“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

5 Mayıs 2017 Cuma

16 Nisan 2017 Halkoylaması Sonuçları ve Yankıları




YSK referandumun kesin sonuçlarını açıkladı

YSK Başkanı Sadi Güven referandum kesin sonuçlarını açıkladı. YSK'nin resmi sonuçlarına göre "Evet" oyu yüzde 51.41; "Hayır" oyu yüzde 48.59.
Yayınlanma tarihi: 27 Nisan 2017
YSK Başkanı Sadi Güven kesin sonuçları açıkladı. Yurt dışında 57 ülke ve 127 temsilcilikte, yurt içinde halk oylaması gerçekleştirilmiştir. Seçim akşamı oy verme süresinin bitiminden şu ana kadar sandıkların sonuç bilgileri, tutanaklar, yurt dışı dahil SEÇSİS aracılığı ile seçime katılan ve talepte bulunan partilere eş zamanlı olarak gönderilmiştir. Partilerin bilişim uzmanları SEÇSİS'e davet edilerek seçim sonuçlarını takip etmeleri sağlanmıştır.
"Halk oylamasında yurt içinde 167 bin 69 sandıktan AKP'den 166 bin 211, CHP'den 157 bin 314, MHP'den 133, HDP'den bin 67 63 bin 890, Saadet Partisi'nden 56 bin 241, Vatan Partisi'nden 6 bin 70, BBP'den 7 bin 439, Hür Dava Partisi'nden 819, Bağımsız Türkiye Partisi'nden  401 olmak üzere toplamda 591 bin 452 kişi; yurt dışında 3 bin 210 sandıkta AKP'den 3 bin 178, CHP'den 3 bin 181, MHP'den 2 bin 912 olmak üzere 9 bin 271 kişi siyasi partili üye olarak bildirilmiştir.

Bütün vatandaşlarımız kendilerinin oy kullandıkları oy sandığı dahil olmak üzere tüm yurt içi ve yurt dışı sandık sonuçlarını ve sonuç tutanaklarını ıslak imzalı olarak internet sayfamızdan görebileceklerdir.

Sandık sonuç tutanaklarının dayanağı olan sayım döküm cetvelini, ilçe ve il birleştirme tutanağını görme olanağı sağlanmıştır.

Halk eğitim merkezleri aracılığıyla seçimlerde görev yapmak isteyenlere eğitim programı düzenlenmiştir. Sandık kurulu başkanlarıyla bina sorumlularını oy verme günü bilgilendirme maksatlı 19 kısa mesaj gönderilmiştir.

YURT İÇİ SANDIKLARI SONUCU

Kayıtlı seçmen sayısı: 55 milyon 319 bin 222

Oy kullanan seçmen sayısı: 48 milyon 374 bin 576

Geçerli oy sayısı: 47 milyon 528 bin 949

Geçersiz oy sayısı: 845 bin 627

Seçime katılma oranı: yüzde 87.45

YURTDIŞI SANDIKLARI SONUCU

Kayıtlı seçmen sayısı: 2 milyon 972 bin 676

Oy kullanan seçmen sayısı: 1 milyon 325 bin 682

Geçerli oy sayısı: 1 milyon 309 bin 821

Geçersiz oy sayısı: 15 bin 861

Seçime katılma oranı: yüzde 44.60
GÜMRÜK KAPILARI SANDIKLARI SONUCU

Oy kullanan seçmen sayısı: 98 bin 597

Geçerli oy sayısı: 97 bin 834

Geçersiz oy sayısı: 763

Seçime katılma oranı: yüzde 3.32
YURT İÇİ, GÜMRÜK KAPISI VE YURT DIŞI SANDIKLARININ SONUÇLARI 

Kayıtlı seçmen sayısı: 58 milyon 291 bin 898

Oylamaya katılan seçmen sayısı: 49 milyon 798 bin 855

Oylamaya katılanların sayısı: yüzde 85.43

Geçerli oy sayısı: 48 milyon 936 bin 604

Geçersiz oy sayısı: 862 bin 251

Evet oyu verenlerin sayısı: 25 milyon 157 bin 463

Evet oyu verenlerin oranı: Yüzde 51.41

Hayır oyu verenlerin sayısı: 23 milyon 779 bin 141

Hayır oyu verenlerin oranı: yüzde 48.59
YSK resmi sitesine erişimde problem yaşandı
YSK Başkanı Sadi Güven'in açıklamasının ardından YSK'nin resmi sitesi olan ysk.gov.tr'ye erişimde problem yaşandı.(Cumhuriyet)
*

AGİT seçim gözlemcilerinden referandum raporu
17 Nisan 2017
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’ndan (AGİT) anayasa referandumu ile ilgili son dakika açıklaması geldi. AGİT seçim gözlemcileri ilk raporu açıkladı.
“Evet ile Hayır eşit olmayan şartlarda yarıştı”
Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Birimi (AGİT/ DKİHB) tarafından oluşturulan Sınırlı Referandum Gözlem Heyeti’nin (SSGH) düzenlediği basın toplantısında konuşan Heyet Başkanı Tana de Zulueta, referandumda “evet” ve “hayır” taraflarının “eşit olmayan koşullarda” yarıştığını söyledi. Açıklamada “Oy sayım prosedüründe son değişiklikler önemli bir güvenceyi ortadan kaldırdı. YSK’nın mühürsüz pusulalar hakkındaki kararı kanunla çelişkili” ifadesi kullanıldı.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşikilatı (AGİT) referandum ile tespitlerini açıkladı. İlk bulgular şöyle:
·         Anayasa referandumu eşit olmayan bir ortamda gerçekleşti.
·         Oy sayım prosedüründe son değişiklikler önemli bir güvenceyi ortadan kaldırdı.
·         Ziyaret ettiğimiz sınırlı sayıdaki sandık referandum gününde düzenli ve verimliydi.
·         Referandum genel olarak standartları tutturamadı, hukuki altyapı gerçekten demokratik bir süreç için yetersizdi.
·         Anayasa referandumunda idari kaynaklar “evet” kampanyası lehine uygunsuz olarak kullanıldı.
·         Medyada tarafların eşit şekilde yer almasına izin verilmedi; YSK’nın tarafsız içeriği engelleme yetisi ortadan kaldırıldı.
YSK’nın mühür kararı
·         Anayasa referandumu uluslararası standartlara uyumun gerisinde kaldı.
·         YSK’nın mühürsüz pusulalar hakkındaki kararının önemli bir güvenceyi ortadan kaldırdığını ve kanunla çelişkili olduğunu söyleyebiliriz.
26 ülkeden gözlemci bulunuyor
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinden 23 parlamenter ve görevli, AGİT/DKİHB’den 40 uzun dönemli gözlemci ve 63 uzman görevli olmak üzere 26 ülkeden gözlemcinin tespitlerinin bulunduğu esas rapor daha sonra açıklanacak.
*
AGİT: Ya mahkeme ya tarih karar verecek
Avrupalı gözlemcilerin referandum ön raporu: Referandum adil koşullarda yapılmadı. YSK'nın mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli sayma kararı yasayla çelişiyor. AGİT adına Türkiye’deki halk oylamasını gözlemleyen Heyet Başkanı Tane De Zulueta, “Sonuç nasıl olurdu buna ya mahkeme ya tarih karar verecek” dedi.

17 Nis 2017 (Son Güncelleme 19:41)
DUVAR – Avrupa Konseyi ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) adına Türkiye’deki halk oylamasını gözlemleyen Heyet Başkanı Tane De Zulueta, Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarıyla güvenirliliği etkilediğini belirterek, “Sonuç nasıl olurdu buna ya mahkeme ya tarih karar verecek” dedi.
AGİT Gözlem Heyeti Başkanı Tane De Zulueta, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Delegasyonu Başkanı Cezar Florin Preda ve AGİT Sözcüsü Thomas Rymer, bugün kameralar karşına geçti.
Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre Ankara’nın imza attığı uluslararası anlaşmalar uyarınca Mart ayından bugüne Türkiye’de anayasa değişikliğine ilişkin halk oylaması sürecini izleyen Avrupalı gözlem heyeti, Türkiye’nin devlet olarak “eşitsizlik ve tarafsızlık” taahhütlerine uymadığını açıkladı. Heyet, halk oylaması sürecinde Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı kararları eleştirirken, muhalefetçe yapılan itirazlara nasıl yanıt verildiğini de 8 hafta sonra yayımlanacak nihai raporda değerlendireceklerini ifade etti.
‘EŞİT OLMAYAN BİR OYUN SAHASIYDI’
CHP ve HDP’nin halk oylamasını iptal ettirmek üzere itirazda bulunmasını yorumlayan Heyet Başkanı Zulueta, halk oylaması süreci ve sonucu için “Eşit olmayan bir oyun sahasıydı. Bu tek başına eşitlik ve tarafsızlık taahhütlerinin (Türkiye tarafından) yerine getirilmemesi anlamına geliyor. Sonuç nasıl olurdu?, bizim görevimizin çok ötesine geçen bir konu ancak buna ya mahkeme ya tarih karar verecek” dedi.
OHAL’in uygulamada ifade, toplanma gibi özgürlükleri ve demokratik bir referandum yapılmasını kısıtladığını kaydeden Zulueta, referandumda teknik işlemlerde sıkıntı olmadığını ancak Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarına karşı yargı yolu kapalı iken; seçim kurullarında yer alan hakim ve savcılar üzerinde baskı olduğuna dikkat çekti. Seçim kurullarına yapılacak itirazları anımsatarak, “Zamanında itirazlar yapılsa da oturumlar kapalı olacak sonuçlar yayımlanmayacak” diyen Zulueta, hakim ve savcılara referandum sürecinde baskı olduğunu ve dolayısıyla yargı bağımsızlığının etkilendiğini söyledi.
‘YSK AZ SAYIDA PARTİYE BİLGİ VERDİ’
Halk oylaması sonucu itibariyle hedefteki kurum YSK’yı, Avrupa Gözlem Heyeti de sert ifadelerle eleştirdi. Zulueta, “YSK, oy pusulalarının geçerliliği ilgili yasaya aykırı bir karar yayımlanmış ve yasaya güvenirliliği etkilemiştir. Partilerin YSK sistemi aracılığıyla gerçek zamanlı olarak sonuçlara erişimi olduğu söylendi. Bütün partilere verilmesi gerekiyordu. Ama bu bilgi akışı az sayıdaki siyasi partiyle sınırlandı. Bilgi akışında bir ara kesinti oldu. YSK tarafınca bilgi aktarımında 6 dakika kesinti oldu. Anadolu Ajansı tarafından sonuçların nasıl elde edildiğine dair bir bilgimiz yok. Hile ile ilgili, AGİT taahhütleri arasında seçmenlerin iradesine saygı gösterilmesi de var. Dolayısıyla bu iradeyi ihlal eden herhangi bir seçim bu bir numaralı taahhüt ile uyumlu olmayacaktır. Bugün bizim yaptığımız açıklama, ön beyan böyle bir bilgi vermiyor. Ülkede bulunduğumuz sürede bize bu konuda şikayetler gelirse bunları da raporumuza dahil edeceğiz” diye konuştu.

 ‘OHAL HUKUK DEVLETİNİ GÖLGEDE BIRAKMAMALI’ 
Avrupa Konseyi’nden Preda, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında ilan edilen OHAL altında halk oylaması yapıldığını vurgulayarak, “Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim süreçlerini son anda değiştirmesine muhalefet de itiraz etmiştir. Referandum günü genel sıkıntı yaşanmadı. Bazı bölgelerde sıkıntı oldu. Sandık başlarında sivil toplum temsilcileri bazı yerlerde yoktu. Buradaki yasal çerçevede demokratik standartlara uymuyor. OHAL hiçbir zaman hukuk devletini gölgede bırakmamalıdır. Hile ilgili bir açıklama yapmıyoruz. Türk yetkiler ve YSK’nın rolünden de bahsedebiliriz. Verileri analiz etmek, ne olup olmadığını tespit etmek Türk yetkililerinin otoritesi altında” dedi.
ERDOĞAN’IN ‘TERÖRİST’ SÖYLEMİNE ELEŞTİRİ’
Halk oylaması günü öncesindeki kampanya boyunca “evet” ve “hayır” görüşleri bakımından büyük bir dengesizlik olduğunu söyleyen Zulueta, “Cumhurbaşkanı’nın ve birçok Hükümet yetkilisinin evet kampanyası çerçevesinde çok daha fazla medyada yer alabildiklerini gözlemledik. Hayır kampanyasını destekleyenler çok fazla yer bulamadılar. Kampanya söylemleri de hayır destekçilerinin terörist olduğunun söylenmesiyle kirlenmiştir. AGİT standartlarına göre, kampanya söylemlerinde aykırılık ortaya çıkmıştır. Nihai raporumuzda nihai rakamları 8 hafta sonra yayımlayacağız ancak iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı’na ayrılan yayın süreci çok daha fazlaydı. YSK’nın taraflı yayınları engelleme yetkisi ise kaldırıldı” şeklinde konuştu.
‘TÜRK MEDYASI DENGEYİ ETKİLEDİ’
Preda da, “Bizim için önemli olan Türk medyası ne dedi? Çünkü Türk medyası buradaki dengeyi etkiledi. Seçim kampanyasının bir tarafında daha etkili oldu” görüşünü aktardı.
Avrupa Konseyi’nden Preda, halk oylamasında tespit ettikleri uluslararası standartlara aykırılıkları raporda anlatacaklarını ve gözlem görevindeki bir heyet olarak tavsiyelerini paylaşacaklarını ifade etti. Ancak neler olacağına Türk yetkililerce karar verileceğini vurgulayan Preda, “Türkiye Avrupa ülkesidir. Biz bunun için buradayız. Biz Avrupa’nın geleceği elimizden geleni yapmak istiyoruz. Ama bu sadece bize bağlı değil. Bu Türkiye’nin de yapacağı faaliyetlere bağlıdır” ifadesiyle dikkat çekti.
ABD BU AÇIKLAMAYI BEKLİYORDU
ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’deki anayasa değişikliği referandumunun sonuçlarına ilişkin açıklama yapmak için AGİT’in ilk bulgularına ilişkin bu raporunu beklediklerini açıklamıştı. Bakanlığın bir sözcüsü Amerika’nın Sesi’ne e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki referandum oylamasının neticesini takip ediyoruz. Sonuçlar doğrulanana ve AGİT’in ilk bulgularına ilişkin raporu yayınlanana kadar yorum yapmaktan kaçınacağız” ifadesini kullanmıştı.
CHP: AGİT KENDİ İŞİNE BAKSIN
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ise AGİT’le ilgili bir soruya, “AGİT kendi işini yapsın. Biz kendi işimizi yapacağız” yanıtını vermişti.
ESAS RAPOR DAHA SONRA
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nden 23 parlamenter ve görevlinin yanı sıra AGİT/DKİHB’den 40 uzun dönemli gözlemci ve 63 uzman görevli olmak üzere 26 ülkeden gözlemcinin tespitlerinin bulunduğu esas rapor daha sonra açıklanacak. (Dış Haberler)

*

YSK, CHP'nin itiraz başvurusuna ret gerekçesini açıkladı
YSK, CHP'nin seçimleri yineleme başvurusunu reddetme gerekçesini açıkladı.
Yayınlanma tarihi: 27 Nisan 2017
Yüksek Seçim Kurulu, 16 Nisan Anayasa referandumunda CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ve CHP YSK Temsilcisi Hadimi Yakupoğlu'nun itirazlarına ilişkin ret kararının gerekçesini açıkladı. YSK mühürsüz oyların geçerli sayılması kararının önceki seçimler de verildiğini gerekçe gösterdi.  YSK'den yapılan açıklamada,  "Tam kanunsuzluk oluşmamıştır" denildi. YSK'nin gerekçeli kararında öne çıkan başlıklar şöyle: 
"Mühürsüz oy pusulaları önceki seçimlerde de kullanılmıştı"
YSK'nin, AKP YSK Temsilcisi Recep Özel'in itirazı üzerine mühürsüz oy pusulalarını geçerli saydığı skandal kararına ilişkin yaptığı açıklamada, "Geçmiş yıllarda benzer kararların Yüksek Kurul tarafından alındığıdır" denildi. YSK'nin bu kararı sandık sonucu çıkmadan verildiği vurgusu da öne çıktı.
CHP'nin iddiaları soyut sayıldı
YSK, "Başvuru dilekçesinde yer alan düzensizliğin önlenemediğine ilişkin iddiaların, nerede, ne zaman, ne şekilde ve genel olarak gerçekleştiğine ilişkin somut bilgi ve belge sunulamadığından soyut nitelikteki bu iddialar seçimin neticesine müessir olay ve hal olarak görülmemiştir" dedi. 
"EVET" mührü kullanılmasına ilişkin açıklama
CHP'nin "TERCİH" mührü yerine "EVET" mührünün dağıtılması ve seçmenin iradesini etkileyebileceğine ilişkin itirazına gerekçeli kararda, "Oylamada kullanılan “EVET” mührü seçmenin iradesini yansıtan işaret niteliğinde olup, kanunda yer alan mühürlerden biri yerine diğerinin kullanılmış olması seçmenin iradesini etkileyecek nitelikte görülmediğinden, “EVET” mührüyle mühürlenmiş oy pusulalarının da geçerli sayılması kararı verilmiştir" yanıtı verildi.
*
YSK gerekçeli kararı açıkladı, muhalif üye ‘hukuk dersi’ verdi: Bu şaibeyi tarih yazacak
YSK, referandumun kesin sonuçlarını ve CHP’nin referandumun iptali için yaptığı başvuruyu reddetme gerekçesini açıkladı. YSK’nin gerekçesine, referandumun iptal edilmesi gerektiği yönünde oy kulllanan Cengiz Topaktaş’ın muhalefet şerhi damgasını vurdu.
Yayınlanma tarihi: 28 Nisan 2017 Cuma,
YSK, 16 Nisan anayasa değişikliği referandumunun iptali isteminin reddine ilişkin kararının gerekçesini açıkladı. Ancak gerekçeye, karara muhalefet eden tek YSK üyesi olan Cengiz Topaktaş’ın muhalefet şerhleri damgasını vurdu. YSK’nin tepeden inme kararı nedeniyle mühürsüz oyların sayımının imkânsız hale geldiğini ifade eden Topaktaş, “Ülkemiz çıkan sonucun doğru olduğuna inanan ve inanmayan kesimler olarak ikiye bölünmüştür. Bu tartışmanın hiç bitmeyeceği gelecek kuşaklara da yansıyacak bir sürece girilmiştir” dedi. 10 üyenin ret görüşüne katılmayan Topaktaş 12 sayfalık bir karşı oy yazısında şu çarpıcı tespitler ile seçimlerin iptal edilmesi gerektiğini bildirdi.
Kanun koyucu gibi davrandı: 560 sayılı kararımızdaki hatalı yönlerden en başta geleni kanun koyucu gibi hareket etmemiz olmuştur. Bu kurallar, dışarıdan oy pusulası ve zarf getirilmesini, dolayısıyla hile yapılmasını önlemek amacıyla getirilmiştir. Oy verme hakkını Anayasa ile güvence altına alan kanun koyucunun, 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddelerindeki düzenlemeyi yapmak suretiyle vatandaşının oy hakkını elinden aldığını söylememiz mümkün değildir. Kanun koyucunun bunu düşünmediğini veya düşünemediğini söyleyemeyiz. Kurulumuzun yerindelik denetimi yapması da mümkün değildir. Bu itibarla 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddeleri Anayasaya aykırı olmadığına ve böyle iddiada bulunmadığımıza göre uygulanması zorunludur.
Sahtecilik sandıkta denetlenemez: Sandık görevlilerinin sahtecilik konusunda özel bir eğitimleri olmadığı için, bu denetimi yapmaları onlardan beklenemez. Oyların seri bir şekilde sayılması gerektiği düşünüldüğünde de bu denetimin yapılmasının pek mümkün olmadığı görülecektir. Mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının, YSK tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmadığının tespitini sandık görevlilerine yaptırmaya çalışmak, sandık başlarında gereksiz tartışmalara neden olabileceği gibi, ancak bir soruşturma ile ispatlanabilecek sahtecilik veya hile iddiasının, bu yükün altından kalkamayacak olan kişilere verilmesi doğru olmayacaktır.
Tartışmalı hale geldi: Kurulumuz ilk defa bir seçimin devamı sırasında böyle bir karara imza atmıştır. Bu kararın 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddelerine ve 14/02/2017 tarihli 135/I sayılı genelgemize aykırı olması, seçmenlerin oy haklarını korumaya matuf olan bu kararı, kamuoyunda tartışmalı hale getirmiştir.
Toplum ikiye bölündü: Sandıklardaki sayım işlemleri kurulumuzun bu kararına göre yapılmış, dolayısıyla mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının miktarının tespiti imkânsız hale gelmiştir. Gerek siyasi partilerce, gerekse Kurulumuzca, gerçekte ne kadar mühürsüz zarf ve oy pusulası olduğu bilinmemektedir. Kamuoyuna bu 2.5 milyon oy olduğu şeklinde yansımıştır. Yeniden sayımın kamuoyunda oluşturulan şüpheyi ortadan kaldırmaya yetmeyeceği gözetildiğinde, artık 2.5 milyon mühürsüz zarf ve mühürsüz oy pusulası olduğunu ya da olmadığını tartışmak anlamsız hale gelmiştir. Ülkemiz çıkan sonucun doğru olduğuna inanan ve inanmayan kesimler olarak ikiye bölünmüştür.
YSK taraflı yayıncılığın önünü açtı: 298 sayılı Kanunun 149/A maddesindeki düzenlemeye baktığımızda, bu Kanunun 55/A maddesine ve kurulca belirlenen esaslara aykırı olarak yayın yapılması halinde, cezai müeyyideler getirdiği görülmektedir. Bu müeyyideyi uygulamak yerine, uygulanamaz olduğuna karar verilmesi, propaganda açısından eşit olmayan şartlarda halkoylamasına gidilmesi sonucunu doğurmuştur. Kurulumuzun bu kararı ile radyo televizyonlarda kendi görüşleri dışında görüşlere yer vermeyen yayınların önü açılmıştır.
Farklı görüşler eşit temsil edilmedi: Sivil toplum kuruluşlarının gerektiği gibi propaganda yapma haklarını kullanamamaları, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamayacağı kuralının gözardı edilmesi sonucu, radyo ve televizyon kanallarının sadece kendi görüşlerine yer vermeleri ile değişikliğin halka anlatılmasında farklı görüşlerin eşit temsil edilmemesi ve 560 sayılı kararımızın yarattığı sonuç gözetildiğinde, Anayasamızın 67 ve 79. maddelerinin ihlal edildiği, bu nedenlerle seçimlerin iptali yolundaki başvurunun kabulüne karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
*

 ‘Evet’e anayasayı bile feda ettiler

OHAL KHK'si YSK'ye Anayasa çiğnetti.
Yayınlanma tarihi: 29 Nisan 2017
Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 16 Nisan referandumu ile ilgili tartışmalı kararlarının sadece mühürsüz oy pusulası ile ilgili olmadığı ortaya çıktı. YSK’nin CHP’nin referandumun iptali için yaptığı başvuruya karşı aldığı ret kararının gerekçesinde, OHAL KHK’sini uygulayabilmek için “sınır aşan” kararlar alındığı görüldü. Hükümet, kendisine yakın televizyon kanallarının baskısı üzerine, KHK düzenlemesi ile Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Yasa’nın özel radyo ve televizyon kanallarının “tek yönlü, taraf tutan; bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olan” yayınları gerekçesi ile cezalandırılmasını içeren maddesini yürürlükten kaldırdı. RTÜK’ün YSK’ye göndereceği taraflı yayına ilişkin ihlal raporlarının, tozlu raflarda yaptırımsız kalmasının önü açıldı.
 1 yıl gerekliydi
KHK ile seçim yasasındaki ceza yaptırımı yürürlükten kaldırıldığından, YSK’nin, anayasanın “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz” hükmüne uygun davranarak, raporlar üzerinde değerlendirme yapması gerekiyordu. YSK, anayasayı işletmek yerine, KHK ile getirilen cezasızlık düzenlemesini Türk Ceza Yasası’nın “failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmünü gerekçe göstererek uygulamaya soktu. Böylece RTÜK’ün YSK’ye gönderdiği 158 ihlal raporu da çöpe gitti.
‘Kural değişmesin’
YSK üyesi Cengiz Topaktaş, karara karşı yazdığı muhalefet şerhinde, anayasanın getirdiği bir yıl kuralı, “Anayasa yapıcı TBMM’de çoğunluğu elinde bulunduran bir grubun seçimlere gidilirken kendi lehine olacak şekilde oyunun kurallarını değiştirmesini bertaraf etmek için seçim kanunlarındaki değişikliklerin yürürlük tarihini bir yıl ötelemeyi tercih etmek” olarak yorumladı. Topaktaş, “Seçim kanunlarında yapılacak değişikliğin, bir yaptırımın kaldırılmasına ilişkin olması, Anayasanın ihlal edilmesini gerektirmez. Fiili suç olmaktan çıkaran ancak henüz uygulama kabiliyeti olmayan yasal düzenlemeye dayalı olarak bir suçun cezasız bırakılması da söz konusu olamaz. Ceza hükmünü yürürlükten kaldıran KHK hükmü uygulanabilir olmadığından, lehe hüküm uygulanması tartışması da yapılamaz” ifadelerini kullandı. KHK’nin uygulanması kararı ile ilgili olarak Topaktaş, “Propaganda açısından eşit olmayan şartlarda halkoylamasına gidilmesi sonucunu doğurmuştur. Radyo ve televizyonlarda kendi görüşleri dışında görüşlere yer vermeyen yayınların önü açılmıştır. Karar ile YSK günümüzde propaganda ile ilgili en önemli ve etkili bir yöntem olan radyo ve televizyonlar üzerindeki anayasadan gücünü alan seçimlerdeki yönetim ve denetim yetkisini kaybetmiştir” dedi.
*
DANIŞTAY'IN YSK BELGESİ AÇIĞA ÇIKTI... ANKARA KARIŞTI!..
DANIŞTAY DAHA ÖNCE YSK KARARINI İPTAL ETMİŞ

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 'mühürsüz oyların' geçerli kabul edileceği kararının ardından başlayan referandum tartışmasında önemli bir belge gündeme geldi.

Yeniçağ gazetesi yazarı Orhan Uğuroğlu, bugünkü yazısında Danıştay 13. Dairesi'nin 2005 yılında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararını iptal ettiğine dair kararı yayımladı.

"Bu yazımda açıklayacağım tarihi Danıştay kararı Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı, Adalet Bakanı'nı, YSK'yı ve Danıştay'ı çok zora düşürecek. Çünkü Danıştay 13. Dairesi 2005 yılında Yüksek Seçim Kurulu kararını iptal etti" diyen Orhan Uğuroğlu şöyle devam etti:

"Önce konuyu kısaca hatırlatayım. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) referandumda oy kullanma işlemi devam ederken 298 sayılı yasa hükmüne aykırı olarak ‘mühürsüz oylar geçerlidir' kararı aldı. Sandıklar açıldıktan sonra yaklaşık 2,5 milyon oyun mühürsüz olduğu anlaşıldı. Mühürsüz oyları geçerli sayan Yüksek Seçim Kurulu kararının iptali için CHP ‘tam kanunsuzluk' iddiası ile Danıştay'a dava açtı. 

Danıştay 10. Dairesi, ‘YSK kararlarına yönelik bir karar verilmesine yer olmadığı' gerekçesi ile CHP'nin başvurusunu reddetti.

 Peki, bu karar doğru mu? Yani Danıştay, Yüksek Seçim Kurulu kararlarını görüşüp hukuken iptal edebilir mi? Bu konuda verilmiş bir karar var mı? 

Evet var.Türkiye'de gündem yaratacak bu çok önemli Danıştay 13. Dairesi'nin 2005/993 karar numaralı YSK kararını iptalReklamlar eden tarihi belgesini açıklıyorum.

CHP'nin Danıştay Dava Daireleri Kurulu'na 10. Daire kararı için itiraz etmesi Türk hukuk sistemi içindeki son aşamadır.

YSK'nın tam kanunsuzluk içeren "mühürsüz oylar geçerlidir" kararını iptal ederek Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu Danıştay Dava Daireleri Kurulu sağlayabilir.

Sonsöz: YSK kararları demek ki Danıştay kararı ile iptal edilebilirmiş."

BU KARARDA DANIŞTAY: DAVACININ İPTALİNİ İSTEDİĞİ YSK KARARI İLE İLGİLİ SINIRLI YARGI DENETİMİ YAPILARAK BİR SONUCA BAĞLANMASI GEREKİRKEN..." diyerek YSK KARARLARININ YARGI DENETİMİNDE OLDUĞU AÇIKLIYOR...

Uğuroğlu'nun yazısında sözünü ettiği belge, sosyal medyada da paylaşıldı:

Kaynak: Sputnik News
*
 





TBMM Genel Kurulu'nda konuşan CHP'li Didem ENGİN, referandum sürecinde ve referandum gecesi yaşananlara değinerek, yaşananların Evet oyu veren vatandaşlarımızın gönlünde dahi kabul görmediğini belirtti.

05 Mayıs 2017 Cuma
Konuşmasına Mevlana'nın “Ya olduğun gibi görün, Ya da göründüğün gibi ol” sözleri ile başlayan Didem ENGİN, "Bu referandumda Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, olduğunuz ya da göründüğünüz gibi değil, gerçekleri tamamen gizleyerek, halkımızı aldatma ve yanıltma üzerine Makyavelist bir anlayışla kurguladığınız bir tiyatroyu oynadınız. Bir taraftan kuvvetler birliğini hedefleyerek, yargının siyasileşmesi için teklif hazırladınız, diğer taraftan “Yargı Bağımsızlığı için Evet” pankartları astınız. Bir taraftan Meclis’in yetkilerini sınırlandıran, milletvekillerinin sözlü soru sorma imkânını bile kaldıran ve ülkemizdeki tüm yetkileri bir tek kişide toplayan maddeleri hazırladınız, diğer taraftan “Güçlü Meclis için Evet” pankartları ile her yeri donattınız" dedi.
"İyi niyetli vatandaşlarımızın oylarına göz diken sinsi siyasetçilerin, yalanlar üzerine kurulu bir propagandayı nasıl yürütebildiklerini tüm dünyaya gösterdiniz" diyen Didem ENGİN, yaşananların ülkemizin demokrasi tarihine kara bir leke olarak kayda geçtiğini belirtti.
ALKIŞLARLA DEMOKRASİMİZİ RAFA KALDIRARAK, ÜLKEMİZİ BİR ATEŞİN BİR KAOSUN İÇİNE ATTINIZ
Anayasa değişikliğinin ülkemizi bir ateşin, bir kaosun içine atarak, her türlü dış kumpasa açık hale getirdiğini belirten Didem ENGİN, "Tarih, 26. Dönem Meclisi’ni kendi yetkilerini ve işlevselliğini kısıtlayarak, alkışlarla demokrasimizi rafa kaldıran bir Meclis olarak kayda geçirmiştir. Bu onur Evet oyu veren tüm milletvekillerine yeter" sözleri ile tepkisini gösterdi.
CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMININ MANEVİ SAYGINLIĞINI YOK ETTİNİZ!
Partili Cumhurbaşkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı makamının manevi saygınlığının yok edildiğini vurgulayan Didem ENGİN, "Ülkemizin birlik ve bütünlüğünün altına dinamit konulmasına göz yumdunuz. Bundan sonra Cumhurbaşkanı, Cumhurun Başkanı olamayacaktır. Sadece kendi partisinin başkanı olacak ve bu şekilde karşılık bulacaktır" dedi.
Hükümet'i adalet sistemini siyasileştirerek, hukuk devletini yok etmekle eleştiren Didem ENGİN, "Şimdi bütün dünyanın önünde milletimizin gözüne bakarak “Buna da alışacaklar” umursamazlığı içinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun siyasi yapısını oluşturuyorsunuz" diye konuştu.
"Baskılarınızla Evet demek zorunda kalan vatandaşlarımızın bile gönlünde kabul görmeyen bu anayasa değişikliği ile, halkımızın sahip olduğu demokrasi bilincine rağmen ülkemizi bu şekilde yönetemezsiniz. Çünkü bu anayasa değişikliği ve oluşacak hukuk sistemi ile Türkiye içte ve dışta öngörülemez bir ülke konumuna düşmüştür" diyen Didem ENGİN, AGİT ve Venedik Komisyonu raporları ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi kararına değindi.
"Siz istediğiniz kadar mezarlıkta ıslık çalarak “Bu kararların hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur” deyin, bu referandum sonucunun meşruiyeti sadece ülkemizde değil, tüm dünyada sorgulanmaktadır" diyen Didem ENGİN, "Yürüttüğünüz dış politika ile zaten dünyadan tecrit edilmiş duruma getirdiğiniz ülkemize, bu kararların, hem dış politikada ve hem de ekonomide faturası çok ağır olacaktır" uyarılarında bulundu.
EKONOMİDE ÇALAN ALARM ZİLLERİNİN SORUMLUSU AKP OLACAKTIR!
Bu Anayasa değişikliğinin ekonomiye yapacağı yansımaları değerlendiren Didem ENGİN, “Hem yerli hem de yabancı yatırımların durmasının, ülkemizden sermaye çıkışlarının hızlanmasının, ihracatın her geçen yıl daha da gerilemesinin, turizm gelirlerinin her yıl daha da azalmasının, finansman bulunmasının zorlaşmasının, cari açığın tolere edilemez boyutlara ulaşmasının, ekonomimizdeki çarkların yavaşlamasının, iflasların hızla artmasının, sokaklarımızı çığ gibi büyüyen işsizler ordusunun kaplamasının, ülkemizin içinden çıkılmaz bir girdabın içine sürüklenmesinin müsebbibi bu sorunları görmezden gelerek, sadece kendi çıkarlarını düşünen ve kendi menfaatleri için Anayasa değiştiren, Olağanüstü Hal sürecinde referandum düzenleyen ve güzel ülkemizi bir parti devletine dönüştürmeye çalışan AKP olacaktır" dedi.
MİLLETİMİZİN İRADESİNİN ÖZGÜRCE SANDIĞA YANSIMASINI ENGELLEMEK İÇİN HER TÜRLÜ BASKIYI DENEDİNİZ
Didem ENGİN, "Hemen her fırsatta millet iradesinden bahsediyordunuz. Bu Meclis’te her tartışmada millet iradesinin arkasına sığınıyordunuz. Millet iradesinin başımızın üzerinde yeri var diyordunuz. Şimdi soruyorum: Referandumda milletimizin iradesinden neden korktunuz? Neden milletimizin iradesinin özgürce sandığa yansımasını engellemek için her türlü baskıyı denediniz? Milletimizin vergilerini neden Evet için hesapsızca harcadınız? Neden bütün vatandaşlarımızın cebinden çıkan vergileri kullanarak dağı taşı Evet afişleriyle donattınız? Neden Hayır afişlerine tahammül edemediniz? Neden Hayır pankartlarının çoğunu asıldığı gün kestiniz, yırttınız, kaldırdınız? Neden lise öğrencilerini, kamu çalışanlarını Evet propagandası yaptığınız açılışlarınıza, mitinglerinize katılmaya zorladınız? Neden taşeron işçileri ve belediye çalışanlarını işten atma tehditleriyle Evet oyu vermeye zorladınız ve bu oylarını fotoğraflarla ispatlama mecburiyetinde bıraktırdınız? Neden Hayır diyen vatandaşlarımıza terörist, vatan haini, çukur yakıştırmalarını yaptınız? Neden?" soruları ile iktidarın referandum süreci boyunca vatandaşlarımız üzerinde gerçekleştirdiği baskılara değindi.
"Bu referandumun bir faydası oldu. O da, sizin millet iradesi söylemlerinizin cilalarını dökerek, o cilanın altındaki gerçek yüzünüzü halkımıza göstermiş olmasıdır" diyen Didem ENGİN, Anayasa değişiklik teklifi ile ilgili Genel Kurul'da yaptığı uyarıları hatırlattı.
AKP RUHUNUN SİLİNEMEZ ALAMET-İ FARİKASI BU REFERANDUMDA TESCİLLENMİŞTİR
Teklif Genel Kurul’da görüşülürken "AKP bu defolu Anayasa değişiklik teklifiyle üzerine yapışan kapkara lekeyi asla silemeyecektir. Teklif bu Meclis'ten geçsin ya da geçmesin, demokrasi tarihimize bir ibret vesikası olarak zaten geçmiştir. Kapalı kapılar ardında dar bir kadro tarafından hazırlanan metni görmeden imzalayan milletvekilleriyle, eleştiri ve önerilerin görmezden gelinmesiyle, konuşmaların televizyondan canlı yayınlanması talebimizin gerekçesiz reddedilmesiyle, sivil toplum kuruluşlarına, Anayasa hukukçularına, akademisyenlere komisyonda söz hakkı verilmemesiyle, kifayeti müzakere önergeleriyle, Genel Kurul’da gizli oylamada açık evet oyu kullanılmasıyla, bu teklif artık AKP ruhunun silinemez alamet-i farikası olmuştur" diyen Didem ENGİN, 16 Nisan referandumunun bu alamet-i farika'yı tescillediğini belirtti.
REFERANDUMDA YAŞANANLAR AKP TÜRKİYE’SİNİN ARTIK BİR HUKUK DEVLETİ OLMADIĞININ ACI BİRER GÖSTERGESİDİR
"Mühürsüz oy pusulaları ve zarfların Yüksek Seçim Kurulu tarafından geçerli sayılmasıyla, Türkiye'nin her yerinde devletin tüm imkânlarının Evet için seferber edilmesiyle, baskıyla, hileyle, kanunsuzlukla, Evet çıkması için her yol mubahtır anlayışıyla, ölülere bile Evet oyu verdirilmesiyle, silahla oy kabinlerinin önünde bekleyen yandaşların vatandaşlarımızı Evet’e zorlamasıyla, oy vermeye gitmeyen seçmenlerin yerine Evet oyu kullanılmasıyla, seçim kurullarının Tercih yerine Evet mühürleri dağıtmasıyla, şaibeli milyonlarca oyla, bu alamet-i farika ilelebet tescillenmiştir" diyen Didem ENGİN, tüm bu yaşananların AKP Türkiye'sinin artık bir hukuk devleti olmadığının acı birer göstergesi olduğunu belirtti.
MİLLETİMİZ BU ANAYASAYI REDDETMİŞTİR VE BU DAYATMAYI ASLA KABUL ETMEYECEKTİR!
Didem ENGİN "İşte gerçek yüzünüz. İtaat etme ve boyun eğme üzerine kurgulanmış yönetim felsefeniz. İşte sizin demokrasi anlayışınız. Bundan sonra demokrasiden bahsedemeyeceksiniz. Çünkü her demokrasi diye ağzınızı açtığınızda,  her millet iradesi diye övündüğünüzde işte sizin demokrasi anlayışınızın alamet-i farikası, bu anayasa değişiklik teklifi ve bu referandumdur cevabını alacaksınız" diyerek milletimizin demokrasimizi rafa kaldıran bu anayasa değişiklik teklifini, devlet terörüne ve her türlü baskıya rağmen, sahip olduğu demokrasi bilinciyle reddettiğini vurguladı.
Halkımızın hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete değil, bir tek kişiye ait olduğu dayatmasını, bu oldu bittiyi, hiçbir zaman kabul etmeyeceğini belirten Didem ENGİN, "Halkımız asla itaat etmeyecek ve asla boyun eğmeyecektir. Son meclis konuşmamda bu referandum AKP’nin çöküş sandığı olacaktır demiştim. AKP’nin çöküş ve izmihlali bu referandumla başlamıştır. Alkışlarla kabul ettiğiniz Partili Cumhurbaşkanlığı ile de bu çöküş hızlanmıştır" dedi.
KAÇIRDIĞINIZ AT HENÜZ ÜSKÜDAR’A VARAMAMIŞTIR VE MAÇ DA HENÜZ BİTMEMİŞTİR!
"Minareyi kılıfına uydurduğunuzu zannediyorsanız, “Bu iş oldu da bitti maşallah” diyorsanız, kurduğunuz düzene “halkımız nasıl olsa zamanla alışır” diyorsanız, yanıldığınızı kısa sürede anlayacaksınız" diyen Didem ENGİN, "Kaçırdığınız at henüz Üsküdar’a varamamıştır. Ve maç da henüz bitmemiştir!" diye ekledi.
REFERANDUM SÜRECİNDE VE OY SAYIM GECESİNDE YAŞADIKLARIMIZ, HEM “EVET” DİYEN HEM DE “HAYIR” DİYEN TÜM YURTSEVER VATANDAŞLARIMIZIN VİCDANLARINI SIZLATMIŞTIR
"Referandum sürecinde ve oy sayım gecesinde yaşadıklarımız, hem Evet diyen, hem de Hayır diyen tüm yurtsever vatandaşlarımızın vicdanlarını sızlatmıştır. Ve vicdanı sızlayan bütün vatandaşlarımızın mühürsüz seçim yapanlarla ve bu mizanseni hazırlayanlarla, ilk sandıkta görülecek bir hesabı vardır" diyen Didem ENGİN, "Bu defa, elinizdeki sopayla, tehditle, baskıyla ve zulümle milletimizi korkutamayacaksınız. Ne sandıklarda yapacağınız katakulliler ve ne de seçim kurullarınız sizleri kurtaramayacaktır." sözleri ile konuşmasını tamamladı. 

*
AKPM: OHAL demokratik referandum sürecini kısıtladı, YSK kararı yasaya aykırı
Türkiye'nin davetiyle 16 Nisan referandumuna gözlemciler gönderen AKPM, resmi gözlem raporunu açıkladı. Raporda temel özgürlüklerin kısıtlandığı, YSK kararının yasaya aykırı olduğu gibi eleştiriler yer aldı.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Türkiye'de yönetim sisteminin değiştirilmesine yönelik Anayasa değişikliklerinin halk oyuna sunulduğu 16 Nisan referandumuyla ilgili resmi raporunu açıkladı.
DW Türkçe'nin haberine göre Türkiye'deki seçmenlerin Yüsek Seçim Kurulu (YSK) ve diğer devlet otoriteleri tarafından referandumun içeriği konusunda “tarafsız” biçimde bilgilendirilmediğine vurgu yapılan raporda, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal ile "gerçek anlamda demokratik bir referandum süreci için gerekli temel özgürlüklerin kısıtlandığı” söylendi.
Raporda "darbe girişimi sonrası binlerce kişinin işine son verilmiş veya gözaltına alınmış olunmasının siyasi iklim üzerinde olumsuz etki yarattığı” belirtildi.
"OHAL kapsamında olağanüstü yetkilerle donatılan valilerin", bu yetkileri “temel hak ve özgürlükleri daha da sınırlandırmak için kullandıkları” görüşü ifade edildi.
Seçimlerle ilgili yasal çerçevenin referandum konusunda net olmadığı ve “demokratik bir referandum için yetersiz kaldığı” söylenen raporda, referandum kampanyasının finansmanıyla ilgili yasal çerçeve de "siyasi partilerin harcamalarının saydam olmaması nedeniyle yetersiz" olarak nitelendi.
RAPOR AB İÇİN REFERANS NİTELİĞİNDE
Raporda 18 maddelik anayasa değişikliğinin Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organı olan Venedik Komisyonu tarafından “kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıracağı” gerekçesiyle Avrupa normlarına aykırı bulunduğu da hatırlatıldı.
AKPM, 16 Nisan referandumunu TBMM’nin daveti üzerine 21 parlamenterle Ankara, İstanbul, Antalya, İzmir ve Diyarbakır’daki seçim bürolarında gözlemlemişti.
AKPM raporu, aralarında AİHM’nin de bulunduğu tüm Avrupa Konseyi organları ve AB için referans belge olma özelliğine sahip.

*

Emre Kongar
AKPM de aynı görüşte: Ne meşru, ne de yasal!
01 Haziran 2017 Perşembe
Avrupa Konseyi’ni, Avrupa Birliği ile karıştırmayın: Türkiye’nin de kurucu üyeleri arasında bulunduğu Avrupa Konseyi’nin amacı, Dışişleri Bakanlığımıza göre:
“İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkelerini korumak ve güçlendirmek; Azınlıklar, ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı, sosyal dışlanma, uyuşturucu madde ve çevre konularındaki sorunlara çözüm aramak;Avrupa kültürel benliğinin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunmaktır.”
Konsey, bu amaçları gerçekleştirmek için bir de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AİHM kurmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, bu mahkeme kararlarının bağlayıcı olduğunu kabul etmiştir. İşte bu Konsey’in Parlamenterler Meclisi, AKPM, 16 Nisan Halkoylaması hakkında, NİHAİ raporunu yayımladı. Rapor ekleriyle birlikte 12 sayfadan oluşuyor.
Ben aşağıdaki özeti, 58 maddelik 7 Bölüm ve 3 Ek’ten oluşan bu İngilizce tam metinden çıkardım.
1) Halkoylamasına sunulan öneriler, kamuoyunda ve Meclis’te yeterince tartışılmadan ve HDP milletvekillerinin bir bölümü hapisteyken oluşturuldu.
2) Öneriler, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran ve yargı bağımsızlığını güvenceye almayan, otoriterliği önlenemeyen bir başkanlık rejimi öngörüyordu.
3) 15 Temmuz kalkışmasından sonra ilan edilen ve uzatılan OHAL bağlamında 100.000’den fazla insan gözaltına alınmış, 40.000’den fazlası tutuklanmış, 150.000 memur işten atılmıştır. Güneydoğu bölgesindeki güvenlik operasyonlarından dolayı yüz binlerce insan evlerini terk etmiştir. Bu OHAL koşulları anayasal bir halkoylamasına uygun değildir.
4) Anayasa değişikliği Meclis’te üçte iki çoğunluk gerektirirken, halkoylamasında basit çoğunlukla kabul edilmiştir. Ayrıca 72 Anayasa maddesini değiştiren 18 önerinin birlikte oya sunulması, bunların ayrı ayrı değerlendirilmesini olanaksız kılmıştır.
5) OHAL bağlamında Halkoylaması koşullarını etkileyen KHK’ler çıkarılmış ve bunların denetlenmesi Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
6) Zaten mevcut durumda kısıtlanmış olan (circumscribed) temel ifade, toplantı ve gösteri hakları, OHAL koşullarında, yerel yöneticilerin de yetkilendirilmesiyle, demokratik bir halkoylamasını engelleyecek biçimde sınırlanmıştır.
7) İçlerinde 5 HSYK üyesi ve çok sayıda yüksek yargı mensubu olan, yargının üçte biri kadar, 3.979 yargıç ve savcının görevden alınmış olması, buna ek olarak 21 gazeteciyi salıveren 3 yargıç ve savcının açığa alınıp soruşturulmaya başlanması, halkoylaması dönemindeki yargı bağımsızlığını etkilemiştir.
8) Seçim kurullarında çok kişi halkoylaması öncesinde görevden alınmış ve yerlerine yenileri atanmıştır.
9) Sandık kurullarının oluşturulmasında temsilde adalet ilkesine uyulmamıştır.
10) 570.000 vatandaş oy hakkından mahrum edilmiş, 355.000 ile 500.000 arasında seçmen, güvenlik bölgelerinde yaşadıkları için OHAL’den etkilenmişlerdir.
11) Bazı illerde mahalli yöneticiler, siyasal partiler dışındaki örgütlerin kampanya yapmalarını engellemiştir.
12) Oylanan maddeler hakkında seçmenler, resmi makamlar tarafından yeterince bilgilendirilmemişlerdir.
13) Evet kampanyası, tarafsız olmaları gereken Cumhurbaşkanı, Başbakan ve başka görevliler tarafından desteklenmiştir.
14) Kamu olanakları, açılış törenleri, memurlar ve öğrencilerin bedava taşınması gibi olaylarla kötüye kullanılmıştır.
15) Hayır kampanyasını yürüten HDP’nin iki eşbaşkanı da dahil olmak üzere sayısız taraftarı ve 83 belediye başkanı hapistedir.
16) Hayır kampanyasını yürütenler fiziksel saldırılara uğramış ve tutuklanmışlardır. HDP’nin Kürtçe afiş ve şarkısı yasaklanmıştır.
17) Darbe teşebbüsünden sonra 60 televizyon ve radyo istasyonu, 19 gazete, 29 yayınevi ve 5 haber ajansı kapatılmıştır. Hapisteki 150 gazetecinin çoğu darbe teşebbüsünden sonra tutuklanmıştır ve tutuklamalar devam etmektedir. Bu durum büyük ölçüde otosansüre yol açmıştır.
18) “Evet” kampanyası televizyonda yüzde 76, basında yüzde 77.5 oranında yer almıştır. AKP’ye yüzde 33.5, CHP’ye 19, MHP’ye 2.3 ve HDP’ye 0.6 zaman verilmiştir.
19) YSK oy verme günü, bazı yerlerde oy sayımı başladıktan sonra, mühürsüz oyların da geçerli sayılacağına ilişkin, yasaya açıkça aykırı olan bir karar almış ve oy güvenliğinin altını oymuştur.
20) YSK, 23.25’te ilk sonuçların “Evet” olduğunu ilan etmiş ama herhangi bir sayı vermemiştir.
25) Sonuç olarak 16 Nisan halkoylaması tarafların eşit koşullara sahip olduğu bir ortamda yapılmamıştır.
26) Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ve Dışişleri Bakanı’nın, halkoylaması gözlem görevini açıkça eleştirmesinden üzüntü duyulmuştur. Görevin, Parlamenterler Meclisi’nin seçimlerin gözlenmesi ilkelerine kesinlikle uyularak yerine getirildiğini anımsatmak isteriz.
27) Parlamenterler Meclisi, seçimler konusunda ve genel olarak demokratik kurumların güçlendirilmesi için Türk yetkililerle birlikte çalışmayı sürdürecektir.
                                                                                 ***
Değerli okurlarım, bu özetin eksiği var, fazlası yok; orijinal metin çok daha ayrıntılı. Sonuç olarak, Avrupa Konseyi’nin de aynen burada daha önce yazdığım gibi, bu halkoylamasının Demokrasiyi tahrip eden maddeler içerdiğini ve üstelik de hem eşit olmayan, hem de yasalara aykırı koşullarda yapıldığını saptadığı görülüyor...
DEMOKRASİ İÇİN DİRENECEĞİZ!
*

Emre Kongar
Akademisyenler de 16 Nisan sonuçlarını geçerli bulmuyor
04 Haziran 2017
Bu Pazar da içerideki insanları unutmadım.
Ama “Niyet Okumanın Altın Oranı” başlığıyla tasarladığım yazıyı, bir aksilik olmazsa, Salı gününe bırakarak bugün önemli bir bildiriyi vurgulamak istiyorum.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Raporu’ndan sonra, Türkiye’deki ve Türkiye dışındaki üniversitelere mensup 32 akademisyen de, ülkenin kaderini tek adama bağlayan tartışmalı 16 Nisan Halkoylaması sonuçlarının geçersizliği hakkında bir bildiri yayımladı. 
Bu bildiri dikkatle okunduğunda, bırakın sürecin bilimsel yöntemlere uygun olmayışını, 16 Nisan sonuçlarının saptırılması için önceden önlem alındığı, sonradan da her türlü haksızlık ve hukuksuzluğun yapıldığı açıkça görülmektedir.
Akademisyenlerin bu çıkışı üniversitelerin utanç verici suskunluğu bağlamında çok daha önem ve anlam kazanıyor! (Bölümlere rakamları ben ekledim.)
***
Biz, aşağıda imzası bulunan öğretim üyeleri, bilimsel veri toplama ve analiz süreçlerinde kullanılan standart kural ve yöntem bilgileri ışığında 16 Nisan 2017 referandumuna ilişkin aşağıdaki mütalaayı kamuoyuyla paylaşmayı meslekî ve vicdanî sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyoruz: 

1) Herhangi bir konuda veri toplamanın sağlıklı olarak yapılabilmesi için veri toplama sürecine dair düzenli not tutulması ve olağandışı durumların kaydedilmesi zorunludur. 
Ancak, referandumda kullanılan sandık tutanak formu, oylamadan kısa bir süre önce, olağandışı durumları ayrıntılı olarak saptamaya elvermeyecek şekilde değiştirilmiştir. 

10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimiyle 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 milletvekili seçimlerinde kullanılan sandık tutanaklarında, ilçe seçim kurulundan alınan toplam zarf ve oy pusulası sayısı, kullanılmayarak artan zarf ve oy pusulası sayısı, açılan sandıklardan kaç adet geçersiz zarf çıktığı ve neden geçersiz oldukları, kaç adet geçersiz oy pusulası çıktığı ve neden geçersiz olduklarına dair bilgi girilebilecek haneler vardır. 

Fakat 16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumunun sandık tutanaklarında oy kullanımı öncesinde elde kaç adet zarf ve oy pusulası olduğunun belirtileceği bir haneye yer verilmemiş, sadece geçerli ve geçersiz oy sayılarının yazılabileceği alanlar bırakılmıştır. Geçersiz olarak kaydedilen oyların neden geçersiz olduğu (örn. eksik mühür, boş pusula, birden fazla alana basılmış damga) bilinmemektedir, çünkü geçersiz olma nedenlerinin yazılabileceği bir alan mevcut değildir. 

2) Veriler toplandıktan sonra kalite kontrolü yapılması ve geçersiz verilerin özellikle veri içeriğinden bağımsız olacak şekilde, sistematik bir yöntemle ayıklanması zorunludur. Geçersizlik tanımı, tüm verilere tarafsız ve eşit bir şekilde uygulanmalıdır. 
Ancak, referandumda sistematik bir geçersizlik testi yapılmamıştır. 
Uygulanan geçersizlik tanımı, yurtdışı oyları için farklı, bir saat erken açılan yurtiçi sandıkları için farklı, geç açılan sandıklar için farklıdır.
Yurtdışı ve Doğu oylarında mühürsüz oylar geçersiz kabul edilmiş, ancak saat
17.00 sonrasında açılan sandıklarda mühürsüz oylar yasadışı şekilde geçerli sayılmıştır.

Üstelik, kaç oyun hangi nedenle geçersiz olduğuna dair bilgi kaydedilmediğinden, sandık tutanakları üzerinden yeni bir sayım yapılması ve geçersiz oyların geçersizlik türüne göre tasnifi imkânsız hale gelmiştir. 

3) Veri toplama süreci tamamlandıktan sonra, verilerin analizi hata kontrolü ile birlikte yapılmalıdır. Sonuçlar ancak bundan sonra açıklanmalıdır. 
Ancak, referandumda veri analizi titizlikle yapılmadan sonuçlar ilan edilmiştir. 
Çünkü hata payları ve nedenleri araştırılmamış, hata takibine yönelik itiraz dilekçeleri tek tek ele alınmadan alelacele reddedilmiştir. 

4) Yukarıda bahsedilen üç yanlış uygulama, peş peşe eklendiğinde süreci, düzeltilmesi imkânsız şekilde bozmuştur. 
Dolayısıyla: 

5) Referandum sonrasında ilan edilen sayıların gerçekliği kanıtlanamamaktadır.
 
6) Sayımın mevcut oy pusulaları üzerinden yeniden yapılması anlamsızdır. 

7) Yeniden oy toplanmadıkça, oylamaya sunulan anayasa değişikliğini halkın ne kadarının onayladığı konusunda hiçbir vargı türetilemez. 

8) Referandum sonrasında oluşan durumun belirsizliğinin kamuoyuna bu açıklıkta yansıtılmadığını gözlemliyoruz. 

9) YSK tarafından ilan edilen referandum sonucunun halkın gerçek iradesini yansıttığını söylemenin bilimsel açıdan olanaksız olduğunu kamuoyunun bilgisine sunarız.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/754016/Akademisyenler_de_16_Nisan_sonuclarini_gecerli_bulmuyor.html
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder