“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

13 Haziran 2017 Salı

Ezen ve Ezilenler / Kazım Memiç

          UIusal planlarını uzun vadeli yapan uluslar, ülkelerini coğrafyalarının özelliklerini de hesaba katarak geleceğe hazırlarlar. Kimi ülkeler, yerleştikleri coğrafyanın özellikleri nedeniyle avantajlıdır. Avustralya, Yeni Zelanda, ya da Kuzey Avrupa ülkeleri  güven yönünden bize göre rahattırlar.

          Bir de uygarlığın her aşamasında göz önünde olan Önasya. Anadolu- Mezopotamya - Doğu Akdeniz - Mısır ; tüm zamanların ayak izletini taşır. Kurulan devletler, savaşlar, kırımlar bu coğrafyanın kaderi haline getirilmiş. Hatta dinsel açıdan bakınca, yine Peygamberlerin gönderildiği alan da bu bölge. Bu yörede yaşayan topluluklar azdıkları için Tanrı , insanları doğru yola çağırmaları için uyarılarda bulunmuştur. Hatta inanç anlaşmazlıkları o boyuta varmış ki aynı dinin mensupları bile birbirlerini boğazlar olmuşlar ve günümüzde de artan bir hızla bu cehennemi anlayışı inatla sürdürmekteler.
            Din Savaşlarında Batı, yüzyıllarca acı çekti. Engizisyon mahkemeleri ve giyotinler..sonunda aklın yolunu bulup, dinden kilisenin elini çektirmeyi başardılar. Bunu Rönesans izledi. Bu , Batının  elini bilimsel açıdan güçlendirdi. Teknolojide ileri olanlar, sayıca kalabalıkları ezmeye başladı. Osmanlı bunun için parçalandı. Matbaanın bile 300 yıl sonra bize gelmesi bunun kanıtı değil mi ?  Ve tekniğin desteklediği   1948 'de kurulan İsrail, Araplarla girdiği üç savaşta galip geldiği gibi, her olayda da Arapları eziyor.
          Güçlü olan ezer. Zayıfın boş avazları kayaya çarpar ve kendinde yankılanır sesi. 
          İslam ülkeleri, Hz. Peygamberin ölümünden sonra hiç beklemeden kişisel hırslarla birbirlerine girdiler. Hülafa-i Raşitin dediğimiz Dört Halife'den son üçü hançerlenerek öldürülmedi mi ? Müslüman Müslümanın canına kıymaya o zaman başladı. 
          Hele mezheplerin ortaya çıkmasından sonra yaşanan anlaşmazlık günümüze değin artarak, karmaşıklaşarak geldi. MÜSLÜMAM MÜSLÜMANI BOĞAZLIYOR! Ne din , ne de insanlık bu duruma izin vermez. Mezhep ayrılıkları din anlayışında derin ayrılıklar yaratıyor. Hz Peygamberimizin MEZHEBİ Mİ VARDI? 
       
           İslam dünyası, bilimi de salt dinsel açıdan anladığından cahil bırakılan halk " HOCA - ULEMA " denilen din satıcılarının söylediklerini gerçek sanarak, islamdan uzaklaştı. Bunu Batı kaçırır mı ?!  Mezhepleri, cemaatleri kışkırtarak toplumları birbirine düşman etti ve barıştan uzaklaştırdı. Bir TOPLUMUN YÖNETİMİNİ DİN ESASIYLA YAPMAYA ÇALIŞANLAR, YENİLMEYE MAHKUMDURLAR. Hele Orduya din girerse bu ordu özelliğini kaybeder. Son kalkışmada gördük ki, bir GENERAL , ASTSUBAYA BİAT EDEBİLİYOR! Bu ne menem bir hiyerarşidir...

         İslam ülkelerinde YILDIZ ÜLKE TÜRKİYE'YKEN, BATI ONUN DA ÖNÜNÜ KESMEYİ BECERMEK ÜZEREDİR! Bunun için " ATATÜRK'LE OLMAZ " diyerek din yobazlarına  bulunmaz bir kapı açtılar. Ülkesini sevenlerle, duyduklarına inananlar ve çıkar sömürücüleri ayrılığa düştü. Batı , tüm ülkelerde bu açmazı destekledi, destekleyerek silah satıyor. VURAN DA, VURULAN DA MÜSLÜMAN. Kazananlar silah ağababaları.
           
         " YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ" ülkemizin temel felsefesidir. Zira bu coğrafyada varlığın kaynağı barıştır. Barıştan uzaklaşanlar ülkelerini kemirirler.  Hele hele Arapların arasında taraf olmak bir cinayettir. Osmanlı'nın son yüzyılında Yemen'e Süveyş yoluyla gönderdiği asker sayısı 2 milyon 700 bindir.Bunlardan dönebilenler 300 bin kadardır.  Neden Anadolu'nun gençleri Arap çöllerinde can verdi. 
           Neden şimdi, KATAR'A ASKER GÖNDERİYORUZ? 
           Katar topraklarının 1/3'ü  ABD üssüdür. Bu bilindiği halde biz orada üstünlük mü sağlayacağız? Üstelik biz de NATO üyesiyiz. NATO, NATOYA KARŞI! Bu nasıl bir çelişki? 
           Ülkemiz, Nasrettin Hoca'nın dediği gibi " Dünyanın merkezindedir." Barışın da merkezinde olmak zorundadır. Aksi halde, Avrupa sözcüsünün dediği gerçekleşir. Ne demişlerdi resmi ağızdan: " Anadolu Türk'lere bırakılmayacak kadar önemli bir coğrafyadır. " Bu istek 1096'da başlayan HAÇLI SEFERLERİNDEN BERİ GÜNDEMDEDİR.
            GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ.  Ülkede birlik sağlamak ilk koşuldur. Halkı ayrıştırmak yerine ulusal birlik... Mezhep kavgaları yerine KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI..Ateşe benzin dökme yerine su dökmek, eğitimde pozitif bilimi yakalamak ve ulusal kazançlar çoğaltmak, insanımızı demokrasinin tüm  boyutlarıyla donatmak ve yine de BARIŞI ÖNDE TUTMAK aklın gereğidir.  Mehmetçiğin kanı asla ucuz olamaz. Bunu erkliler görmek zorundadır. Aksi halde tüm ülke onulmaz yaralar alır. " Ayıyla yatağa girilmez," bir yana ayıyla kavgaya da tutuşulmaz.
           İslam'ı terör dini göstermeye çalışanlara fırsat vermemek , islam ülkelerinin elindedir. Neden silah babalarının, enerji hokkabazlarının oyununa gelinir ki ? İSLAMİYET AKIL DİNİDİR. BİZİMKİLER DAHİL NE YAZIK Kİ AKLIN ÖTESİNDE DAVRANIŞ SERGİLEMEKTELER ! 
           Ülkemizi yem etmek hiçbir ERKLİNİN HAKKI değildir. Güçlü olsanız dahi savaştan uzak durun. Bu ülkeyi kuran ve ömrünün üçte ikisi savaş meydanlarında geçen Türk'ün Atası, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
" MİLLETİN HAYATI TEHLİKEDE OLMADIKÇA SAVAŞ BİR CİNAYETTİR" der.
Bir canımızın kaybı hepimizin kaybıdır; bunu erkliler görmek zorundadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder