“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

23 Temmuz 2017 Pazar

Eğitim mi? ( O da) Ne!.. / Kazım Memiç


      
           Birileri için ip atlama, öteki için topaç çevirme, fır fır dönme , döndürme, kimileri için saklambaç oynama, ötekiler için de KAFALARINDAKİ KARANLIĞA GENÇ BEYİNLERİN KAPILANMALARINI SAĞLAMA.

          Yıllardır öyle çaba içindeler ki, sanki verilen eğitişle şu tırnak kadar yeri, avuç içi kadar nüfusuyla İsrail'in yaptıklanını durduracaklar. Nedir mi İsrail'in yaptıkları? Bakınız bir : 

          1948'de kurulan İsrail devleti, Doğu Akdeniz'de Araplarla kardeş olamadı . Kurulduğu yıldan itibaren  Yahudi - Arap  çatışması sürdü. 1948, 1967 ve sonraki yıllarda , o küçümsedikleri BİR AVUÇ İSRAİL , "Biz buraların sahibiyiz" diyen Arapları darmadağın etti. Her seferinde ezilen, kırılan Araplar oldu. 

           Araplar nüfus olarak İsrail'in 60 -70 katı. Arapların naraları çöllerde bile yankı bulacak desibelde. İsrail'in yaptığı her haksızlığı, yüksek perdeden avaz avaz dile getirdikleri halde, İMAM BİLDİĞİNİ OKUR örneği İsrail'in ne bir geri adım attığını , ne de yılgınlık içinde olduğunu kimse görmedi.
           
         Bunu irdeleyelim biraz. Zenginlik ise, halkı değil ama , Arap devletleri de Yahudiler kadar zengin . Nüfus, İsrail üç-beş milyonken Araplar yüz milyondan fazla diyelim. Peki, söyler misiniz neden her seferinde Araplar küçücük İsrail karşısında kan revan içinde! Dindarlıkta İsrailliler Araplardan aşağı kalmaz. Bunda başka bir şey olmalı. İsrail'in izlediği başka bir yol olmalı. 

         Sadece Araplar mı  ? Türkiye' de İsrail'den az mı hizmet alıyor? Savaş uçaklarımızın bakımından tutun HİBRİT TOHUMLARINI da onlardan almıyor muyuz? Hani , bizim Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bilimin heyecanı sürseydi şimdi dışarıdan saman dahi alacak duruma düşer miydik! Bu bir kenarda dursun şimdilik.

          İslamiyet son kutsal din. İNANÇ KAYNAĞIMIZ. Ancak, Peygamberimizin ölümünden sonda iş başına gelenler, Kutsal Dini kendi çıkarlarına göre yorumladılar. Bu yorumlama yüzyıllar içinde artarak gerçek dinden uzaklaşıldı. Bir ruhbanlar sınıfı yaratılarak, erklilerin istedikleri doğrultuda FETVA VERMEĞE başladılar. 

           Araplar başta olmak üzere , Müslüman olan devletler DİNİ, DEVLETİN YAŞAM FELSEFESİ yaparak, pozitif bilimden uzak kaldılar. Batı Rönesans ve Reformla yeni bir ivme kazanırken, bizimkiler hala MEZHEPLER KAVGASINDA kan akıtmayı dinin gereği sayıyorlar. Desem ki, "Bana peygamberimin mezhebini söyler misiniz ?! " Bu soruda yanıt bulamayanlar, yine beni suçlayacaklar ve karıştırma diyecekler.

         İsrail son günlerde İslamın mabedinde ibadeti yasakladı. Elbette bu davranışı kınıyor ve kişi haklarına saygıda büyük kusur olduğunu belirtiyorum. Ancak, tepkilere bakıyorum. Asarız - keserizden başka ne var. Bir yaptırım yapabilecek gücünüz var mı? Adamlar kurulduklarından bu na hep 
"kervan yürür " mantığıyla güç  kazanımındalar.
       
          Şunu unutmayınız. Güç ne toprak genişliğinde, ne de nüfus çokluğundadır. Asıl  "GÜÇ BİLİM VE TEKNOLOJİDEDİR." Bilimin öncülüğünde tüm elde edilen bulguları uygulayan İsrailliler elbette  Arapları dize getirmekle kalmayacak, ezecektir. Güç, teknolojiyi kullanmaktadır. Bilimin peşinden sınır tanımazlık içinde koşanlar onurlu yaşamda , bilimden uzakta kalanlara nal toplatacaklardır.

         İslam ülkeleri, 14 asır geçtiği halde hala "Orucu bozan şeyler nelerdir" le uğraşadursun, elin oğlu şeytana pabucu ters giydiriyor. Bilimde ARAYIŞ İÇİNDE OLANLAR, "Allah, yarattığı kulun rızkını verir(!)"  diyenleri tarih boyunca kullandı ve kullanacaklar.

         Türkiye, İslam ülkeleri içinde bir YILDIZ OLARAK DOĞDU. Bir şanstı Türkiye'nin varlığı. Umutlar salt  İslam ülkelerinde değil, sömürülen Asya ve Afrika ülkeleri için de bir ışıktı. Yapılan devrimler yüzyıllar içinde geri bırakılmış bir ulusun yüzünü çağdaşlığa çevirmiş, birilerine "KUL" olmayı ötelemiş, insanına onurlu bir "YURTTAŞ"  olmanın hazzını yaşatır olmuştu.

           İmparatorluktan kalan, kadınlarda binde 4 okuryazar olmayı ve erkeklerde de yüzde Yedi (%7) gibi bir acınırlık. 600 Yıllık Koca Osmanlı, öz halkını cehaletin içine atarken, gayri müslimlerle, başka milletlerden devşirmeleri  GÜVENİLİR YURTTAŞ olarak sarayında yetkili kılmıştı.

          Devletin temeli Türk olduğu halde, padişahların aymazlıklarıyla Türkler saraydan uzak tutulmak bir yana , siyaset, ticaret ve sanattan da uzak tutulmuştu. Cumhuriyettir ki ulusun yüzünü bilime çevirerek Atatürk'ün;
"Hayatta en hakiki mürşit İlimdir" kılavuzluğu ile kısa zamanda derin izler bırakan eylemler gerçekleştirilmişti.

          Cumhuriyet, ulusal eğitimi "EĞİTİM BİRLİĞİ " yasasıyla ülkede bu önemli durumu ele almış, yabancı okulları da kapatmıştı. 1914 yılında ABD'nin Anadolu'da  yedi Üniversitesi bir çok çeşitli derecede eğitim kurumları varken, köylerimizde okul olmadığı gibi önlem de alınmakta öncelikli değildi. Salt ABD'nin değil, İngilizlerin, Fransızların da Osmanlı topraklarında yüzlerce azınlık okulları vardı ve bunların her birinde DEVLET DÜŞMANLIĞI yetiştiriliyordu. Osmanlı ne yapıyordu? Padişah bile "İNGİLİZ MUHİPLER  CEMİYETİ" üyesiyken başka ne beklenebilirdi ki !
           Cumhuriyete düşman olanlar, Kurtuluş Savaşı'ndan kaçanların, ya da dini kendi çıkarları için kullananların kalıntılarıdır. Oysa DİN YARATANLA KUL ARASINDAKİ BİR AKIL VE GÖNÜL BAĞIDIR.  Türk halkının DİNİNİ ANLAMASI İÇİN  Atatürk, Kur'anı, kendi cebinden vererek Türkçeleştirttiğini de görmezden gelenler hala LAİKLİĞİN de dinsizlik demek olduğu gafleti içindedirler. Ve cahil insanlara  uydurdukları dinin gerçek olduğunu savunarak bu çağda türbelerden umar beklemeyi öğütlemektedirler.

           Oysa,  her namazda okunan FATİHA 'da  Tanrı buyuruyor: 

           "YALNIZ SANA KULLUK EDER, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ."
Yaratandan başka koruyacak, bağışlayacak yoktur. Yani şefaatçı yalnız Yaratandır. Bir DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'mız  var. Atatürk'ün kurduğu bu kurumun asli görevi, şeyhlerden, şıhlardan , ya da Tekke ve Zaviyelerden insanlarımızı kurtarmaktı. Ancak , günümüzde gördük ki o cemaatlerden biri devlete birilerinin göz yumması ile yerleşerek DARBE YAPMAYA KALKTI. Yüzlerce insanımız canından olurken, yaralananlar binleri buldu.

           Cemaati Orduya, Yargıya, EĞİTİME YERLEŞTİRİRKEN  oy hesabı yapanlar şimdi onları temizleme işine girişmek zorunda kalıyorlar. Bir yandan dengeleri alt-üst ederken, diğer yandan başka bir Cemaatin temsilcisi gibi, Sakarya Valiliğine atanan zat tekbirlerle görev DEVİR - TESLİM  SEREMONİSİ YAPTIRIYOR. BİR CEMAATTEN KURTULURKEN BAŞKA BİRİNİ DEVLETE YERLEŞTİRMEK,  DEVLETİN ALTINA DİNAMİT KOYMAKTIR.

          Ülkenin kalkınması, dünya devletleri arasında saygın bir yer edinmesi BİLİMİN YANINDA KÜLTÜR VE SANATI ile de var olmasını gerektirir. Ancak, 1950'lerden itibaren EĞİTİM SİYASİLERİN OY ARENASI OLDU.  Bu durum günümüze gelince, Dede Korkut'umuzun TEPEGÖZ HİKAYESİ'ne döndü. 

           Cumhuriyet öncesi düzeni özleyenler yönetimde etkin olmayı başardılar. Eğitim, devletin zorunlu ve sorumlu yükümlülüğü olduğu ötelenerek ÖZEL ÖĞRETİM yetkilendirilerek yeni bir açmazın içine atıldı. Bu da yetmezmiş gibi. "Din Kültürü ve Ahlak Dersleri" içine  " CİHAT ÜNİTESİ" eklendi. Bundan önce "ŞERİAT HÜKÜMLERİ"  programa alınmıştı. 

            Şimdiden, kimi okullarda SABAH ANDI yerine, Tekbirlerle öğrenciler okul kapılarında yürütülür oldu!  Beyler nereye gidiyorsunuz? Eğer, bütün Arapların değil, SUUDİ ARABİSTAN'sa yönünüz vay halimize.  Arap ülkelerinin, ya da din ile yönetilmeye çalışılan ülkelerin hangisinde HUZUR bulabilirsiniz?  

           Uyguladığınız eğitim(sizlik) anlayışı ile çocuklarımızı 15 yılda getirdiğiniz sonuç ortada. Okuduğunu anlamayan, fen bilimlerinde ve sanattan uzak bir nesil yetiştirdiniz. Amacınız , "DİNİNE VE KİNİNE SAHİPbir NESİL ise onlar da işinize yaramaz. Gördüğünüz örnekte olduğu gibi sizin de canınızı almak isteyenler türeyecektir.
    
          EĞİTİM ULUSAL OLMAK ZORUNDADIR. Önce ulusal birliği sağlayacak, yurttaşları kaynaştıracak, üretim ve paylaşımda kamuyu mutlu edecek bir sistem gereklidir. Bu sonuca ulaşmak için EĞİTİMCİLERİN, BİLİM İNSANLARININ DÜŞÜNCESİNDEN hareketle varılacak noktayı somutlaştıracak çalışmalarla planlamayı yapmak gerekli. Sizin yaptığınız, kendi ideolojiniz içinde olanlarla sonuç almak. Bu davranış yanlıştır. Varacağınız yerin bir yanı duvar, öte yanı bataklıktır. 
           
           "Müfredat" diye bir dayatmanız var. Bu hareketle, bir cemaatten kurtulurken başka bir cemaatin kucağına düştüğünüz bir yana, devleti de tamamen cemaatleştiriyorsunuz. Bu güzelim ülkeye yazık etmeyiniz.

           Önceleri biz mutluyduk. Kimse kimsenin inancına karışmadığı gibi, hiç kimse de yurttaşları kimliğiyle sorgulamıyordu. Kurtuluş mu; çok basit:

           TÜRKİYE KURULUŞ HEDEFLERİNE DÖNSÜN YETER.

         "TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN HALKA TÜRK DENİR." Bu bir kimliktir. Başka bir kimlik aramaz, ancak kendi özelimizi de özgürce yaşama hakkı elde edersek biz yurttaşlar mutlu oluruz. EĞİTİM BİRLİĞİ YENİDEN yaşama geçirilirse TÜRK ÇOCUKLARI  DİNİNİ DE BİLİR DÜNYASINI DA BİLİR. Kinini düşünmek bile istemez; zira dinimiz kin tutmayı yasaklar. O zaman Türkiye, MUTLU İNSANLAR DİYARI olarak onur kazanır.

           Ey siyasiler, ÖLDÜKTEN SONRA DA YAŞAMAK İSTEMEZ MİSİNİZ?

          Bir zorunuz var ama NE ? (23.7.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder