“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

7 Temmuz 2017 Cuma

Sivas'ta Bir Madımak Vardı / Kazım Memiç

         
  Sivas'ta bir  "MADIMAK OTELİ " vardı.Türkülerden almıştı adını. Halkın sağduyusu, gönül gözüydü. Sazında sözü, sohbette özüydü sanatçıların. Şenlikler düzenlenir, sözler bütünlenirdi Madımak'ta . Her yıl yeni sesler eklenirdi saza- söze. Ozan'ların Anadolu bozkırında yeşerdiği,Sivas'ın bir Madımak'ı vardı. Yurdum yörelerinden her yıl belli günlerde sanatçılar ve onları izleyenler toplanır,  Sivas'tan tüm yurduma  SANAT ŞÖLENİ YAŞATIRLARDI.
            
            1993'ün 2 Temmuz'unda  güneş yine tüm aydınlığıyla doğmuşu Madımak Oteli'ne. Sanatçılar yeni güne mutlulukla uyanmışlar, günün yaşanacak güzelliklerine hazırlanıyorlardı.
            "O da ne, neler oluyor" demeden otel çevresinde toplanan bir güruh, kendini bilmez, din - İman bir yana insanlıktan yoksun  ticani güruhu  Cuma'dan çıkınca :
            "Sivas laiklere mezar olacak" diye MADIMAK'ı kuşattılar. Çevredeki güvenlikçiler de şaşkınlardaydı.  Derken Vali, Garnizon Komutanı gördü olayı. Ve "Sivas laiklere mezar olacak(!) " sözlerinin yankısında bocaladılar önce. Sonra Başbakan Çiller'le haberleştiler. Cumbaba Demirel'le iletiliştiler. Kesin bir  "Dağıtın  kalabalığı, ÜLKE ŞEYHLERİN, DERVİŞLERİN YÖNETİMİNDE DEĞİL, devletin gücü hem koruyucu kanat, hem de ağır bir balyoz olur gerektiğinde" gibi cılız da olsa bir ses gelmedi yukarılardan...
            Devlet erki seyirci kalınca Cumhuriyete baş kaldıran asiler işi azıtarak Madımak'ı taşlamaya başladılar. Otelde sanatçılar olduğunu bilmeyen yoktu kalabalıktan.  Güzelliklere açılan Madımak anlaşılmaz seslere boğulmuş, Sivas'ın eriklilerinde de bir yılgınlık, ya da göz yumma dışında bir hareket görülmedi. İki Temmuz' 1993'te devlet olaylara seyirci başladı Sivas'ta.
             Çılgınlar, "Yakın yakın (!)" diye bağırırken Alevler Madımak'ı sarıyordu. Otel SİVAS CEHENNEMİ oluyor,  içerdekiler, Alevler ve kesif dumanlarla öldürülüyorlardı. 2 Temmuz 1993 günlerden Cuma idi.
            En yaşlısı Asım Bezirci 66, en genci 12 yaşında  Koray Kaya olmak üzere, 2 Temmuz günü Vali'nin, Garnizon Komutanı'nın, Belediye Başkanı'nın ve uzaklarda  devlet Erkin'in bakışları arasında  "İnsanlık yanıyor, YAKILIYORDU."
            Sanat için, sanatın yaratacağı mutluluk için  orada bulunan  33 kişi, 2'de otel görevlisi olmak üzere 35 can verdi.  Canavarlardan da 2 ölü oldu.

           Laikliğin, insanın insanca yaşaması olduğunu bilmeyenler , ne yazık ki devletçe de korunarak MADIMAK DAVASI  yıllarca sürüncemede bırakıldı. Ve sonunda ZAMANAŞIMI  ile değerlendirilerek dosya kapatılmaya çalışıldı.  Olayın failleri mi ? Kimi bürokrat oldu, kimi de VEKİL !..
           Şimdi güncel olan "ADALET YÜRÜYÜŞÜ'nü alkışlamaz mısınız ?
           
           Önlenemez miydi katliam ?
           Kesinlikle önlenirdi. Ancak, devlet  erkini  kullananların kararsızlığı, ya da gericilikten yana tavırları ateşin  24 yıl sonra bile  yüreklerde Akkor olduğuna nedendir . Adalet bunun için gereklidir. Tüm yurttaşların eşit koşullarda hukuktan yararlanmaları insanlığın vazgeçilmezidir. Yürüyüşler bunun içindir.

           Bu yargıya götüren söylem ve desteklere  bakalım bir. Yetmişli yıllarda Başbakan Demirel, "Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz." dememiş miydi . Olayın yaşatıldığı günlerde yetkinler neler söylemişti;  biraz irdeleyelim, ne dersiniz.
           En yetkili ağız Başbakan Çiller, " Çok şükür Otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir ! " Yakanların zarar görmemesi Başbakan'ı  mutlu ediyor!  Ve özrü kabahatinden büyük, devamla; " Bu olayı bu kadar büyütmek yanlış. Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi(!) diyebiliyordu. Demirel de ,
"Halka  büyük tahrik var," diyerek sanatçıları suçlu ima ediyor ve yobazlığa pirim veriyordu. Demirel'in sicilinde, Deniz Gezmişlerin idamı TBMM'de görüşülürken "Üç bizden, üç sizden (!) " dediği de kulaklardaydı.

          Anlayış hep aynı. Yapılagelen darbelerde hep çağdaş, Cumhuriyet sevdalıları ezilmiş, gericiliğe kapılar hep açık tutulmuştur. Kenan Evren, Erdal Eren'in ( çocuk yaşta ) idamı sorusuna karşılık " ASMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ (!) "  karşılığını veriyordu 33 yıl önce !
           Sağlık Bakanı Akdağ da biber gazını övercesine, " Biber gazı, biberden elde edilen doğal bir maddedir " diyeli de henüz 5 yıl öncemizdi .  Demem o ki, Zaman geçse de eski Hama'm , eski tas devrilip gidiyoruz. Başkaları uzayda koloniler kurma hesapları yaparken, bizler eğitimde Ortaçağ'a dönerek reform yaptık sanıyoruz !  Kimilerinin Özlemi cehalet olduğuna göre, eğitimin geriye dönüşümü de doğal geliyor onlara...

           Sonuç mu ? 
           MADIMAK Oteli'inde sanatçıları yakanlar, katakulle ile her ne kadar ZAMANAŞIMI ile kurtarıldılarsa da, onları halk çoktan unutmuşken, yakılanları gönüllerinde şiirleri, deyişleriyle sonsuza taşımaya kararlıdır.

         " Dünya cennet olsun yaşasın insan
           Gelin barışalım dökülmesin kan
           Son bulsun savaşlar dökülmesin kan
           Barış güvercini uçsun dünyada "
Diyen , 62 yaşında yakılarak öldürüldüğü sanılan Nesimi Çimen ölür mü hiç.
          Ya da :
           "  Saçların  aklarla dolduğu Zaman.
              Geriye hasretle bir bakar mısın
              Yıllar mazimizi yolduğu Zaman
              Göğsüne menekşe , gül takar mısın "
Diyen, 66 yaşında  Madımak'ta yakılan Asım Bezirci öldürülebilir mi ?

            Bir başkası, Metin Altıok;
          "  Hoşça kal diyebildim güçlükle
             Sesimi iğneden geçirerek
             Dönüp arkama yürüdüm
             Adım adım, gittikçe küçülerek " 
Diyen 52 yaşında yaşamdan koparıldığı sanılan şair yok olabilir mi .
            
             Sazıyla , sözüyle Anadolu insanının gönlüne yerleşen Muhlis Akarsu'ya ne söylenebilir ...
            " Şikayetim sana Tanrı'm
               Çektiklerim yetmez mi DOST
               SEN SEV DEDİN BEN DE SEVDİM
               Kavuştursan olmaz mı DOST"

              "Akarsu'yum hal kalmadı
              Söyleyecek dil kalmadı
              Gideceğim yol kalmadı
              Bana önder olsana DOST"
Yunus'un Sevda'sını yaşatan Akarsu inançsız da , MADIMAK OTELİ'ni yakan canavarlar Müslüman öyle mi ?  
             " Yaratılanı sevmek Yaratan'dan ötürü " diyenlerin ayaklarına toz olamayanlar, yazık ki dinimizi lekeliyorlar. Onlar, " Dinine ve kinine sahip olarak yetiştirilenlerdir." Onlar, laikliğin, " her bireyin inançlarını da özgürce yaşatma hakkı " olduğunu bilmezler ki.
            İnsan yakanlara hep KİN ÖĞRETİLMİŞ. Cumhuriyetin varlığı onlara hep pranga olarak kurgulanmıştır. " Dinine ve kinine sahip olanlar " günümüzde korunaklıdır. Daha ilerisi, Irak'ta ve Suriye'de olduğu gibi kin kusarak Boğaz kesmektedir ;  hem de din kardeşim dediklerinin boğazlarını.

          Uygar yarış, ancak insanın kendisiyle, ulusuyla, dünya uluslarıyla Atatürk'ün " YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ" öngörüsüyle olasıdır. İnsanları kamplara ayırmak yıkımın işaret fişeğidir. Adaletin olmadığı yerde devlet de yoktur.  (7.7.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder