi. O davaları görmekte olan anlı şanlı yargıçlar “Beraat verirsek Reis’i yalanlamış olacağız. Reis’i yalanlamak ne söz, onun görüşlerine katılmamak bile haritadan yer beğenmek anlamına geliyor” demeyecekler mi?
Ne yani, biz sanıklar, bizleri savunan ya da savunacak avukatlar, hele hele o yargıçlar “Ama anayasada Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu yazıyor” diye kendilerini avutacak kadar salaklar mı?
Galiba “Elveda hukuk” deyip “Peki şimdi ne olacak, ne yapılacak” sorusu üstüne kafa patlatmak gerekiyor...
*
Değişim
Ali Sirmen
09 Temmuz 2017 Pazar
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü bana 20. yüzyılın büyük heykelcisi Giacometti’nin “Yürüyen Adam” yapıtını hatırlattı. Bütün yapıtlarındaki ipince insanların her birinde evrenseli yakalayıp, yansıtmayı amaçlayan Giacometti’nin Yürüyen Adamı tek başına yürümektedir. Kemal Kılıçdaroğlu ise, peşine taktığı binler, yüz binlerle birlikte yürüyor. Zaten onun yürüyüşünü anlamlı ve önemli kılan da bu yanı. 
*
İnsan hakları eşittir terörizm!..
Zeynep Oral

09 Temmuz 2017 Pazar
“Yarısı burdaysa kalbimin 
yarısı Çin’dedir, doktor. 
Sarı nehre doğru akan 
ordunun içindedir.” 
Nâzım Hikmet’in, hücresinden yazdığı “Angina Pektoris” adlı muhteşem şiiri, bu dizelerle, Mao’nun “Uzun Yürüyüş”üne bir saygı duruşuyla başlar…
“Sonra, her şafak vakti, doktor,/ her şafak vakti kalbim/ Yunanistan’da kurşuna diziliyor….” diye sürer; ve o kalp her gece Çamlıca’da bir harap konakta geceledikten sonra, şiiri şöyle bitirir Nâzım:
“Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis, 
işte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden bende 
bu angina pektoris… 
Bakıyorum geceye demirlerden 
ve iman tahtamın üstündeki korkunç baskıya rağmen 
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor.” 
Hapishane hücresinden, demir parmaklıklardan, dünyanın her yerine uzanmanın ve evrenselliğe ulaşmanın çarpıcı bir örneğini oluşturan bu şiiri, 25 gündür süren ve bugün Maltepe’ye varacak “Adalet Yürüyüşü” sırasında çok sık düşündüm. 
*
Evren’in adaleti bile...
Ahmet Tan

09 Temmuz 2017 Pazar
“Adalet değil, gaflet yürüşü bu” diye hopladı. Hem de bir Fransız TV kanalına. Başkası yapsa çoktan ülkesini şikâyet eden hain olmuştu.
Ardından, Binali Bey,
“Kabak tadı verdi!” diye zıpladı. Günlerdir, gündemin elden kaçtığına mı kızsalar...
Dalga dalga kabaran, adım adım çoğalan kalabalıklara mı öfkelenseler...
Yoksa on binleri arkasına takarak “Seseka Müdürü” diye dalga geçtikleri bir genel başkanın koşar adım liderliğe “evrilmesi”ne mi yansalar.
“Lider” tehlikeli bir sözcük zaten... Ingilizce “lead” eden, öncülük edip peşi sıra sürükleyen demek. Bugüne dek kendisinden başka birisi çıkmadı zaten...
Çıkabilme ihtimali olanları ise daha “beşiğinde” iken ya boğdurdu ya da yemleyip kapısına bağladı.
Ankara-Istanbul yolu yürümekle elbette aşınmadı.
Ama ana muhalefet başkanının attığı her adım iktidarın hatta kuyruklarının bile sinirlerini yıprattı.
Ne yapacaklarını, ne diyeceklerini şaşırdılar.
“Yürüyüş” ile “terör” arasında söylem geliştirmeye bile çabaladılar. Bu tutumun, kendilerine mideden bağlı, bazı karanlık ruhlu ve gözü kara kişileri tahrik edebileceğini bile düşünemediler. 
*

Siyah Kuğu Beyaz’a dönerken!
Işıl Özgentürk

09 Temmuz 2017 Pazar
Siz bu satırları okurken, ben yürüyüşte olacağım. Dünyamız “Siyah Kuğu” zamanından Beyaz Kuğu zamanına geçmek için acılar içinde ama var gücüyle direniyor. Her yerde yürüyüşler, kitlesel protesto eylemleri artık sürdürülemez olan vahşi kapitalist sistemi sarsmaya başladı. Bildiğimiz kadim bilgiler Siyah Kuğu’nun Beyaz Kuğu’ya geçmesini açıklayamıyor. Örneğin artık geçmişte tanımlanan “işçi sınıfı” yok. Teknolojinin inanılmaz hızı, yepyeni bir işçi sınıfı oluşturdu. Artık kapitalizmin yeni köleleri onlar. Asıl isyan onlardan geliyor, örneğin Hamburg’da on binlerce insan, çalışan, işsiz kapitalizmin uşaklarını protesto ediyorlar
*
Adalet algısı
Fatma Çelik, 09.07.2017
1980'li yılların başı… Alman sosyologlar Werner Güth, Rolf Schmittberger ve Bernd Schwarze tarafından bir deney yapılır.
İki kişi deney için çağrılır. İçlerinden biri kura ile seçilir ve ona 100 dolar verilir. Bu parayı kendisi ve diğer kişi arasında 'istediği oranda' paylaştırmasını ancak parayı alıp gidebilmesi için 'ikinci kişinin paylaşım oranını kabul etmesi' gerektiğini, aksi halde parayı alamayacaklarını söylerler.
Klasik iktisat teorisi der ki, insanlar akılcıdır ve kendi çıkarları uyarınca karar alırlar.
Bu teoriye göre, kendisine düşen para miktarı az da olsa, netice de bu para havadan gelen bir paradır ve kendi çıkarlarını düşünen her akılcı insan gibi, ikinci kişinin bu parayı kabul etmesi gerekir.
Ancak deney, beklenildiği gibi sonuçlanmaz.
Birinci denek kendi payını yüzde 50'den fazla aldığı zaman, deneye katılan 2. kişi teklifi reddeder. Üstelik bu deney pek çok ülkede uygulanır; tüm kültürel ve ekonomik farklılıklara rağmen sonuç aynıdır. Kendilerine 1. kişinin belirlediği "havadan gelen" parayı alıp eve dönmek, tercih edilen bir seçenek olmaz. Ekonomik geliri düşük insanlar dahi aynı tepkiyi vermektedir.
Yani, insanlar "kendilerine göre" bir adaletsizlik oluştuğunda bunu kabullenmemektedir. Oysa parayı dağıtan taraf için her şey ne kadar da adildir değil mi? Neticede yetki ondadır; elbette ki kendine daha çok pay alacaktır!
*
Adalet yolu nasıl açılır?
Orhan UĞUROĞLU
09.07.2017

2002'den 2017'ye 15 yıllık tek partili bir iktidarın Türkiye'yi tam ve eksiksiz demokrasiye, gelişmiş ülkeler standartlarının da üstünde bir seviyeye taşımasını beklerdim.
Heyhat, bırakın demokrasiyi, bırakın medya özgürlüğünü, bırakın ekonomik açıdan yükselmeyi, bırakın insan haklarını en azından ülkede Adalet sağlayacağını beklerdim.
Adındaki Adalet kelimesinin her bir AKP'li için "olmazsa olmaz ön şart" olduğunu yaşamak isterdim.
Adalet için ana muhalefet liderinin Ankara'dan İstanbul'a siyaseten değil Adalet için muhteşem bir yürüyüş yapmak mecburiyetinde kalacağını hayal edemezdim.
Hatalar ve pişmanlıklar ile geçen 15 yılın sonunda Türkiye'nin ne hale geldiğini en iyi bir zamanların yıldızı parlak AKP'li siyasetçisi Bülent Arınç, "Türkiye'nin yarısı bizden nefret ediyor" diye tanımlamıştı.
16 Nisan'da tescil oldu Arınç'ın bu sözü.
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) tam kanunsuzluk kararı ile referandumu AKP lehine sonuçlandırması akla hayale gelmeyen hukuki bir skandal oldu.
Anayasa resmen çiğnendi ki Anayasa Mahkemesinden de "bana ne" anlamında destek gelerek YSK kararına yapılan itiraz reddedildi.
Anayasanın çiğnenmesine göz yumacak bir Anayasa Mahkemesine ne gerek var ki?
Yasaları YSK çiğneyecek ise benim de çiğneme hakkım da doğar mı?
Adalete bir ülkenin olmazsa olmaz en önemli kavramlardan birisidir.
*
Adalet'in yürüyüşü tamam, arayışa devam
Tuncay MOLLAVEİSOĞLU,  09.07.2017

Yollarına gübre döküp, anlamına çamur attılar;
"Terör örgütlerinin işine yarayacak!"
"FETÖ emri verdi, Kılıçdaroğlu yollara düştü" dediler...
Görüldü ki, yürüyüş devam ediyor; iktidar bu sefer "Biz lütfettik de yürüyorlar" açıklamasını yaptı.
Demokratik hak, lütufmuş gibi sunuldu!
"Provokasyon yapılacak!" , "Bombalı saldırı olabilir!" açıklamaları ile korteje katılımın artması engellenmek istendi...
Sosyal medyada Kılıçdaroğlu için ölüm tehditleri yapıldı...
Peki ne oldu?
Kemal Kılıçdaroğlu hükümet ve yandaş koronun onca iftirasına ve ithamına rağmen adalet yürüyüşünü bugün tamamladı.
"Adalet yürüyüşü zamanın ruhuna uygundu..."
Vatandaş en yakıcı sorunu ile ilgili ilk kez bir eyleme tanık oluyordu...
Hepsi adalet selinin içinde kayboldu gitti...
Önemli olan bu yürüyüşün toplumun hafızasında ve hatırasında bırakacağı tortudur.
Geriye "adalet arayışı" kalacaktır ki, bu da yürüyüşün başarısına işarettir.
*
CHP’nin adalet yürüyüşünün arka planı
19 Haziran 2017 Pazartesi

Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto eden ve yandaşlarını adalet yürüyüşüne davet eden Kılıçdaroğlu’nun yol arkadaşları yine terör örgütleri oldu. PKK-FETÖ ve Gezi provokatörleri CHP’yle kol kola girdi. Büyük fotoğraf bu. Anlaşılan küresel güçler, CHP liderine Türkiye’yi karıştırma ve yeni bir 15 Temmuz oluşturma yönünde misyon yüklemişler. FETÖ ile gerçekleştirilemeyen işgal girişimi, şimdi CHP ile devam ettirilmek isteniyor. Bunun başka izahı olmaz. Zira adalet sokaklarda değil, milleti temsil eden Meclis’te aranır.
Kılıçdaroğlu "dış müdahale" çağrısında bulundu mu
Barış Zeren, 09.07.2017
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun The Guardian’a Adalet Yürüyüşü hakkında yazdığı makale Türkiye kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı.
2014 yılından beri Erdoğan’la işbirliğini gizlemeyen Perinçek partisi, makaleyi “Türkiye’ye uluslararası müdahale çağrısı” olarak duyurdu. CHP yanlısı kamuoyu figürleri ise bunun çarpıtma olduğunu söyleyerek Aydınlık’tan özeleştiri hatta istifa istediler. Ortalık Türk siyasetinin klasik gidişatı gereği toza dumana bulandı. Peki işin gerçeği nedir? İşin gerçeği, The Guardian yazısının bir önemi olmadığı, asıl yazının New York Times’taki olduğudur.
Öncelikle The Guardian yazısına değinelim. Bu yazının Türkçesi CHP sitesinde ve basında yayınlandı. Ortada Türkiye’ye müdahale çağrısı elbette yok. Olamayacağı için de Perinçek partisi alt metin okuma, imalar arama gibi yöntemlere başvuruyor. Odaklandıkları paragrafta, bütün dünyada yükselen “illiberal” yani –CHP çevirisiyle– “özgürlük düşmanı” popülistlere karşı “liberal” yani “özgürlükçü demokratlar” yeni demokratik araçlar geliştirmeli” ve “bunları uluslararası düzeyde paylaşmalı” diyor. Bu sözlerde, liberalizme uzun süredir kaymış CHP’nin Batı ile aynı frekanstan konuşma, bütün dünyadaki gündemle Türkiye’yi ortaklaştırma kaygısı olduğu çok açık. Bir başka açık olan da, bu sözlere basarak yüksek suçlamalara atlamanın ne gazetecilik ne politikacılık olduğu.
Odatv.comhttp://odatv.com/kilicdaroglu-dis-mudahale-cagrisinda-bulundu-mu-0907171200.html
*
İktidar niçin adaleti çiğniyor?
 Arslan BULUT, 25.07.2017
İslâm dini de böyle bir adalet öngörüyor. O halde İslâmı kullanarak iktidar olanlar, neden adaleti çiğniyor? Milleti millet yapan değerleri yıkmak için mi? Sonuç bu!

*

Türkiye’nin geldiği hukuk düzeyi, son derece acı
12 Temmuz 2017, Çarşamba
KHK’yla Marmara Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen Türkiye’nin en deneyimli hukuk profesörlerinden İbrahim Kaboğlu, “Türkiye’nin geldiği hukuk düzeyi son derece acı, kahredici ve öfkelendirici” dedi.
Hukuk, insan hakları ve hukuk devletini savunmanın önemli olduğunu vurgulayan Kaboğlu, “Çünkü karşımda bir muhatap yok. Marmara Üniversitesi mensubu bir kişi olarak üniversite yönetimi var, onun bağlı olduğu Yüksek Öğretim Kurulu var ve KHK altında imzası olan hükümet var. Adeta bu üç merci üç maymunu oynuyorlar. Görmedim, duymadım, konuşmadım. Bu tabii ki insana acı veriyor” diye konuştu. “Türkiye’nin geldiği hukuk düzeyi son derece acı, kahredici ve öfkelendirici.
*
Adalete karşı büyük yenilgi
Ahmet GÜRSOY,  12.07.2017

Gördünüz mü halkı... İşte böyle bir Türkiye var. Yalanlardan,  haksızlıklardan, kara propagandadan bıkmış ve farkında olan bir halk var. Cumhurbaşkanının daha önceki açıklamalarından öğrendiğimize göre 2-2,5 milyonluk Maltepe miting alanını tıka basa doldurmuş bir halk.


*
AKP sonrası Türkiye’yi düşünmek

Dinçer Demirkent,13 Temmuz 2017

ZORLUKLAR, ZORUNLULUKLAR
Hukuk devleti olarak adlandırdığımız, yurttaşlar açısından öngörülebilirlik sağlayan bir hukuk düzeni ve bütün organların anayasa ve hukukla bağlı olduğu bir devlet formunun tamamen ortadan kaldırıldığı, bütün aygıtların tek bir kişinin hırs, hınç ve ihtiraslarına yamandığı bir rejimin sonrasını düşünmek hem çok kolay hem çok zordur. AKP iktidarı demokratik sınırları çoktan tüketmiş ve 20 Temmuz darbesiyle anayasayı ortadan kaldırılmıştır. Bu durumda en yanlış düşünce, “AKP OHAL’i kaldırmayacak, 16 Nisan plebisitinde yaptığı gibi her gayrimeşru yolu kullanarak seçim kaybetmeyecek, iktidarı bırakmayacak” cümlesiyle özetlenebilir.

*
Allah adaleti emreder
Sertaç LÜSER
01 Ağustos 2017ı
 Cuma hutbesinin sonunda “ Şübhesiz ki Allah, adâleti, iyiliği ve akrabâya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder; fuhşiyâttan, kötülükten ve azgınlıktan da men’ eder. İbret alasınız diye size(Allah, böyle) nasîhat eder”( Nahl Suresi, 90, 3) diye başlayıp okunan Ayeti, şimdi daha iyi anlamakta ve üzerine basa basa tekrar etmekteyiz.


*Hukuk devleti ve adaleti-1

Ahmet BATTAL

25 Temmuz 2017, Salı
Bu yazı “on beş Temmuz şehitlerinin hesabını kimden soracağız, elbette bütün ...öcülerden” diyen dostlara samimi ikazdır: Hesabı, kim suçluysa ondan soralım.
Peki kim suçlu? Adaleti nasıl sağlarız?
Bu seride bu soruların cevabını yazacağız.
Ama biz bu adalet yazıları yazdıkça, bazıları, yine, “siyasetten uzak durmak gerek” deyip Kur’ân’ın adalet dersini görmezden gelmemizi istiyorlar.
Diğer bazıları da “şimdi hata gösterme veya adalet isteme zamanı değil, şimdi hükümete ve devlete tam destek olma zamanı” diyerek devleti hükümetle karıştırıp ardından da zulme sessiz kalıyor yani zulme rıza gösteriyorlar. Halbuki vicdan sahipleri için “doğruya doğru yanlışa yanlış” diyebilmek çok kolay!
Yeni Asya işte o “çok kolay”ı yapıyor. Kur’ân’ın çağdaş tefsiri olan Risale-i Nur’dan aldığı adalet dersini, kırk sekiz yıldır, bütün muzır manilere rağmen, elinden geldiğince neşrediyor.
Bir özeti şudur:
Mukaddes Kitabımız Kur’ân’ın dört esasından biri adalettir. (İbadet dahi insan davranışlarındaki adaletin adıdır.).
En geniş kapsamlı ibadet olan namazın kalbi hükmündeki Fatiha’da, Kâdir-i Mutlak olan Allah’tan ısrarla talep ettiğimiz “sırat-ı müstakim”, her türlü ifrat ve tefritten uzak kalarak yani adalet içinde yaşamak demektir.
Allah mutlak adildir. Allah zulmetmez. Zulmedenleri de sevmez.
İnsanlar kendilerine ya da başka insanlara zulmeder ama inanırız ki kader daima adalet eder.
Bu sebeple, hak etmediği halde insanlardan bir kötülük gören her yetişkin şöyle düşünmeli:
“Bu da benim musibetim ve imtihanım. Hakkımı elbette bu dünyada hukuk içinde kalarak arayacağım. Ama burada alamasam da ahirette Allah’ın adaleti tam tecelli edecek ve ben de zalimden hakkımı alacağım”.
Ama şunu da düşünmeli:
“Ben masum iken benim başıma bu musibeti getiren Allah acaba bana bununla ne anlatmak istiyor? Hangi hatayı yaptım ki kader bu musibeti yaşamama izin verdi?”
Cevabını kendi içinde yaşasın yeter.
Adalet herkese kesin emirdir.
Kişiler kendi kendisine karşı ve çevresine karşı ilişkilerinde adil davranmalı.
Devlet de bütün işlerinde adil davranmalı.
O halde önce ana soru: Adalet nedir?
Adalet haklıya hakkını vermektir. En önemli hak hayat hakkı ve hürriyettir. Haklının hakkını bu dünyada korumak ve vermek devletin vazifesidir.
Devleti devlet yapan adaletidir.
Adalet ise en asgarisinden, masumun hakkını korumaya öncelik vermeyi gerektirir. Buna adalet-i mahza yani mutlak/tam adalet denir.
Adalet ayrıca suçluya cezasını vermektir. Bu da devletin vazifesidir.
Ama “suçluya ceza vereyim” ya da “kamu düzenini koruyayım” derken masumun hakkını göz ardı etmek “haklıya hakkını vermemek” anlamına gelir ki bu adalet değil zulümdür. Birileri buna da adalet dese de zulümdür. (Mesela bazı halife-padişahların, masum kardeşlerini, fetva da bularak, “ileride iktidarıma talip olabilirler, devleti bölebilirler” korkusuyla ve sırf bir ihtimal üzerine öldürtmesi adalet değil zulümdür.)
Nitekim “men katele nefsen …” ayeti, mealen, “bir masumu öldüren bütün insanlığı öldürmüş kadar büyük bir günah işlemiş olur” diyor.
Aynı şekilde “ve lâ teziru …” ayeti de toptancı davranışlarla “kurunun yanında yaşı da nemliyi de yakan” bir adalet anlayışını reddediyor.
Bu kural elbette hem insanlar ve hem de insan grupları, cemaatler, siyasi partiler vb. için geçerlidir.
İdam mahkûmları bir gemiyi ele geçirip kaptanı rehin almış olsalar ve gemiyi kullanarak kaçmaya çalışsalar, onların kaçmasını engellemenin tek yolu da o gemiyi batırmak olsa, o masum rehine o gemide bulundukça ve kendisini feda etmedikçe gemiyi batırmaya hakkımız yoktur. Zira masumun hayatını ve hakkını korumak suçluya ceza vermekten önce gelir.
Çok masuma zarar veren bir suçluyu cezalandırabilmek adına başka masumların hakkını ihlal eden devlet, asla hukuk devleti olamaz. Hangi masum güvenir o devletin hukukuna ve adaletine!
Hukuk devleti olmanın şartlarını ayrıca sayalım...
*
Hukuk devleti ve adaleti - 2

Ahmet BATTAL, 27 Temmuz 2017
Hukuk devletinin adalet için uyacağı kurallar ana hatlarıyla bellidir:
1. Savunma hakkı kutsaldır.
2. Hâkimin amiri yoktur.
3. Hukuk devletinde kanunsuz suç ve ceza olmaz.
4. Kast yoksa suç yoktur..
5. Şüpheden sanık yararlanır.
*
ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NÜN ALT OKUMALARI
Eklenme Tarihi: 12 Ağustos 2017 Cumartesi

Bilinçaltı keşfedildiğinden beri emperyalizm halkların bilinçaltına yönelik de çalışıyor. Algı yönetimini böyle yürütüyor.

Bu durumda, sömürülen ve sömürgeleşme tehdidiyle karşı karşıya bulunan ulusların, ülkelerinde olan bitene yönelik ‘alt okuma’ diyebileceğimiz türden okuma becerileri de geliştirmeleri gerekiyor.

Bu bakış açısı, en başta gelen eksiklerimizden biri. Fakat daha önemlisi de var.

Emperyalizmin ülkemizde ister güdüleme yoluyla, ister satın alma yoluyla olsun, düşünmesine egemen olduğu kişiler, kurduğu ya da desteklediği gazeteler, televizyonlar, radyolar, bu kişiler ya da kuruluşlar aracılığıyla denetimi altında bulundurduğu hattâ gizli gizli yönlendirdiği siyasal partiler, meslek odaları, kendilerinin Sivil Toplum Kuruluşu demeyi yeğlediği vakıflar, dernekler v.b. örgütler bulunabilir. Bu çok doğal. Doğal olmayan, bu yöntemlerin ülkemizde yürürlüğe konmuş olabileceği yerler, kişiler ve eylemler konusundaki uyanıklığımızın, inanılmaz derecedeki düşüklüğü.

Şunu hemen söyleyelim ki, toplumumuz, ulusal varlığımız çökertiliyor. Hem de yalnızca devlet değil… Toplumsal dirliğimiz de çökertiliyor. Zaten yalnızca birinin çökertilmesi hem olanaksız hem de yetersiz. Çünkü bunlardan hangisi yaşarsa, öbürünü ayakta tutuyor.

Yazıyı çağrışımlara kaptırmadan konuya dönüp, Adalet Yürüyüşü’nün konumlanış açısından gerçek anlamını okumaya çalışalım.

Yürüyüşün yönü terstir.

Adaleti yok ettiği öne sürülenler, bu yok etme işlevlerini başkent Ankara’da gerçekleştirmektedirler. Yürüyüş, onların bir davranışları üzerine başlıyor. Öyleyse bu yürüyüşün, o adaletsizliğin yaşandığı yerden başkente, yönetici koltuklarının bulunduğu Ankara’ya doğru olması gerekirdi.

Peki ama, kim, istendiğinde geri vermek zorunda kalacağı şeyi yok eder? Eğer yok etmişse, geri vermeme kararıyla yok etmiştir. ‘Senden adaleti geri istiyorum’ demekle, bütün ülkeyi dolaşsanız yine ondan adaleti geri alamazsınız. Bu yürüyüşü düzenleyenler bunu bilmezler mi?


Adaleti yok eden, istemekle bir daha geri vermez. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Öyleyse, Yürüyüşçü’nün adalet isteme biçimi ne anlama geliyor?

Adalet, adaleti yok edenden istenirse, bu, onun iktidarını benimsetme işlevi görür. Yürüyüşte, adaleti yok ettiği söylenen iktidardan geri istemenin alt okuması budur.


Bu çelişkileri önemli bulmayanlar için bir kez daha anımsatalım: Ahmet Taner Kışlalı, altkimlikle üstkimliğin başka başka şeyler olduğunun, etnik kimliklerimizi bize üstkimlik, yani ulusal kimlik diye yutturmaya çalışan Batılı emperyalistlerin kendi ülkelerinde bu konularda tam tersi yönde sert bir kararlılık ve ödün vermezlik içinde olduklarının en etkili, en başarılı anlatıcısıydı. Öldürülme nedeni de buydu.

Sonuç olarak, hepsi telgrafhane.org sitesinde yayımlanan beş yazı boyunca irdelemeye çalıştığımız yürüyüşte ve Yürüyüşçü’deki bütün çelişkiler, asıl amacın Adalet Yürüyüşü değil, bir yandan Yürüyüşçü’nün koltuğunu sağlama alırken, bir yandan da ‘patlamaya karşı denetimli enerji boşaltımı’ yapılmış olabileceğini, çok güçlü bir olasılık olarak önümüze seriyor.



Hürriyet Yaşar

*
ADALET YÜRÜYÜŞÜ YORUMLARINA TOPLU BAKIŞ
 Eklenme Tarihi: 31 Temmuz 2017 Pazartesi
Yürüyüşün değerlendirilmesinde Yürüyüşçü’nün bu özelliklerini, TESEV-Soros üzerinden kurulu bağlantısını unutmak, bunu denklem dışı bırakmak, görmezlikten gelmekte diretmek, yanlış düşünüp yanlış yapmaya razı olmak demektir.
Yürüyüş sanıldığı gibi siyasal dengeleri değiştirmeyecek, tersine, karşıdevrimci ve dinci siyasal iktidarın kurmak istediği faşizmin yerleşmesini güçlendirecektir. Çünkü yürüyüşün, Yürüyüşçü’nün partisindeki yerini sağlamlaştırmak dışında hiçbir pratik sonucu olmayacaktır. Yürüyüşçü’nün Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) uygulayıcıları için neden Kurucu Parti’nin başında kalması gerektiğini ayrıca söylemeye gerek var mı?

“Yürüyüş, iktidarın elinden gündem belirleme insiyatifini aldı” yorumuna gelince… Acaba gündemi iktidarın elinden mi aldı, yoksa birtakım işlerin gündemden kaçırılmasını mı sağladı, düşünmeye değer. Yürüyüş günlerinde Türkiye’nin uğraşması gereken konular arasında Kıbrıs’tan çekilme zorlaması, Katar bunalımı, ‘büyük ve bağımlı İsrail’ tasarımının taşeronlarından Barzani’nin Kürdistan referandumu, Türk ordusunun askerlerinin ‘hızlı ve haksız para kazanma hırsı’ görüntüsü altında yığınlar halinde defalarca zehirlenmeleri, referandumdan kaçırılan ‘hayır’ oylarının yerine mühürsüz pusulalarla ‘evet’ oylarının doldurulması biçiminde gerçekleşen irade hırsızlığının üstesinden gelinmesi zorunluluğu vardı. Daha düzenli bir anımsama çabasıyla, önemli başka gündem maddeleri de saptanabilir.

Yürüyüşçü için, “Papa’nın Müslüman olma ihtimali, onun Atatürkçülere faydalı olma ihtimalinden fazla” diyebilecek denli açık sözlü bir köşe yazarımız bile yürüyüşe katılıyor ve o saptamasına karşın Yürüyüşçü’ye yönelik eleştirilerine ara veriyorsa, hem konu iyice nazikleşmiş hem de oyun içindeki oyunun görünüp tanınması alabildiğine güçleştirilmiş demektir.

İçinde bulunduğumuz durumun bir başka özelliği de, kuşkudan vazgeçme, Yürüyüşçü’nün TESEV’ci kimliğini ve TESEV’in Soros’la ilişkisini unutma eğiliminin, katılımcı çoğunluğa bakınca kolayca bulaşıp yayılabilmesidir.
Düzenin görünmeyen patronları ve gerçek dümencileri, denetimlerinde olmayan önderlerden hiç hoşlanmazlar.

Tüm yorumcuların saptadığı ‘genel başkanlıktan önderliğe yükselme’ sonucunun içine gizlenmiş gerçek sonuç:

Pusulası Soros ve TESEV yapımı olan Yürüyüşçü’nün, emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi doğrultusunda partisini güdüleme gücündeki azalma giderilerek en yüksek düzeyine çıkarılmıştır. Bu, Cumhuriyetin henüz yitirilmemiş değerlerini korumak ve yitirilmiş değerlerini yeniden kazanmak isteyen asıl yürüyüşçü kitlelerin sevineceği bir sonuç değil, onlara karşı hazırlanan bir sonuçtur. Bu amaçla Yürüyüşçü’nün siyasal tutumuna yapılan her ayarda şaşırıp geri çekilen parti içi muhaliflerin Yürüyüşçü’deki şaşırtıcı çıkışları bu açıdan da düşünmeleri, siyasal kimliklerinin kendilerine yüklediği savsaklanamaz bir yurttaşlık görevidir.

Yürüyüş çok önemli bir sonuç daha yaratmış, daha doğrusu Cumhuriyet Mitinglerinden, Gezi’den ve sonucu mühürsüz oylarla tersine çevrilen referandumdan sonra, bir şeyi ortaya çıkarmıştır:

Yürüyüşün ve mitingin sayısal büyüklüğü, halkın geniş kesimlerinin, şimdiki iktidarın istediği din devletine ve yıkılışa sürüklenmenin karşısında olduğunu apaçık ortaya koymuştur. Ancak, Yürüyüşçü’nün kimliği, bu yürüyüşün toplumda biriken enerjiyi denetimli bir eylemle bir yerden akıtıp boşa çıkarma sonucunu doğuracak bir kimliktir. Amaç da zaten buydu.

Yürüyüşün en büyük ve etkili işlevlerinden biri, referandum sonuçlarını, geçersiz oyların geçerli sayılmasına karşı verilen savaşımı sönümlendirip benimseterek yerleştirmek ve perçinlemek olmuştur. Artık bundan sonra halkın dinamizmine, öz gücüne, kendi iradesine değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi yurtdışı kapılara dilekçeyle başvurularak adalet beklenecektir.

Yürüyüşçü’nün yakasına astığı görevle taban tabana çelişen tek perçinlemesi değildir bu. Bugünden geriye doğru gidersek, kendisinin “20 Temmuz Darbesi” dediği karşıdevrim altüst oluşunu, Yenikapı mitingine katılarak yine kendisi perçinlemiştir. Haziran 2015 seçimlerinde iktidardan düşmüş partiyi, seçim yenilemeyi halka benimseterek Kasım 2015’te yeniden iktidara oturtacak ‘bekleme’ manevrasının da en önemli oyuncusudur kendisi.

Son sözümüz, yürüyüşün yorumcusu aydınlara ve yürüyüşten umutlanan bağımsız cumhuriyetçilere:

‘Oh be’ deme susamışlığı, anlaşılır bir gereksinimdir. Ancak toplumu aydınlatma görevinde olanların, düşünürken ‘oh be’ susamışlığına kapılmaları, aydınlar açısından düşünce tembelliği ve sorumsuzluktur. Bu tembellik ve sorumsuzluğun aydınlar için hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Olan biteni anlamaya çalışırken çelişkileri değerlendirme dışı bırakmak, değerlendiricinin yaşayacağı felaketlerin hazırlayıcısıdır. Toplumsal olaylarda ise bu felaketleri toplumca yaşıyoruz. Dinci karşıdevrimin yapılabilmesi, ‘tek adam’ı Saddamlaştırarak ülkeye el koyulabilmesi ve BOP içinde Kürdistan görünümlü bağımlı İsrail’in kurulabilmesi için, Mustafa Kemal’in partisinin düşünme yetisinin yok edilmesi gerekiyor.

Bu yıkım ve BOP sürecine karşı ülke direncini ayağa kaldırabilecek biricik partiyi hep edilginleştirme işlevi görmüş olan Yürüyüşçü’nün düşünsel ve eylemsel kimliğini, çelişkilerini değerlendirememek yalnızca parti için değil, yalnızca ülke için değil, dünya için çok acı sonuçlar doğurabilecek önemdedir.



Hürriyet Yaşar

telgrafhane.org
*
AYAKLARI YORMADAN ÖNCE KAFAYI YORMAK
Eklenme Tarihi: 17 Temmuz 2017 Pazartesi
İşin içinde iş varsa… İşin içindeki iş görünmesin diye öyledir.

Sevilecek işlerin içine yerleştirilmiş ama görünmeyen başka işleri görebilmek için, güvenilmezlik etiketi sağlam gerekçelerle yazılmış olanların o işler karşısında nasıl tutum aldıklarına, o tutumu alış biçimlerine de bakılmalı.

Cumhuriyet tarihini okumayan, karşıt TV kanallarını seyretmeyip bütün bilgilenmesini o malum kanaldan aldıkça akı kara, karayı ak görmeye başlayanların düşünmesini güdüleyen kanalın ne yaptığına bakmak da iyi bir ayrıştırıcı, bulanıklık giderici, etkin bir durultucudur.

Bu Yürüyüşçü 15 Temmuz’dan sonra asker okulları, Harp Akademileri, Asker Hastaneleri kapatılarak başka bir ordu kurulmasına geçilirken neredeydi?

Bu Yürüyüşçü, darbecileri içeri atma furyasında Atatürkçü askerler de içeri atılırken neredeydi?

Bu Yürüyüşçü, bütün bilim okulları yarının dinci karşıdevrim militanlarının yetişeceği inanç okullarına dönüştürülürken neden hiç ortada görünmez?

Ülkemizin işgal hazırlığında Saddam yaratma planının içinde gibi görünen bir gazeteci içeri atıldığında mı birdenbire adaleti anımsadı ve uykusundan fırlamış gibi kendini otobana atıp ramazan günlerinin kavurucu yaz sıcağında yüzlerce kilometre yürümeyi göze aldı?
Hürriyet Yaşar

telgrafhane.org
*
ADALET YÜRÜYÜŞÜ MÜ, KURUCU PARTİ YÖNETİMİNİ ELDE TUTMA TAKTİKLERİ Mİ?
Eklenme Tarihi: 1 Temmuz 2017 Cumartesi

Resmin tümünü görebilmek gerekiyor.

Halkların temiz vicdanlarına ‘Bağımsız Kürdistan’ diye yutturulmaya çalışılan, gerçekte ‘Bağımlı Büyük İsrail’ mi?

Evet.

Bunun için, bölgedeki devletler haritasının yeniden çizilmesi, büyük ve ulusal devletlerin parçalanması gerekiyor mu?

Evet.

O devletlerin yönetim biçimlerinin tek adam yönetimi olması, çözülme sürecini kolaylaştırıyor mu?

Evet.

O ülkelerin halklarının, ‘zalimlerden kurtarılmayı bekleyen geri kalmış zavallılar’ topluluğuna dönüştürülmesi, bunun için de, o tek adamların birer Saddam’a dönüştürülmesi gerekiyor mu?

Emperyalist efendilerin uluslararası kamuoyunun gözünde, ‘uygar dünyanın temsilcileri’ kimliğiyle müdahale hakkı kazanmaları gerektiği için… Evet.

Irak’ta bu süreç bitti, Bağımsız Kürdistan diye yutturulan ‘Büyük ve Bağımlı İsrail’in bir parçasının kurulması aşamasına geçiliyor.


Hürriyet Yaşar

telgrafhane.org
*
ADALET YÜRÜYÜŞÜ MÜ, ALGI YÖNETİMİNDE ‘MUHALEFET’ ROLÜ MÜ?
Eklenme Tarihi: 20 Haziran 2017 Salı
 “Türban sorununu biz çözeriz” savındaki gizli anlamın ‘türbanı kamuda serbest bırakmak’ olduğu anlaşılan, kimdi?

Etkinleşmeye başlayan Atatürkçüleri Atatürk’ün partisinden atan yetkili ve etkili kimdir?

Devletin kadrolarını darbecilere teslim ettiklerini 15 Temmuz’dan sonra itiraf edenlerin yönetimden uzaklaştırılması yönünde halk iradesi yaratması gerekirken, daha sonra “kontrollü darbe yapmak”la suçladıklarına destek olmak üzere Yenikapı mitingine, çoktan öldürülmüş demokrasinin ruhunu aramaya partisini götüren kimdir?


En son… Yasaya göre geçersiz sayılması gereken mühürsüz oy pusulalarının Yüksek Seçim Kurulu kararıyla geçerli saydırıldığı referandumun sonuçlarını reddedişinde partililerin ve tüm ‘hayır’cıların tepkisini ve ilgisini çeken cılızlığından sonra, partisini 2019 başkanlık seçimlerinde kimin kazanacağını konuşmaya yönelterek, mühürsüz pusulalarla alınan sonuçların benimsenmesine hizmet eden kimdir?

Bütün bu yaptıklarından sonra tam genel başkanlığı partisinde yeniden sorgulanırken “Adalet Yürüyüşü”ne çıkmanın anlamı adalet midir, yoksa düşünme-değerlendirme yetisini kullanması engellenen partinin yönetiminin başkasına geçmesine, görünmeyen birilerinin engel olma çabası mı?

Bu kişiyi işbirlikçi-dinci faşizmle savaşıyor diye yutturmaya çalışmak, muhalefet eylemi “Köprüyü sattırmam” demekten ibaret kalmış orta-sol dublör Necdet Calp’in işbirlikçi 12 Eylül faşizmiyle savaşacağının halka yutturmaya çalışılmasına benzemiyor mu?

Hürriyet Yaşar

telgrafhane.org

*
Efendiler gericilik, halk adalet ve laiklik istiyor
TURAN ESER 15.08.2017
Aklın aydınlanmaya, adalete yol açan eleştirel ve özgür düşünme hakkı yerine, karanlığa ve gericiliğe yol açan aklın hurafe ve dogma hamallığına davet ediyorlar. İtiraz eden eleştirel akla ve hak temelli adalet arayışına karşı, tıpkı Ortaçağ döneminde olduğu gibi “cadı avı” başlatıyorlar. Gazetecisinden, siyasetçisine, muhalif sözü olan herkesi cezaevine tıkıyorlar.
Hak, hukuk ve adalet talep edeni “vatan haini”, “iç ve dış mihraklar” ve “yalancı terörist basın” diye hedef gösteriyorlar. En temel insan hakkı talebine bile tahammül göstermeyen, popülist otoriter “liderler” Ortaçağ referanslarıyla muhalefetlerini susturmaya çalışıyorlar. Zulmün popülist otoriterleri birbirinden gericiliğin ve gerilemenin stratejilerini kopyalıyorlar.
*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder