“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

2 Nisan 2017 Pazar

16 Nisan 2017 Türkiye Cumhuriyeti'nin kader günüdür





XI.Son deyiş

TBMM'de 21 Ocak 2017 tarihinde kabul edilen 6771 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 16 Nisan 2017'de halkoyuna sunulacaktır.
Bütün halkoylamaları, özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin bu en bunalımlı döneminde yapılacak oylama hem milletimizin hem de milletimizle birlikte başta komşularımız olmak üzere bütün milletlerin kaderini az çok değiştirecektir. Bu bakımdan en yararlı tercihi bilinçli olarak yapmalıyız. Aksi takdirde sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz. Ayrıca vebal altında kalırız. 
Vebal altında kalmamak için yazılı basın organlarında küçük çapta bir inceleme yaptım.  Bu inceleme sonunda kayda değer düşünceleri derledim. Bu düşünceler üzerinde düşünmeye çalıştım ve tercihimi yaptım. 
Bu tercihimi açıklamıyorum. Gerçi şahsi tercihin açıklanmasında bir mahsur görmüyorum. Ama bu tercihleri açıklarken olur olmaz ipe sapa gelmez gerekçelerle halka tesir etmeye çalışanları tasvip etmiyorum.
Birilerini etkilemeyi saygısızlık kabul ederim. Onun için paylaşımım etkilemek için değil karınca kadarınca bilgilendirmek içindir.
Bunca emeğimize rağmen bazı hususları öğrenemedik. Örneğin zamanı, gerekçesi, maddeleri hiç de uygun olmadığı birçokları tarafından da belirtilen bu halk oylamasına gitmemizin nedeninin ne olduğunu tam olarak öğrenemedik.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, FETÖ ile mücadeleye ilişkin açıklamalarda bulunarak,
 "FETÖ'nün yüzde yüz temizlendiğini söylemek isterim ama bugün mümkün olmadığını ifade etmek istiyorum. Henüz daha yüzeyindeyiz. İnanın FETÖ konusunda bizim bildiklerimizi bilmiş olsanız 2 saat, 3 saat uykunun bile fazla olduğunu hep beraber görmüş oluruz"[i] dedi.
Soylu’dan devlet sırlarını açıklaması elbette istenemez. Biz gerekirse uykumuzdan daha çok fedakârlık ederek memleket meseleleri üzerinde düşüneceğiz ve çalışacağız.
Bu çalışmalar sonunda yöneticilerimizin  Pentagon’un dayatmalarına, CIA’nın kirli oyunlarına, gizli düşman tuzaklarına maruz kaldıkları şüphesine düştük. Onun için topyekun olarak Milletçe dayatmaları aşarak, tuzaklara düşmeyerek bir tercih yapmamız gerektiği sonucuna vardık. Emperyalistlerin gizli kapaklı olarak istediği tek adam yönetimine, değil beş yıl için beş dakika için bile razı olunamayacağı sonucuna vardık.
OHAL şartlarında yapılması, görülmemiş bir baskı uygulanması , halkoylamasının bir güven oylamasına dönüşmesi gibi olumsuz şartlara rağmen “meşrutiyet” tartışmalarının çıkmamasını diliyoruz.
16 Nisan’ın olumlu gelişmeler için bir milad olmasını diliyoruz. 17 Nisan'dan itibaren milletçe, gerekirse bütün partilerin ortak noktalarda birleşmesiyle  TBMM’nin kaybedilmek istenen saygınlığının yeniden artmasını, parlamenter sistemin güçlenerek devam edebilmesi için gerekenlerin hemen yapılmaya başlanmasını arzu ediyoruz.
Arzuların gerçekleşmesi dileğiyle.
Sabahattin Gencal, Çekmeköy- İstanbul02. 04. 2017





İÇİNDEKİLER


I.                   Önsöz
II.       T.C. Anayasa’sı hakkında çok kısa bir değerlendirme.
III.        T.C. Başbakanı Binalı Yıldırım ve arkadaşlarının TBMM’ne sundukları anayasa değişikliği teklifinin gerekçeleriyle birlikte tam metninin kısaca değerlenme.
IV.               6771 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu kısaca değerlendirme.
V.            Anayasa değişiklik teklifi üzerine yapılan analizleri değerlendirmek
VI.         Siyasetçilerin konu ile ilgili değerlendirmeleri
VII.      Halk oylaması sırasındaki çalışmaları gözden geçirme ve değerlendirme.
VIII.     Yabancıların değerlendirmeleri ve tutumları
IX.           Referanduma gidiş nedenleri
X.            Ne dediler?
XI.         Son deyiş


 

I.                  Önsöz

TBMM'de 21 Ocak 2017 tarihinde kabul edilen 6771 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 16 Nisan 2017'de halkoyuna sunulacaktır.
En büyük vatandaşlık görevlerimizden biri de sandığa gitmek ve tercihimizi kullanmaktır.  Ulusumuzun kaderini etkileyecek bu oylamada hiçbir kimsenin ve hiçbir otoritenin etkisi altında kalmadan aklımızın ve vicdanımızın sesine kulak vererek oylarımızı kullanacağız.
Her kararımız elbette bilinçli olmalıdır. Bilinçlenebilmek için yanlış ve hiç ilgisi olmayan bilgi ve algı bombardımanlarından, duyguları istismar eden konuşma ve etkinliklerden; yine yanlış dini söylemlerle; ilgisiz sloganlarla tercihimizi etkileme çabalarından korunmalı ve sakin sakin özgürce düşünerek, geleceğimizi etkileyecek oyumuzun rengine karar vermeliyiz.
Oyumuzun rengini hiç kimseye açıklamak zorunda değiliz. Bu, ancak bizi ilgilendirir. Ama görülüyor ki, çeşitli saiklerle oyunun rengini açıklıyor çokları. Bu saikleri incelemek kişi ve toplum psikolojileri alanlarındaki uzman kişilerin işidir. Onun için kişisel görüşümü açıklamak durumunda değilim. Yalnız şu kadarını belirteyim: Her insan büyüktür, her insan biriciktir. Büyük ve biricik olan insan başkalarına yaranmak, olası menfaatleri düşünmek vb. gibi basitliklere düşmez.
*
Her zaman, özellikle içinde bulunduğumuz bunalım döneminde devletimizin, ulusumuzun kalkınması, birliği ve huzuru için her alanda, elimizden geldiği ölçüde katkı sağlamak isterim. Ancak yapabileceğim fazla bir şey yok gibi. Ancak dua ederim. Bir de çok çok önemli olan halk oylamasına katılırım.
Oylamada oyumun rengini belirlemek için nasıl çalıştığımı açıklamak isterim. Yanlış anlaşılmasın herkese böylesine bir çalışma yapmasını öneriyor değilim. Herkesin kendine göre çalışma yöntemleri vardır. Ben, etraflı bir çalışma yapmak mecburiyetini hissettim. Vebalden kurtarmak için birçok görüşü inceledim.
Tercihim bende kalsın. Bu tercihi yapabilmek için nasıl çalıştığımı yazmak istiyorum. Her zaman söylüyor ve yazıyorum: 140 karaktere alıştırılan bu topluma uzun yazı okutmak zordur. Belki de nafile bir çabadır. Ama hiç olmazsa blog sayfalarında kalsın bu yazdıklarım. Yarınlarda kimileri kıvanç duyarak, kimileri de “keşke” diyerek okur yazılarımı. Ara not yazayım. Bizim yazılarımız ancak blog sayfalarında kalıyor; ama iktidara sahip olanların tutum ve davranışları tarih sayfalarına yazılıyor. Gelecek kuşaklar ibretle okuyacak bu sayfaları…



II.               TC. Anayasa’sı hakkında çok kısa bir değerlendirme

1980 Darbesinin eseri olan, o günden bugüne defalarca değiştirilerek yamalı bohça gibi olan T.C. Anayasasını okudum. [ii]

Anayasada mutlaka değişiklik yapılarak, devletin kalbi olan TBMM’nin güçlendirilmesi kanaatine vardım. Kalp kifayetsizliği, Allah (cc) korusun devletin zayıflamasına ve parçalanmasına neden olabilir.


III.   T.C. Başbakanı Binalı Yıldırım ve arkadaşlarının TBMM’ne sundukları anayasa değişikliği teklifinin gerekçeleriyle birlikte tam metninin kısaca değerlenme.
T.C. Başbakanı Binalı Yıldırım ve arkadaşlarının TBMM’ne sundukları anayasa değişikliği teklifi’nin gerekçeleriyle birlikte tam metnini okudum.[iii]
Gerekçeler güzel; ama teklif metni bu gerekçeleri değil karşılamak; gerekçelere, çok yerde karşıttır.


IV.  6771 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu kısaca değerlendirme.
6771 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu okudum.[iv]
Getirilmek istenen Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi, dünyada benzeri nadir bulunan ve demokrasiye yakışmayacak bir öneridir. Bir devletinin kaderinin tek adama verilmesi, hangi açıdan bakılırsa bakılsın doğru değildir.
Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk’un deyişiyle  "Taslak (Anayasa Taslağı), ...savunanları da... Doğduklarına pişman edecek bir metindir." [v]


V.               Anayasa değişiklik teklifi üzerine yapılan analizleri değerlendirmek
a. “Anayasa değişiklik teklifinin Türkiye Barolar Birliği tarafından etraflı olarak değerlendirildi. Bu değerlendirmeyi okudum.
Teklifin Türkiye Barolar Birliği tarafından, bütün boyutlarıyla ve Anayasa’nın geçirdiği aşamalara da değinerek karşılaştırmalı ve açıklamalı olarak incelendiği müşahede edilmiştir. Yine olumlu/olumsuz kanaat bildirmeden tamamen objektif bir inceleme olduğu da müşahede edilmiştir. Aslında kanaat bildirmelerine de gerek yoktu. Bu incelemeyi okuyan, hukukçu olmasa da tekliflerin uygun olmadığını görür.[vi]
b. Hukukçuların, köşe yazarlarının ve bazı kuruluşların konu ile ilgili çalışmalarını inceleyerek bir değerlendirme yapmaya çalıştım.[vii]  
Cumhuriyet tarihinin en önemli referandumu 16 Nisan’da… İşte madde madde Anayasa değişikliği için bakınız:[viii]
*
Türk milletini bilgilendirmeyi vatan ve namus görevi kabul eden hukukçularımızın ve aydınlarımızın olması memnuniyet vericidir. Ancak bunların sayıcı çok azdır.
Türkiye Cumhuriyetinin yönetimini ve uzun vadede de rejimini değiştirecek hususlar göze çarpmaktadır. Bu değişiklik metinlerinde demokrasi var gibi görülüyorsa da yok gibidir. [ix]
c. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, “2016 anayasa değişikliği önerisi üzerine inceleme” başlıklı yazısında tüm maddeleri tek tek karşılaştırmalı olarak incelemiş ve Öngörülen yapı, demokratik devlet gereklerini karşılamaktan uzak olduğunu değerlendirmesinde vurgulamıştır.
Bu yazıdan birkaç alıntı yapmanın faydalı olacağı düşünülmektedir:
·         2016 Önerisi “cumhurbaşkanlığı” makamı temelinde ‘başkanlık rejimi’ kurmayı amaçlayan bir metindir. Bu çerçevede “hükümet”in siyasal ve hukuksal varlığına son verilmiştir.
·         2016 Önerisi, iddia edildiği gibi ‘güçler ayrılığı’ temelinde bir kuruluş getirmemiştir.
·         Devletin “yasa ile düzenlenmesi” ilkesi ortadan kaldırılmıştır.
·         “Üniter – merkezi devlet” yapısını değiştirmek mümkün kılınmıştır.
·         TBMM’nin yasama görevi çok büyük ölçüde sınırlandırılmıştır.
·         TBMM’nin denetim yetkisi ortadan kaldırılmıştır.
·         TBMM Başkanlığı, devletin/yürütmenin vekâletini yitirmiştir.
·         Cumhurbaşkanına idari soruşturma yetkisi verilmiştir.
·         TBMM Cumhurbaşkanına etki etmekten uzak tutulmuş, buna karşın cumhurbaşkanı TBMM üzerinde etkili kılınmıştır.
·         Bütçe hazırlama hakkı cumhurbaşkanına verilmiştir.
·         Milli Güvenlik Kurulu, tümüyle cumhurbaşkanına aittir.
·         Olağanüstü yönetim usulü, cumhurbaşkanına özgülenmiştir.
·         Cumhurbaşkanı kararnameleriyle merkezi - üniter sistemi ortadan kaldırmak. (kaldırılabilecektir)
·         Böyle bir sistemde 'bağımsız ve tarafsız mahkemeler'den söz etmek son derece güçtür.
·         Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve askeri mahkemeler topluca ortadan kaldırılmıştır.[x]
ç. Yurttaşlık Girişimi, Barış Bloku’nun  2 Şubat 2017’de Taksim Point Otel’de OHAL’de Anayasa Referandumu konulu çalışma yaptı.
Bir dönem ANAP, DYP, AKP ve CHP’de politika yapmış, çeşitli görevlerde bulunmuş birçok isim anayasa değişiklik referandumuna ilişkin bir araya geldi.
·        TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Bu anayasanın Türkiye Cumhuriyeti'nin sadece rejimini değil, bulunduğu cepheyi de değiştirme projesi olduğuna dikkat çekti.
·        AKP kurucularından Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, AKP’nin ‘ortak akıl’ olarak kurulduğunu fakat hırsın ortak aklın önüne geçtiğini söyledi.
Anayasa yapım sürecinin antidemokratikliğine dikkat çeken Yalçınbayır, anayasanın herkesi bağladığı işaret etti. Yapılmak istenen değişiklik için “Artık devleti bir parti yönetecek. Bir kişinin, bir partinin, zümrenin egemenliği kabul edilir değildir” diyerek OHAL koşullarında anayasa yapılmayacağını anlattı.

·        Prof. Dr. Ayşe Erzan referandum sürecinin antidemokratik sürecine dikkat çekerek, ‘hakimiyet milletindir’, siyasi iktidar tarafından bir tehdit unsuru gibi muhalefete ve farklı düşünenlere karşı kullandığını ifade etti.

·        Demokrasi İçin Birlik Girişimi Platformu Sözcüsü Rıza Türmen de anayasa değişikliğini ‘Türkiye için tehlike’ olarak yorumladı ve referandumda ‘hayır’ oyunu kullanılacağını söyledi.
Türmen neden ‘hayır’ dediğini 3 başlıkla anlattı:
"Bir, yapılan anaysa değişikliğinin demokratik meşruiyet eksikliği var.
İkincisi bütün gücün tek bir merkezde toplanması sağlanacak ve demokrasiden uzaklaşılacak.
Üçüncüsü bu değişiklikler kabul edilirse Türk toplumu daha fazla kutuplaşacak ve gerginleşecek."
Anayasa yapım sürecine dönük eleştiriler de sıralayan Türmen "Bu süreçte yapılacak anayasanın bir meşruiyeti yok. Geniş kapsamlı bir tartışmanın ürünü olması gerekir. Anayasanın böyle bir süreç sonunda yapılması hem toplumsal uzlaşıyı hem de sindirilmesini sağlar. Türkiye toplumunda bu uzlaşıya duyulan ihtiyaç daha fazladır" dedi.

·        Altan Öymen de, 10 Ağustos’ta 2014’te yapılan Cumhurbaşkanını seçiminin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’de yaptığı bir konuşmasını hatırlattı. Erdoğan’ın bu konuşmasında Cumhurbaşkanın halk tarafından seçildiği gerekçesini öne sürerek, rejimin değiştiğini ve bundan sonrası ise yasal değişiklik yapılarak, bu değişikliğin yasal hale getirilmesi istediğini aktararak, bundan sonrası için bunun yasallaştırma sürecinin referandumla yapılmak istenen değişlikle tamamlanmak istendiğini söyledi.
OHAL’e dikkat çeken Öymen, OHAL döneminde güvenlik gerekçesiyle seçmenin sandığa gitmesinin önünde engel oluşturulabileceğini, gösteri ve toplantının yasaklanması tehlikesiyle karşı karşıya olunacağını belirterek, OHAL döneminde referanduma gidilmesinin sakıncalarını dile getirdi.
İktidarın üniversiteleri getirdiği duruma dikkat çeken Öymen, “1950’lerde bile bir ses çıkardı. 2 üniversite vardı o zaman. Şimdi 73 fakültesi var ama o kadar ses çıkmıyor” diye konuştu.[xi]

d. Anayasa Değişikliği Kanununun Denge ve Denetleme Açısından Değerlendirilmesi Şubat 2017, Demokrasi Barometresi Analiz Raporu No: 8
“Ne bu kanunun hazırlanma ve gerek Anayasa Komisyonun’nda, gerekse TBMM Genel Kurulu’nda görüşülme sürecinde hiçbir şekilde vatandaşların, sivil toplumun görüşlerini alacak mekanizmalar öngörülmemiş, katılımın olanakları yaratılmamıştır. Bu, daha baştan bir meşruiyet sorununa yol açmaktadır.
Kanunun içeriği ile ilgili olarak ise; hükümet sistemi değişikliği gerçekleştirilirken yeniden organize edilen organlar arası görev ve yetki dağılımı arasında vatandaşların ve sivil toplumun buralarda öngörülen karar alma mekanizmalarına nasıl katılacağına dair hiçbir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.”[xii]

 e. Diktatörlüğe giden yolun taşlarının döşendiğini birçok hukukçu ve yazar dile getirirken Sayın Cumhurbaşkanı aksini söylemekte ve “Kaldı ki cumhurbaşkanı tek adamlık yapmaya kalktı. Her şeyden önce bu kişinin yakasına millet yapışır.”diye eklemektedir. “Milletin yakaya yapışması” ayrıca işlenecek, üzerinde dikkatle durulacak hassas bir konudur. Ayrıca bizi aşan bir konudur. Onun için Ahmet Hakan’dan bir alıntıyla konuyu kapatalım:
Tek adamlık yapanın yakasına nasıl yapışılacak?
CUMHURBAŞKANI Erdoğan şöyle dedi:
“Kaldı ki cumhurbaşkanı tek adamlık yapmaya kalktı. Her şeyden önce bu kişinin yakasına millet yapışır.”
*
Peki ama millet nasıl yapışacak yakasına yeni sistemdeki cumhurbaşkanının?
Ayaklanarak mı?
Yoksa bir sonraki seçim gününü bekleyerek mi?
Eğer bir sonraki seçim gününü bekleyecekse... O süre içinde tek adamlık yapmaya kalkan cumhurbaşkanına kim dur diyecek?
*
Cumhurbaşkanının istese de istemese de tek adamlık yapmaya kalkamayacağı bir sistem inşa etsek daha iyi olmaz mıydı?[xiii]

f. Deneyimli Avukat Nusret Senem “18 Maddede Anayasa Değişikliği” adlı yazısında değiştirilecek Anayasa maddelerini analiz etti. Bu analizden de bir alıntı yapalım:
“Burada önem arz eden husus bütün değişiklerin yürürlük tarihi ilk birlikte yapılacak seçim sonucunda cumhurbaşkanının göreve başlama tarihi ve bazı maddeler yönünden de seçim takviminin başlangıcı olduğu halde, cumhurbaşkanının partili olmasını sağlayan hükmün derhal yürürlüğe girecek olmasıdır. Bununla amaçlanan şeyin mevcut cumhurbaşkanına AKP üzerinde otorite sağlamak ve AKP Genel Başkanı olmak ihtiyacı değilse nedir?”[xiv]
g. Ahmet B. Ercilasun’un  da belirttiği üzere ağır derecede din istismarı vardır:
                         Yeter!.. Yeter artık!
                        Yeter, yeter artık! Dinimizi bize bırakın!
Yeter, yeter artık! Dinimizi, dinimizin mübarek kavramlarını siyaset meydanlarının kirli havasıyla kirletmeyin!
(…)
Yıllardır camiyi dışarıya çıkarıp durdunuz. Camide söylenecek sözleri siyaset meydanlarında söylediniz. Nihayet dışarıyı da camiye sokmayı başardınız. Siyaset meydanında söylenecek sözleri şimdi imamlar camide söylemeye başladı. Cemaati de mi böleceksiniz? Nasıl tek millet olacağız? Milletin bir yarısına köpürerek mi, cemaati bölerek mi?
Çok tehlikeli bir oyun içindesiniz. Üstelik dinimizin kavramlarıyla oynuyorsunuz. Siyaseti kirlettiniz. Bırakın bari dinimiz temiz kalsın!
Kaynak: Yeter!.. Yeter artık! - Ahmet B. ERCİLASUN, 12.03.2017 [xv]
h. Gözden kaçırılan madde
Değiştirilmek istenen maddeler hariç her şey ele alınıyor. Değiştirilmek istenen maddelerin çoğu, bu arada 123. Madde gözden kaçırılıyor:
Anayasa’nın Türkiye’nin idari yapısını düzenleyen 123. maddesini çaktırmadan değiştirdiler… Maddenin şu  anki hali şöyle:
Madde 123. – İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.
Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.
Maddenin sonunda bu tür bir bölgesel düzenleme, kamu tüzel kişiliği (eyalet, özerk bölge, otonom bölge) ‘ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak kurulur’ cümlesini attılar…
Yerine ‘kanunla veya cumhurbaşkanı kararnamesi ile kurulur’ cümlesini koydular…
Getirilen madde seçilecek cumhurbaşkanına bir kararname ile ‘eyalet’ kurma yetkisi veriyor…[xvi]
ğ. Uyarılar üzerinde nedense durulmuyor. Olası tehlikeler göz ardı edilmemeli ve uyarılara kulak verilmelidir:
T.C. Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Fevzioğlu’ndan çok Önemli uyarı: 
1. Birleşmiş Milletler Hukukuna Göre; Eğer Türkiyeyi Diktatör Yönetiyorsa, Pkk, İşid, ..V.S. Ülkedeki Tüm Teröristler, Bm Kanunlarına Göre, Özgürlük Savaşçısı Olacaktır.
Dünya Onlara Silah, Cephane, Füze, Uçaksavar Yardım Edeceklerdir.
Hatta Onların Hakkını Korumak İçin Ülkemize Girmeye Hakları Olacaktır.
Sebepleride; Ülkemizi Diktatörden Kurtarmaktır.
2. Diktatör Kimdir? Dünya Hukukunun Kriterlerine Göre; Başkanı (Ne Meclis, Ne Anayasa Mahkemesi V.S.) Denetleyemiyorsa, O Başkan BM Karşısında Diktatör Olur.
3. Tek Adam Rejimi Ülkemizi İşgal Etmeleri İçin Bir Sebeptir. Bu Referandum İşte Böyle Bir Yolu Açıyor. Aç Kurtlar Gözlerini Ülkemize Dikmiş Bekliyorlar. Son Nefesimizi Vermemizi Bekliyorlar. Referandumda "Evet" Demek, Ülkemizin Nefesinin Bitmesi Demektir.[xvii]
*
İstanbul Barosu eski başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal da Kamuoyuna “Tehlike çok büyük..!” diyerek önemli uyarıda bulundu:
 “Bu teklif, ‘Ey Türk milleti, sen demokrasiye, hukuk devletine insan haklarına ve egemenlik kullanmaya layık değilsin biz bunları senin elinden alıyor bir kişiye veriyoruz, o hepinizin adına düşünsün’ demektir. Türk milleti bu referandumda medeni devletler seviyesine layık olduğunu ispatlayacaktır. Buna inancım tam. Bu, felaketten önceki son çıkıştır. Bu değişiklik ülkeyi bölünmeye götürür.”[xviii]




VI.            Bazı siyasetçilerin ve aydınların konu ile ilgili değerlendirmeleri
Türk siyasetinin önde gelen isimlerinden Hüsamettin Cindoruk’un Birgün Gazetesinden Meltem Yılmaz’a verdiği röportajdan alıntılar:

2017 Türkiye’sine ilişkin gözlemleriniz nedir?
“Öncelikle, bugüne kadar hiçbir zaman, Cumhuriyet’in bu kadar sıkıntıda olduğu bir döneme tanık olmadım.
Bugün Cumhuriyet karşıtı, Cumhuriyet’i sevmeyen ve hatta belki de Cumhuriyet’in kazanımlarından nefret edenlerin de bulunduğu bir iktidar var. Bu nedenle siyasi tarihimizi Eski Türkiye ve Yeni Türkiye diye ikiye bölen bir iktidar söz konusu.

Bir ülkenin siyasi tarihini ikiye bölmek toplumu ikiye bölmektir. Türkiye’nin tamamını ikiye bölmektir. Bunun altından kalkamazsınız. O kadar önemli bir olguyla karşı karşıyayız ki... Bugün bazıları, Osmanlı sevdalısı olduklarını söylüyorlar. Oysa Osmanlı İmparatorluğu, büyük tarihçi Halil İnancık’ın söylemiyle İstanbul’un işgal edilmesiyle bitmiştir. Bir ülkenin baş şehri işgal edilip, demokratik olup olmadığı şüpheli de olsa Meclis feshedilmişse, milletvekilleri Malta’ya sürülmüşse o devlet bitmiştir. Biten hiçbir imparatorluğu tekrar canlandırmak da mümkün değildir. Roma İmparatorluğu’nu, Sovyetler Birliği’ni canlandırabilir misiniz? Bu açıdan bakınca realist olmayan, pozitivizmle ilgisi olmayan ideolojideki bir hükümet yönetimi var.

Anayasa değişikliği paketini de değerlendiren Cindoruk,
Anayasa’nın yürürlüğünü savunmak Cumhurbaşkanı’na düşüyor. Peki, Anayasayı ihlal eden bir Cumhurbaşkanı, Anayasa ihlallerini nasıl önleyecek?” sorusunu sorarak, şöyle devam etti:
“Bakın, bu anayasa değişikliği baştan sona Anayasa’ya aykırı. Boş kâğıda imza vererek anayasa değişikliği olmaz. Ben bunu Meclis başkanlığı yapmış bir isim olarak söylüyorum. Daha en baştan, 316 milletvekili, grup başkanlarının gözetimi altında boş kâğıda imza attı.”[xix]


VII.         Halkoylaması ile ilgili çalışmaların gözden geçirilip değerlendirilmesi

a.     OHAL şartlarında halkoylaması yapmanın doğru olmadığı anlaşılmıştır.
 “Referandum gibi tam demokratik ve eksiksiz özgürlükçü olması gereken bir süreçte bile “evet”in sadece parti gücüyle değil, devlet gücüyle nasıl desteklendiğinin, “hayır”ın da yine devlet gücüyle nasıl baskılandığının örneklerini her gün görüyoruz.
OHAL kararnameleri akademik camiayı susturdu.
Hayır diyeceklerini açıkladıkları için Nurcuların bile panelleri engelleniyor.
Meral Akşener’e sürekli engeller çıkarılıyor.
OHAL GÜCÜ
AK Parti Tüzüğü’nde “Hukukun güçten kaynaklanması” eleştiriliyor, gücün hukukla sınırlanması savunuluyordu ya...
OHAL kararnamelerinin verdiği “güç”le üniversitelerdeki rektör seçimleri kaldırıldı; halbuki kaldırılacaksa kanunla kaldırılması gerekirdi. Hukuken ve siyaseten daha çarpıcı örnek: Seçim ve referandum kampanyalarında özel TV’lerin ölçülü ve adil yayın yapmasını düzenleyen Seçim Kanunu’nun 149/A maddesi hükümet tarafından OHAL kararnamesi ile kaldırıldı.
Bu sayede elinde daha çok TV bulunduran siyasi güç ölçüsüz yayın yapabilecek. Bunu eleştirmiştim fakat Anayasa’ya aykırılığına dikkat etmemiştim. Venedik Komisyonu raporunda, Anayasa’nın 67. maddesi hatırlatılıyor:
“Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”(Paragraf 38)
Ama 16 Haziran referandumu sürecinde uygulanacak!”[xx]
Dr. Meral Akşener 17 Mart 2017 tarihinde Eyüp’te yaptığı bir konuşmada ''Referandum OHAL şartlarında kesinlikle yapılamaz''dedi ve şunları ekledi:
 “Bütün 'hayır' kampanyası yapan siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri, bunun için oluşturulan platformlar, benim gibi kişiler; 'bir referandum OHAL şartlarında kesinlikle yapılamaz, demokrasiye aykırıdır ve eşit şartlarda bir rekabeti ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle boykot ediyoruz, gitmiyoruz sandığa' desek. Sadece 'evet' tercihinde bulunanlar sandığa gitse, bu referandum meşru sayılır mı? Sayılmaz. Muhteremler, siz bizi iftiralara, baskılara ve o devlet gücünün demir yumruklarıyla kafamıza kafamıza vurmakla karşı karşıya bırakmak yerine, kendinize güvenip, bu millete güvenip, bu milletin ferasetine, irfanına güvenip, eşit şartları, eşit rekabet ortamını yaratıp, bizi pamuklara sarmanız lazım" dedi.[xxi]

b.    TC. İçişleri Bakanlığı’nın genelgelerine rağmen kamu görevlileri ve güvenlik güçlerinin, idarenin tarafsızlığını zedeleyici tutum ve davranışlardan tam olarak kaçınmadıklarını yazılı ve görsel medyadan öğreniyoruz.
“Devletin bütün olanakları, sadece iktidardaki politikacılar vasıtasıyla değil, (yargının desteğiyle) valiler, kaymakamlar eliyle de "Evet" adına, "Hayır" diyecekleri bastırmak, korkutmak için seferber edilmiş durumda.” [xxii]
*
Evet”çi yetkililer, devletin uçaklarını, helikopterlerini, makam arabalarını, pervasız biçimde kullanıyorlar; devletin ve yerel yönetimlerin bütçelerinden yapılan yatırımları AKP’nin kasasından harcanmış gibi gösteriyorlar; devlet ve Hükümetin tüm imkânlarını referandum rüşvetine dönüştürdüler.”[xxiii]        
Süreç, başından itibaren milletin sıhhatli bir değerlendirme yapmasına imkân vermeden ve aceleyle yürütüldü. Daha da kötüsü özellikle hükümet kanadı referandum süreci kampanyasını toplumda kutuplaşmayı ve kamplaşmayı daha da artıracak bir üslup ve muhtevayla yürütüyor.
Bu yanlış üslup ve yaklaşım maalesef meselenin müzakere edilmesine fırsat vermemekle beraber 15 Temmuz gibi büyük bir badireyi el ve gönül birliği içinde atlatmış 80 milyon vatan evladını da birbirine düşman eden bir duruma sebep oluyor.[xxiv]
*
c.      Bütün bu olumsuzluklardan daha vahimi HAYIR oyu vereceklerin PKK, DEAŞ, FETÖ vb. terör örgütlerinin yanında yer almış olacaklarının üst düzey yöneticiler tarafından söylenmesidir. Bu mantık dışı propaganda kutuplaşmayı artırır; ayrıca bu terör örgütlerinin işine gelir.

Yukarıdaki tespitlerimiz, özellikle bu son tespitimiz büyük ihtimalle sosyologlar, psikologlar, tarihçiler vb. bilim adamları tarafından incelenecektir. Ben konu ile ilgili etraflı bir tarama yapmadım. Ama tesadüfen okuduğum birkaç yazıdan alıntı yapalım:

Seçeneklerden birinin “ihanet” mertebesine taşınarak bir kampanya yürütülmesi, hele hele bu kampanyanın adalet mensupları dahil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm makamlarınca benimsenmiş görünmesi, bugün için de gelecek için de “Demokratik Rejimimizde” “telafisi olanaksız” yaralar açabilir.” [xxv]
 “FETÖ ve PKK konularında, AKP-Erdoğan iktidarının kendi yaptığı yanlışları, karşısındakilere YANSITMA mekanizması gibi görünüyor!

Deniz Özbek, Terapi.com adresli sitesinde “Savunma mekanizmalarını” sıralarken 5. sırada “Yansıtma”yı anlatmış:
“Bilinçdışı bir mekanizma olan yansıtma, istenmeyen niteliklerimizi kabul etmekten, bunları abartılmış biçimde başkalarına göndererek korunmamızı sağlar.
İki farklı yansıtma durumu söz konusudur:
√ Bastırılan duygu ve düşüncelerin bir başkasına mal edilmesi.
( Herkes benden nefret ediyor.)
√ Yetersizliklerimizin sorumluluğunun bir başkasına yüklenmesi.
( Hoca, notu az verdi.)
√ Yansıtma, aslında bir akla uydurma biçimidir. Ancak toplumumuzda çok sık kullanıldığından ayrıca ele alınmaktadır. [xxvi]
*
Ali Bayramoğlu da, “Kritik referanduma doğru siyasi partiler ne tür kampanya yürütüyor?” başlıklı yazısında dikkate değer bir tespitte bulunuyor:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Şubat’ta Ankara’da, AKP’ye yakın bir sivil toplum örgütü olan SETA'nın düzenlediği Cumhurbaşkanlığı Sistemi Sempozyumu'nda referandumla ilgili şunları söyledi: “Kim ‘hayır’ diyor? PKK hayır diyor. Kim ‘hayır’ diyor? Bu ülkeyi bölmek parçalamak isteyenler ‘hayır’ diyor. Kim ‘hayır’ diyor? Bayrağımıza karşı çıkanlar ‘hayır’ diyor. Kim ‘hayır’ diyor? Bu ülkede yerli ve milli olanlara karşı çıkanlar hayır diyor.”
Bu retorik her geçen gün dalga dalga yayılıyor ve sıradanlaşıyor.
Başbakan Binali Yıldırım, her vesileyle, her kamuya açık konuşmada "PKK, FETO, HDP ‘hayır’ diyor onun için ‘evet’ diyoruz. Hayırcılara bakın ona göre karar verin" tarzı sözler sarf ediyor.
 Düşman-dost, bizden ya da değil zıtlıkları üzerine oturan, milletin parçası olanlar ve olmayanlar ayrımı yapan, farklı düşünce ve tavrı ihanetle özdeşleyen, bu oranda siyaset karşıtı bir tutumu ihya edip, yücelten bu dil, Türkiye’nin alışık olduğu kutuplaştırıcı söylemleri aşıyor ve tüm özellikleriyle popülist-otoriter siyasi duruşa işaret ediyor.
Bu referandum kampanyası, kampanyada kullanılan bu dil bile kendi başına Türkiye’nin önünde duran anayasa değişikliği projesinin ruhunu tanımlıyor, popülist-otoriter bir düzenin kurumlaşmasını vadediyor.
Ayrıca bu iklim, Türkiye’nin sağ partilerinin, Orta Doğu’yu, Orta Doğu’daki Kürt hareketliliğini, bunun karşı ağırlığı olan militarist bir vurguyu Türkiye’nin yeni siyasi paradigması ilan ettiklerini ve toplumu bunun onaylamaya davet ettiklerini gösteriyor.[xxvii]

              *
Evet veya Hayır tercihlerini açıklayanlara eşit mesafede olması gereken devlet yetkilileri Hayır tercihlerini açıklayanlara baskı yaptığını basından öğreniyoruz. Evetçilerle hayırcılar arasında çıkabilecek olayları önlemek durumunda olan ilgili birimlerin davranışları utanç vericidir. Görünen o ki hayır tercihi yapmak durumunda olanlar her bakımdan korku içindedirler. Bu arada hayır tercihlerini açıkladıkları için işten atılanlar olduğu için korkunun boyutları da değişmektedir. Gönül ister ki devlet organları asıl görevleri hatırlasın, bakanlık genelgelerinin gereğini yapsın; ayrıca tüm vatandaşlarımıza itidal tavsiye edilsin
Hocaların hocası Prof. Dr. Hayrettin Karaman köşesinde herkesi itidalli olmaya davet etti. Aksi takdirde bir kaosa düşüleceğini ve kaybedenin millet olacağını belirtti. Milletimizin esenliği ve devletimizin bekası için herkesi itidalli olmaya çağırmak elbette ki övülecek bir davranıştır. Ancak hocamız öyle cümleler kullanmıştır ki insan “Hoca keşke bu yazıyı yazmasaydı.” demekten kendini alamıyor. Referandum tansiyonu ile olan olaylar bir gün inşallah unutulacaktır; ama hocanın hayır tercihi yapacakları koyduğu yer unutulmayacaktır. Sözü edilen yazı ile ilgili yazılı basında yazılanlardan bir alıntı:
HAYIR'cılara yaşam hakkı tanınacakmış
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “fetvacısı” olarak bilinen Hayrettin Karaman, Yeni Şafak’taki yazısında başkanlığa “Hayır” diyecekler için “yabancılaşmış parçalarımız” dedi.
“Referandum sürecinde “Hayır” cephesinde yer alan insanların büyük çoğunluğu işte bu ‘…yabancılaşmış parçamızdan’ oluşuyor” diyen Karaman, “Hayır” diyenlere “yaşam hakkı” tanınacağını belirterek şunları yazdı:
“Müslümanlar Yahudilere, Hristiyanlara ve diğer din mensuplarına aralarında, kendi toplumlarında yaşama hakkı tanıdıklarına, onlarla “iyilik ve adalet çerçevesinde” ilişkiler kurduklarına göre kendi insanlarından olup zaman içinde değerlerine, öz medeniyet ve kültürüne yabancılaşmış parçalarına bunu tanımayacaklar mı? Elbette tanıyacaklardır.” [xxviii]
Ey 'hayırcılar'!.. 'Nitelikli hoca' sizi Necranlı Hıristiyanlardan aşağı mı tutuyor sanki? Siz 'yabancılaşmış parçalar'sınız!.. Yapmanız gereken şey bir an önce yabancılaşmaktan kurtulup, öze dönmek, yerli olmak!..Hazır can güvenliğiniz de verilmişken bu fırsatı kaçırmayın!..[xxix]

Hayrettin Karaman hocamız Yeni Şafak’taki köşesinde yazdığı “Referandum sürecinde itidal” başlıklı yazısında “ifrat ve tefritin” aşırılığı, hikmetten uzaklaşmayı “itidalinse” hikmetin gerekli kıldığı yerde olmayı gerektirdiğini ifade ettikten sonra tabir caizse kaş yapayım derken göz çıkarıyor.

Karaman hocamız referandumda “evet” de hayır gördüğünü kaydettikten sonra “hayır” diyeceklerin de bir tahlilini yapıyor.

Ve şöyle diyor:
“Müslümanların Yahudilere, Hıristiyanlara diğer din mensuplarına aralarında kendi toplumlarında yaşama hakkı tanıdıklarına onlarla ‘iyilik ve adalet çerçevesinde’ ilişkiler kurduklarına göre kendi insanlarından olup zaman içinde değerlerine, öz medeniyet ve kültürüne YABANCILAŞMIŞ PARÇALARINA bunu tanımayacaklar mı? Elbette tanıyacaklardır.

Referandum sürecinde ‘hayır’ cephesinde yer alan insanların büyük çoğunluğu işte bu ‘yabancılaşmış parçamızdan’ oluşuyor.”

Bu satırları okuduğumuz zaman kendimizi “yabancılaşmış parça” olarak tanımlananlardan biri olarak hissettik!
Ve Karaman hocamıza ne dememiz gerektiğini bilemedik.

Öfkemize yenilip bir şey söylemektense, öfkemize hâkim olup, “Senin canın sağ olsun hocam” demeyi yeğledik.
Öyle de yaptık diyoruz ki:

Senin canın sağ olsun hocam!

Yılların Hayrettin Karaman hocasına herhalde “senin kafan bu işlere basmaz” diyecek halimiz yok! Çünkü kafası bu işlere iyi basar. “Aklın almaz” diyecek halimiz hiç yok zira “aklı bu işleri iyi” alır.

Peki, Müslümanlar arasındaki bir ihtilafta niye böyle taraf olmayı tercih etmiştir? Bunun nedenini bilemiyoruz işte.

Yazısının başında dile getirdiği gibi “itidal” üzere olmak ve her iki tarafa “makul ve mantıklı” biçimde yaklaşmak varken niye bir tarafa “Yahudi, Hıristiyan ve diğer dinlerin mensuplarına” davranıldığı gibi davranılacağını söylemiş anlayabilmiş değiliz! Karaman hocamızın dile getirdiği “yabancılaşmış parça” konusunda başta kendisi olmak üzere herkesin kafa yormasında yarar yok mu? Aslında kim yabancılaşmış parçadır, kim değildir?

Netice itibarıyla Karaman hocamız bu üslubu ile “evet” diyeceklere bir kişi daha ekleyebileceğini nasıl düşünür?
İnsanlar “evet” demekten hepten uzaklaşmaz mı?

Hepimiz inanmış, iman etmiş insanlarız ki bu dünyadan sonra hesaplaşılacak bir de “öte dünya” var!

Hayrettin Karaman hocamıza orada “selamlaşmak” umuduyla saygılarımızı sunuyor ve tekrar “senin canın sağ olsun” diyoruz.[xxx]


Bu yazılardaki alaycı ve küçük düşürücü ifadeler için üzüldüm doğrusu.        Sözü edilen yazının tamamını okudum, maalesef hoca hayırcıları yabancılaşmış parça olarak görüyor.[xxxi]

Hocanın yazısı için yorum yapmak haddim değil; sadece üzüldüğümü belirteyim. O kadar ki bazı camilerde hocaların vaazlarına, Şeyh Sait pankartlarına, Evet dedirtmek için bu konuda ayet ve hadis olduğunu söyleyenlere hatta hilâfet gelecek vb. akıl almaz propaganda yapanlara bu kadar üzülmedim. Öyle ya meczup deyip, cahil deyip geçersin, siyasetçilerin konu ile hiç ilgisi olmayan, sırf algı operasyonu sayılacak konuşmaları için de ‘ne yapsa yeridir’ deyip geçebilirsin; ama hocaların hocasının böyle yazması hem üzücüdür hem de düşündürücüdür.  İnşallah başta Karaman hocamız olmak üzere bütün hocalar bu konuyu yeniden ivedi olarak ele alırlar. Referandumlar şöyle ya da böyle gelip geçer; ama dini tahribat büyük sıkıntılara sebep olur…
Bu arada Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın uyarılarının dikkate alınması gerektiğini de hatırlatalım:
Prof. Dr. Ümit Özdağ, Ambargo TV'de gündeme dair açıklamalarda bulundu. Özdağ, Hizbullahçı HÜDAPAR'ın Güneydoğu'da hilafet ve şeriat için 'Evet' çalışması yaptığını söyledi.(23 Şubat 2017)
Referandum öncesi hükümet tarafından ‘Hayır’ diyenlerin neredeyse teröristlikle suçlandığını hatırlatan Özdağ,
Peki, biz de sizin yaptığınızı yaparsak ve dersek ki HÜDAPAR, Güneydoğu Anadolu'da ‘Evet' derseniz, hilafet ve şeriat gelecek diye çalışmıyor mu? Şimdi bütün ‘Evet' diyenleri biz, Hizbullah- HÜDAPAR çizgisindeki teröristler olduklarını mı söyleyelim? Evet'le Türkiye'yi bir hilafete doğru götürdüklerini mi söyleyelim? dedi.
Biz sizin Dolmabahçe Sarayı'nda Abdullah Öcalan'ın mektubunu utanmadan okumanızın dahi üzerine gitmiyoruz ama eğer sayın Başbakan, sayın Adalet Bakanı meseleyi buraya getirirseniz, buradan algı yaratmaya çalışırsanız, biz size söyleyelim. Terörist dediklerinizin içinde Saadet Partisi de var, Demokrat Parti de var, ve siz teröristlerle İmralı'da ortak başkanlık ve özerklik anayasası yazarken, sizi uyaran ve yapmayın diyen Ümit Özdağ da var. Gidin vatandaşlarınıza ‘Evet'in gerekçeklerini anlatın, en azından bu kadar cesur olun.[xxxii]


Ç. Yalan bütün kötülüklerin anasıdır

16 Nisan referandum çalışmalarında görüldü ki asıl üzerinde durulması gereken değişikliği istenen 18 madde iken, fiiliyatta bu maddelerin sonuna kadar irdelenmemesi için elden gelen yapıldı. İktidar yaptıklarından ve yapacaklarından söz etti. Yani bir nevi güven tazelemek istiyordu. Buna mukabil iktidar yanlısı, Erdoğan yanlısı olmayanlar da genellikle maddeler üzerinde durdular ve referandumu partilerden, şahıslardan ayrı olarak değerlendirmeye çalıştılar. Ancak bazıları da Erdoğan’ı müşkül duruma düşürmek için insanın kafasını karıştırıcı iddialar ortaya döktüler:
Wikileaks'den Erdoğan için dünyayı şokta bırakan açıklama..!
Wikileaks'in sızdığı ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Clinton'ın e-postalarından inanılmaz iddialar:
IŞİD, Esad ve Kaddafi'yi alt etmek için kuruldu! Başına Erdoğan getirildi.
Damat Albayrak IŞİD petrolünü satmak için görevlendirildi.
Wikileaks'ın sızmayı başardığı ve mahkeme kararıyla yavaş yavaş açılanacak olan eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a ait olduğu iddia edilen elektronik postalardan inanılmaz bilgiler ortaya çıktı. ABD'nin muhalif düşünce kuruluşu Common Sense Show'un dört yıl önce ortaya attığı iddialarla başlayan skandala göre, ABD, IŞİD'i 'petrol devleri' olarak gördüğü Suriye ve Libya yönetimini devirmek için kurdu.
Suriye ayağında IŞİD'in kontrolünü Cumhurbaşkanı Erdoğan sağlayacaktı ve IŞİD'in ele geçirdiği petrol havzalarındaki işlenmemiş petrol Rus ekonomisini zayıflatmak amacıyla Erdoğan'ın damatı Berat Albayrak tarafından kara borsaya sürülecekti!
(https://insan64.blogspot.com.tr/2016/11/wikileaksden-erdogan-icin-dunyay-sokta.html)
*
En tehlikeli gerçek, söylenti kadar tahripkâr değildir. Onun için atalarımız “Şuyuu vukuundan beter” diye bir şeyden söz ederler.
Bu referandum sürecinde şu gerçeği de görüyoruz, kim kimdir görüyoruz. Derin gerçeklerle yüzleşme fırsatı buluyoruz. Bırakın herkes eteğindeki taşı döksün.
(Abdurrahman Dilipak, Abdurrahman DilipakReferandum’un “tahtında müstetir” yan etkileri, 02 Nisan 2017
http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/referandumun-tahtinda-mustetir-yan-etkileri-18887.html)

         Yalan, iftira, söylenti vb. olumsuzluklar kafayı karıştırmaktan başka bir işe yaramaz; ama çamur at izi kalır derler ya öyle bir şey olur. Gerçekten ifade edildiği gibi bir gemi ile bile olsa İŞİD’in petrolü Berat Albayrak tarafından taşıttırıldı mı? Bu havadiste zerrece doğruluk payı varsa iyi olmaz, en azından şantaja maruz kalınılabilir.
*

Prof. Dr. Kemal Gözler’in “Referandum mu? Plebisit mi?” adlı makalesindeki öngörüleri, maalesef gerçekleşiyor. Referandum referandum olmaktan çıkıyor:
“Referandum, kolayca plebisite dönüştürülmeye elverişli bir usûldür. Referandum, bir ‘kuvvetli adam’ heveslisinin elinde kolayca amacından saptırılabilir. Bu durumda halk, bir metni onayladığını sanırken, gerçekte bir adama sınırsız bir iktidar verir. Plebisit, bir kuvvetli adam heveslisinin kendisine karşı çıkabilecek hiçbir muhalifi olmadan, rakiplerine propaganda özgürlüğü tanımadan, kendi iktidarını halka onaylatmasıdır. Plebisit, muhalefetsiz seçim; rakipsiz yarıştır.
Plebisit usûlünde anayasa tasarısı, halkın dışında ve onun hiçbir katılımı olmaksızın hazırlanır. Bu hazırlama görevi genellikle, fiilî iktidarı elinde bulunduranlar tarafından atanan bir komisyona verilir.
Hazırlanan anayasa tasarısı dar bir özgürlük ortamında halkoyuna sunulur. Tasarı üzerinde herhangi bir tartışmaya, özellikle aleyhte eleştiriye izin verilmez. Halk baskı altında tutulur; şiddet uzaktan ya da gerektiğinde yakından hissettirilir; özetle, oylama esnasında bir ‘korku atmosferi ‘ hâkimdir
                        (…)
16 Nisan 2017 halkoylaması, amacından saptırılıp bir plebisite dönüştürülme tehlikesiyle karşı karşıya. Plebisite dönüşmüş bir halkoylamasının bu memlekete bir faydası olmaz. İktidarın ve muhalefetin referandumu bir plebisite dönüştürecek söz ve yöntemlerden uzak durması gerekir. [xxxiii]
       *
  Mahmut Balpetek’in teşhisiyle söylersek 16 Nisan Oylaması, Referandum Değil, Plebisittir![xxxiv]
      *
       16 Nisan 2017 Halkoylaması resmiyette referandum, ama yapılan çalışmalara bakılırsa Plebisite dönüşmüş durumda. Evet cephesi “Erdoğan”a endeksli bir kampanya yürütüyor.
            ‘Evet’in de ‘Hayır’ın da en önemli motivasyon aracı Erdoğan oldu. Zaten referandum da hızla bir Erdoğan referandumuna dönüşüyor. Hem içte hem dışta.[xxxv]
           *
Kampanyanın sistem değişikliği kampanyası halinden çıkarılıp sanki Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılıyormuşçasına “Erdoğan” kampanyasına dönüştürülmesi ile –velev ki vefa saikiyle olsun- dolaylı katkı sağlanmaktadır.[xxxvi]
Yurt Partisi (YP) Genel Başkanı Sadettin Tantan da referandum sürecinin partiler arası kavgaya dönüştürüldüğünü ifade etti. Referandum oylamasının bir iktidar değişikliği olmadığına ve ülkenin geleceğinin oylanacağına dikkat çeken Tantan,
         “Bu proje, 18 maddelik, tek kişiye bağımlı saray devletinin inşa projesinin hukuki zemine oturtulma projesidir dedi.
            Yapılacak olan referandumun partilerle bir ilgisinin olmadığını belirten Tantan, bireysel manada hepimizi ilgilendiren bir düzenleme olduğunu söyledi.
            Tantan şunları kaydetti:
Bu düzenleme iktidar değişikliği değildir. 18 maddelik, tek kişiye bağımlı saray devletinin inşa projesinin hukuki zemine oturtulma projesidir.”
         Referandumda istediği sonucu almak isteyen iktidarın, vatandaşı kaos ortamında seçim yapmaya zorladığının altını çizen Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, sözlerine şöyle tamamladı:
Bu anayasa düzenlemesi bireyin hak ve özgürlüklerini gasp eden bir düzenlemedir. Burada birey şuna karar verecek. Köleliğe mi oy verecek kendi özgürlük ve bağımsızlığına mı? Devletten sadaka almaya devam mı edecek yoksa kendisinin ürettiği bir ülke mi hedefleyecek.
Uluslararası alanda aşağılanmayı mı kabul edecek yoksa onurlu yaşamayı mı? Hukuk devletinden vaz mı geçelim yoksa bir kişinin inşa ettiği devlet ile yolumuza devam mı edelim. Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara tutsak bir zihniyettir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı tutsaklıktan kurtulabilmiş değil. Bu tutsaklık ülke geleceğini tehdit ederken, küresel sermayeye de hizmet ediyor. Milletin istediği bir düzenleme değil.[xxxvii]
*
              Artık yeter! … rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk ‘ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi.
Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip duruyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz.
Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım.[xxxviii]

                   Gayet açık olan yukarıdaki alıntılara herhangi bir yorum eklemeden kısaca belirtelim:
                 Kurallarına uygun olarak referandum yapılsa mesele yok. Yine kurallarına uygun olarak plebisit yapılsa yine mesele yok. Ama ne olduğu belli olmazsa sular durulmaz. Hayır tercihi çok olursa iktidar sahipleri “Bu referandumdu, istifa etmemize gerek yok.”diyeceklerdir. Evet tercihi fazla çıkarsa bu kez kendilerini “güven oyu” almış olarak kabul edeceklerdir. Yani her şey kurnazlık üzerinde yürüyor. Buna nasıl bir kurnazlık deneceğini bilemiyorum.



VIII. Yabancıların değerlendirmeleri ve tutumları

                   a.Avrupa Konseyi'nin Anayasal konulardaki danışma organı Venedik Komisyonu, 16 Nisan'da yapılacak Anayasa değişikliği referandumu ile ilgili görüşünü açıkladı.
Komisyon'un hazırladığı rapor, Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde "tek adam rejimi"ne karşı uyarıyor.
Raporda, olağanüstü hâlin "Anayasal değişiklik gibi önemli bir oylama için uygun demokratik koşulları sağlamadığı" da kaydedildi.
Raporun sonuç kısmında Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi halinde bunun cumhurbaşkanına bakanlar ve üst düzey yetkilileri atama ve görevden alma yetkisi vereceği hatırlatılıyor. Kendi partisinin lideri olmasına izin vermenin cumhurbaşkanına yasama üzerinde usulsüz şekilde etki imkânı tanıyacağı da belirtiliyor.
Değişikliklerin Cumhurbaşkanına Meclisi feshetme yetkisi de öngördüğü belirtilen raporda "Bu demokratik başkanlık sistemlerinde görülmemiş bir uygulama" deniyor.
Değişikliklerin yargı bağımsızlığını daha da zayıflatacağı da raporda belirtilen noktalar arasında.[xxxix]
Avrupa Komisyonu'nun anayasa hukukçularından oluşan Venedik Komisyonu'nun anayasa değişikliğiyle ilgili, "Geriye doğru atılmış tehlikeli bir adım" değerlendirmesinde bulunulan raporuna ilişkin Adalet Bakanlığı'ndan açıklama geldi.
Açıklamada, istişari bir organ olan Venedik Komisyonu'nun sadece Avrupa Konseyi coğrafyasında değil, dünya genelinde saygı duyulan, itibar edilen bir kurum olduğu vurgunladı. Adalet Bakanlığının açıklamasında şunlar dile getirildi:
"Venedik Komisyonu gibi saygın bir kurumun, bilimsellikten uzak, subjektif, hukuki saikler yerine siyasi amaçlarla hazırlanan raporları kabul etmesi, komisyona olan güvenin sarsılmasına ve saygınlığının azalmasına neden olmaktadır. Anayasa çalışmaları bağlamında teknik ve hukuki görüş vermekle görevlendirilmiş olan komisyonun, üye ülkelerin siyasi ve demokratik tercihleri konusunda nötr kalması ve her türlü siyasi yönlendirme ve değerlendirmeden uzak durması bir zorunluluktur. Avrupa Konseyi'nin, Venedik Komisyonu'nun saygınlığının korunması için siyasi saikli ve manipülatif çabalara geçit vermemesi gerekmektedir. Adil, objektif ve tarafsız olmayan, teknik değil tamamen siyasi ve subjektif bu raporun,Türkiye açısından saygınlığı ve itibarı yoktur."[xl]
Gönül arzu eder ki yabancılara tenkit etme fırsatı vermeyelim. Her zaman, özellikle milletin kaderinin çizileceği anayasa referandumlarında gerekli olan demokratik ortam oluştursun. Bu ortamı zedeleyebilecek tüm engeller kaldırılsın. Yöneticiler de, sayın bakanın Venedik Komisyonu’ndan istediği gibi nötr kalabilsin.

            b. Oy uğruna, yurt içinde ve yurt dışında yapılan tertipleri, Özdağ’ın deyişiyle “kayıkçı kavgaları”nı değerlendirecek durumda değiliz. Onun için alıntılarla yetinelim:
Almanya ve  İngiltere'den "15 Temmuz darbe girişiminin arkasında FETÖ'nün olmadığına dair açıklamalar yapıldığını" aktaran Özdağ, şunları kaydetti:

"Bunu referandum öncesinde ikinci bir 'one minute' yardım operasyonu olarak görüyoruz. Marslılar mı yaptı bunu? Siz Türk milletini aptal mı zannediyorsunuz?  Londra,  Berlin, elinizi  Türkiye'nin içişlerinden çekin. Siz ne kadar hükümete dolaylı destek operasyonları yaparsanız yapın bunda başarılı olamayacaksınız."[xli]
         Hollanda ve Almanya ile yaşanan gerilime değinen Özdağ, şunları söyledi:

"Yetkililer bu referandum sürecinin bir parçası olarak arayış içindeyken, sahte bir mağduriyet arayışı, ortaya Almanya ve  Hollanda'yla 'kayıkçı kavgası' şeklindeki krizleri çıkardırlar. Ancak bunları çıkarırken Türk devletini ayağa düşürdüler, Türk devletinin bir bakanının derdest edilmesine yol açtılar. 
Hollanda'nın yaptığı şeyi kabul etmemiz mümkün değildir, unutmamız da mümkün değildir. Ama 'sabrımızı daha fazla zorlamasınlar' anlayışı üzerine kurulmuş bir dış politikanın Hollanda’dan herhangi bir şekilde bununla ilgili hesap sorması mümkün değildir.
AK Partili, bir vekilin söylediğine göre hiç de bu durumdan mutsuz görünmüyorlar, çok sevinmişler Hollanda’yla bu krizin çıktığına, bir Türk bakanın bu şekilde aşağılanmasından çok mutlu olmuşlar, çünkü aman biz yüzde 2 evet oylarını artırdık havası içindeler. Zaten amaçları buydu. Ama seçmen bu tuzaklara düşmeyecek kadar artık bu oyunların farkında.
Öbür taraftan Hollandalı Başbakan da seçime giderken ırkçılara oy kaybettirmedi, Türk işçileri köpeklerle ısırtarak. Her iki tarafta çok mutlu, hem Hollandalı Başbakan hem de Erdoğan çok mutlu.[xlii]
*
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa ülkelerini tehdit etmesi ve terörizm suçlamalarına tepki gösteren Alman Sol Parti’li Sahra Wagenknecht, Erdoğan’a ilişkin, “Bunu bir terörist söylüyor” dedi.
Tayyip Erdoğan’ın Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine yönelik Nazizm ve terörizm suçlamalarına tepkisini dile getiren Sahra Wagenknecht, Türkiye’nin dış politikasının Nazi Almanyası’nın politikalarıyla benzerlikler gösterdiğini vurguladı.
(http://www.cumhuriyet.com.tr/…/Alman_vekilden_Erdogan_a_agi…)

Türkiye'nin etrafındaki amansız kuşatma her geçen gün daha da ileri gidiyor. Eşi benzeri görülmemiş kalleşliklere uğruyoruz. Bakanlarımızı arabaların içinde bekletip, kendi toprağımız sayılan elçiliğimize sokmadılar. Avrupa ülkelerinin tamamı aynı yerden talimat almış gibi, Türk ve Türkiye düşmanlığını her şeyin önüne geçirdiler. Neredeyse Türkiye dışında başka şey konuşmuyorlar.
Yapılmak istenen bellidir. Türkiye hedeftedir. Bu duruma gelinmesinde elbette AKP'nin 14 yıllık akıl almaz yanlışlarının, teslimiyetlerinin, iş bilmezliğinin büyük rolü vardır. Ancak, olan olmuştur ve elbirliği ile ülkemize ve devletimize sahip çıkmak için hep birlikte mücadele vermeliyiz. Kaybedecek zaman kalmamıştır. Bir an önce gerçek gündemimize dönmek ve varlığımıza ve birliğimize yönelik tehditleri savuşturmak zorundayız. 16 Nisan bu bakımdan bir milattır.[xliii]

Tüm komşularımızla ve batı dünyasıyla gerilim yaşamamız elbette tasvip edilemez. Bu durumdan toplumumuz olumsuz olarak etkilenir. Bu istenmeyen duruma üzülüyoruz. Ama bazı yazıları okuyunca üzülmek ne kelime kahroluyoruz. “Yarabbi bu yazıların aslı astarı olmasın.” diyoruz. Ancak bu yazılara bir tepki olduğunu duymadım…

Meğer 16 Nisan’da Medeniyetler Çatışması’nı oylayacakmışız. Derler ya “Yarabbi aklıma mukayyet ol.” O derece kafa karışıklığı içine itilmişiz. Erdoğan’ı mı oylayacağız, AKP’yi mi, Medeniyetler çatışmasını mı? Yani önümüze konulan 18 madde dışında her şeyi… Bu tam açıklanmasından çekinilen 18 madde üzerinde yoğunlaşsak daha iyi olmaz mıydı? Bu maddeler dışındaki durumlar da tam olarak anlatılmıyor. Açık açık yazılsa da aziz milletimiz gereğini yapsa…

İşte, kafa karıştıran yazılardan biri:
(…)
‘Medeniyetler Çatışması’na aranan fedai nihayet bulunmuştu…

Bu Erdoğan’dı…

Erdoğan ‘Medeniyetler Çatışması’na zorlanan dünyada Haçlı ve Hristiyan âlemine karşı Türkiye’yi arkasına alarak İslam âleminin liderliğine soyunmuştu…

Oyun buydu…Plan buydu….Tezgah buydu….

16 Nisan’da Medeniyetler Çatışması’nı oylayacağız…

Türkiye’nin Medeniyetler Çatışması’nda öncü ‘fedai ülke’ olup olmamasını oylayacağız…

Türkiye’yi ve Erdoğan’ı 16 Nisan’a sürükleyen bu tezgâhın arkasında 15 Temmuz FETÖ kumpası var…

15 Temmuz’un arkasında ise CIA-Pentagon çatışması var…

Takvim Gazetesi Yönetmeni Ergun Diler de 15 Temmuz’un başarısızlığı arkasında CIA-Pentagon çatışması olduğu gerçeğini ‘çekinmeden’ yazdı…

CIA-FETÖ darbe kalkışması Pentagon’un darbeyi Erdoğan’a sızdırması ile engellendi…

Erdoğan bunun karşılığı FETÖ’yü tasfiye ederken, hangi projeyi üstlendi?


Evet, şimdi anlaşılıyor ki Medeniyetler Çatışması’nı üstlendi Erdoğan…

CIA 50 yıldır FETÖ üzerinden ‘Ilımlı İslam’ Projesi yürütüyordu…

Pentagon ise 30 yıldır ‘Medeniyetler Çatışması’nı savunuyor…

‘Medeniyetler Çatışması’ tezi Pentagon’un siyasi danışmanı, İsrail yanlısı Samuel P. Huntington tarafından 1993’te makale olarak yazıldı, 1996’da kitap haline geldi… 


Medeniyetler Çatışması tezinin özü şuydu:

Hristiyan dini ve kültürü ilerici, çağdaş, insancıl, medeni ve modernleşmeye açıktır…

Oysa İslam dini bağnaz, barbar, ilkel, gayri medeni ve modernleşmeye kapalıdır…

Huntington’a göre bu nedenle Hristiyanlar ‘parlamenter sistemi’ yaratmıştır, oysa İslam bu sistemi yaratamamıştır...

Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ tezinin özünde Türkiye vardı…

Çünkü Huntington’a göre Atatürk Türkiye’yi bu teze aykırı bir model olarak kurmuştu…

Huntington’a göre Atatürk yanlış bir şekilde Türk-İslam milletini Batılı standartlara  göre‘medeni bir millet’ haline getirmek istemişti..

Huntington’a göre Atatürk bu nedenle yanlış bir şekilde Türkiye’ye ‘parlamenter sistem’i getirmişti…

Oysa Huntington’a göre ‘parlamenter sistem’, barbar ve ilkel Türk-İslam toplumuna uygun değildi…


Huntington’un tezine göre Atatürk’ün bu Doğulu-İslam Türk toplumunu Batılılaştırma çabası sonucu Türkiye bugün ‘kimliksiz-bölünmüş-şizofren ülke’ haline gelmişti…

Huntington’a göre Türkiye bu nedenle yüzünü Batı’ya çevirmiş, hiçbir zaman alınmayacağı AB kapısında dilenci durumuna düşmüştü…

Huntington’a göre Türkiye bu bölünmüşlükten kurtulmak için Atatürk’e sırt çevirmeli, AB hayalini terk etmeli, yüzünü Batı yerine Doğu’ya, İslam dünyasına çevirmeli ve zaten yürütemediği ‘lüks’ parlamenter sistemden vazgeçmeliydi…

Huntington’a göre Türkiye özüne ve İslam’a dönmeli, yüzünü İslam dünyasına çevirmeliydi, İslam alemi liderliğine soyunmalıydı…

Huntington 1996 ve 2005’te iki kez Türkiye’ye gelerek bu tezlerini anlattı…

Huntington sürekli Atatürk’ün ulus-devlet modelinin terk edilip, İslam ve halifelik modeline yönelinmesini istedi…Neo-Osmanlı tezlerin babası da Huntington’dur…

Huntington’un bu ‘Medeniyetler Çatışması’ tezi aynı zamanda Türkiye’yi İslam dünyası liderliğine kışkırtan BOP Projesi’nin de temelinde yatan tezdi…

Huntington 2008’de tezlerinin gerçekleştiğini göremeden hayata veda etti…

Ancak bu tezler ABD’nin kendi içinde de çatışma yarattı…

CIA, FETÖ üzerinden Ilımlı İslam projesi ile İslamı Protestanlaştırmak istiyordu….

Pentagon ise Medeniyetler Çatışması ile İslamı ‘Radikal’ bir kimliğe sürükleyerek parçalamak istiyordu… IŞİD bunun için sahaya sürüldü…

Aslında her iki tezin (CIA-Pentagon) özünde İsrail’in güvenliği kaygısı yatıyordu…

CIA’nın Ilımlı İslam-Yeşil Kuşak (FETÖ) operasyonları Sovyetler’i kuşatarak Sovyet Bloku’nu 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile çökertmişti...

1989’dan sonra Huntington-Pentagon üzerinden ‘Medeniyetler Çatışması’ ve BOP Projeleri devreye sokuldu… İsrail’e bağlı Kürdistan BOP’un özüydü…

BOP Projesi Arap ülkelerini yıka yıka geldi Türkiye’ye dayandı…

Türkiye’de Atatürk’ün Batı standartlarında, medeni ölçüler üzerine kurduğu laik, demokratik parlamenter sisteme dayalı ulus-devlet modeli bir türlü yıkılmıyordu…

CIA 15 Temmuz’da FETÖ aracılığı ile Türkiye’yi ele geçirmek için darbe girişimi yaptı…

Pentagon 15 Temmuz darbesini Erdoğan’a sızdırarak engelledi…

15 Temmuz’un kara kutusu Hakan Fidan-Hulusi Akar ikilisi ser verip sır vermediler…

Erdoğan 15 Temmuz’da FETÖ’cü darbeyi bastırıp, FETÖ’cüleri tasfiye ve iktidarda kalma karşılığı acaba Pentagon’a ne sözü verdi?

Son gelişmeler gösteriyor ki, Erdoğan 15 Temmuz’da iktidarda kalma karşılığı ‘Medeniyetler Çatışması’na dönme sürecine girdi…

Erdoğan bu nedenle Avrupa ile savaşa girdi…

Erdoğan bu nedenle Haç-Hilal kavgası dedi…

Erdoğan bu nedenle İspanya ile elele başlattığı ‘Medeniyetler İttifakı’ çabalarını terk ederek Medeniyetler Çatışması’nın öncü fedailiğine soyundu…

Erdoğan bu nedenle 16 Nisan’da Huntington’a göre İslam için lüks olan ‘parlamenter sistemi’ kaldırıp, Türk tipi başkanlık sistemine dönmek istiyor…

Erdoğan bu nedenle yüzünü Batı’dan Doğu’ya çeviriyor..

Erdoğan bu nedenle 2023’te Atatürk’ün modelini yıkarak, Türkiye’yi İslam alemi lideri yapacağını sanıyor…

Erdoğan bu nedenle Huntington’un fedaisi oluyor…

Erdoğan bu nedenle 16 Nisan’da referandum yapıyor…

Erdoğan bu nedenle Türkiye’de bölünmeyi İslam üzerinden derinleştiriyor…

Erdoğan bu nedenle 16 Nisan’da milletten ‘Evet’ istiyor…

16 Nisan bu nedenle Erdoğan için 15 Temmuz’un rövanşı oluyor…

Erdoğan’a göre Ilımlı İslam out, Medeniyetler Çatışması in… 

Görüldüğü gibi Türkiye 16 Nisan’da Medeniyetler Çatışması’nı oylayacak…

Daha doğrusu Atatürk’ün en büyük iddiası olan ‘Türk milleti Batılılar kadar medenidir’ tezini ve onun yarattığı parlamenter sisteme dayalı ulus-devlet modelini oylayacak…

Ya ‘Parlamenter sistem İslama lükstür’ diyen ve onu tasfiye eden Erdoğan tipi başkanlık sistemine ‘Evet’ diyecek… Bunun sonucu ‘Medeniyetler Çatışması’nda harcanacak ve gerisin geri Asya’ya, Ortadoğu’ya sürülen Radikal İslam öncüsü ‘fedai millet’ olacak…

Ya da yüzünü Batı’dan çevirmeden ‘Hayır, Türkler en az Batı kadar medeni bir millettir’ diyecek…

16 Nisan’da seçim milletin….[xliv]



IX. Referanduma gidiş nedenleri

a.Askeri darbelerden darbelere yapılan, zaman zaman TBMM’de değiştirilen bazı maddelerle yamalı bohçaya dönen T.C. Anayasa’sının değiştirilmesi ve “başkanlık”  düşüncesi. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal döneminden beri gündemdeydi. AKP’nin de daima gündeminde oldu. TBMM’de uzun mesailer harcandı, bazı maddeler değiştirildi ancak istenilen değişiklik yapılamadı. Bu konuda bazı siyasetçilerin görüşlerini yazmakta yarar umulmaktadır:

Abdullah Gül’ün başkanlık sistemiyle ilgili olarak 2015 yılında yaptığı açıklamayı noktasına, virgülüne dokunmadan aynen yayınlıyorum.
Dediği şu:
Türk tipi başkanlık sistemi olmaması gerekir. Eğer bir başkanlık sistemi olacaksa ABD’de olduğu gibi gerçekten kuvvetler ayrılığının açık, seçik, sarih bir şekilde yazıldığı, her şeyin çok iyi tarif edildiği, gelişmiş demokrasilerdeki hukukun üstünlüğüne dayalı olursa şüphesiz o da demokratik bir sistemdir.”[xlv]


Böylesine dolaylı uyarılara rağmen Türk tipi başkanlık sistemi fiilen uygulanmaya başlandı. (Türk tip ifadesini bazıları Türklere hakaret olarak yazdı. Çünkü Türkler kabile devleti değildir.) Bu fiili duruma karşı olduklarını birçok parti, kuruluş ve kişi medya kanalıyla ifade ettiler. Bu arada  MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada,
"Biz devletin tıkandığını, sistemini kilitlendiğini, anayasanın askıya alındığını söylüyoruz. Mevcut filli durumla hukukun uyuşmadığını, devletin ve milletin geleceğinde tedavisi belki de imkansız yaralar açacağını ısrarla ifade ediyoruz. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra dönüşüm gösteren siyasi ve sosyal dinamiklerin yeni bir durum ve ihtiyaçları ortaya çıkardığını görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı’nı millet seçti, bu tartışmasızdır. Ancak Sayın Erdoğan’ın seçen millet anayasaya rafa kaldırarak fiilen başkan olsun demedi
Türkiye’nin ağırlaşan iç ve dış şartları öncelikle ve mutlaka hukukun temel ve vazgeçilmez ilkelerine bağlılığı gerektirmektedir. Kim ne söylerse söylesin, fiilen devlet idaresi hukukun üstünlüğüyle çelişmektedir. Biz fermanla ülke yönetilmesini geride bıraktık. Aksi mümkün olmadıkça, her devlet ve siyaset adamının görev, yetki ve sorumluluk alanlarının kapsam ve sınırı hukukla belirlenmiş, buna göre tayin edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığını, toplumun her kesimine eşit uzaklığını ihlal etmesi devlette anarşi ve kaosu tetikleyecektir. Türkiye’nin kurşun gibi ağır bir ortamdan geçtiği şu zaman sürecinde, muhataplarımızı hukuka uymaya, anayasaya bağlı kalmaya çağırmamız kadar meşru bir şey de olmayacaktır. Bu itibarla fiili başkanlık uygulaması Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim ve idare sistemine, Cumhuriyet’in miras ve mesajlarına tamamen aykırıdır. Sırf millet seçti bahanesiyle fiili başkanlığa kılıf aranması, mazeret uydurulması boş ve beyhude bir çabadır" diye konuştu.
"Filli başkanlık uygulamasına resen ve kendiliğinden son verilmesi en haklı ve doğal beklentimizdir" ifadesini kullanan Bahçeli, "Yok bu mümkün değilse, buna yanaşılmayacaksa fiilli durumun hukuki boyut ve içerik kazanması için demokratik bir sürecin işletilmesi pekala en geçerli ikinci yoldur. Milliyetçi Hareket Partisi’nin dediği budur. Mahalleyi ayağa kaldırmak için bizim başkanlık sistemine olumlu baktığımızı iddia edenler, acaba bu sonuca nereden ve nasıl varmışlardır? [xlvi]
Son zamanlarda en çok tekrarladığım cümle şu: Allah'ım aklıma sen mukayyet ol. Gerçekten de siyasilerden, devlet yöneticilerinden öyle sözler duyuyoruz ki kulaklarımıza inanamıyor, acaba uykuda mıyız diye ellerimizi ısırıyoruz. Yazık ki uykuda muykuda değiliz, duyduklarımız gerçek.
Söz gelimi Başbakan Binali Yıldırım şöyle diyor: "Türkiye fiilî durumu hukukî durum haline dönüştürmek mecburiyetindedir." Başbakan demek istiyor ki Cumhurbaşkanı hukukun dışına çıkıyor. Kurucu genel başkanımıza "Lütfen hukukî sınırlarınıza çekilin, herkes görevini yapsın" diyecek halimiz olmadığına göre anayasayı değiştirelim, fiilî durumu yasal hale getirelim.

O zaman vatandaşın şu soruyu sorma hakkı doğmuyor mu?
Maazallah, 15 Temmuz darbe teşebbüsü başarılı olsa ve "FETÖ"cüler fiilî bir durum yaratsaydı o zaman da mı 'Ortada fiilî bir durum var, gelin bu fiilî durumu hukukileştirelim' diyecektiniz?"[xlvii]
Anayasa değişiklik teklifi sizin belirttiğiniz gibi, radikal bir sistem değişikliğini önermektedir. İçinde bulunduğumuz süreçte; Türkiye, tarihinin en ağır sorunlarıyla karşı karşıyadır. Hal böyle iken, bugün ülke gündeminin birinci maddesini anayasa değişiklikleri ve referandum konusu oluşturmaktadır. Bunun nedenlerini, zamanlamasını anlamakta zorlanıyorum. Bu nedenle ilk önce şu soruların sorulması ve inandırıcı cevapların verilmesini beklemek gerekir:         
1. Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı ağır sorunlar, parlamenter sistemin uygulanmasından mı kaynaklanmaktadır?
2. Önerilen başkanlık sistemi ile bu sorunlar nasıl daha iyi çözülebilecektir?
Bu iki soruya şu ana kadar anayasa değişikliklerini referanduma taşıyanların inandırıcı, açık, ve aydınlatıcı cevaplar verdiklerini söylemek mümkün değildir.[xlviii]

Başbuğ’un Bu iki sorusuna değil doğru dürüst cevap verilmesi konu üzerinde hiç durulmadı bile.
Doğrusu, şahsen ben referanduma Bahçeli’nin  çağrısıyla gidildiğini düşünmüştüm. İşin arka planı hiç aklıma gelmiyordu. Meğer arkada neler varmış neler.
b.Erdoğan'ı referanduma götüren gizli plan Arap NATO'su mu
Bir çok kişi gibi Soner Yalçın da bugünkü yazısında tekrar soruyor:
‘Erdoğan’ın yapmak isteyip de yapamadığı ne var? Niçin bu referanduma gidip Tek Adam yetkisi istiyor? Yoksa bu Erdoğan’a bir tuzak mı?’
Bunun cevabını doğru vermek gerekiyor…
Erdoğan’ın 15 yılda yapmak isteyip de yapamadığı ne var?
Yanıt: 1 Mart 2003 ABD Tezkeresi var…
Yani ABD Ordusunun 80 bin askerle Diyarbakır’a ve Güneydoğu’ya yerleşmesi ve Türk Ordusu’nun ABD emrinde Irak’a ve bölgeye sürülmesi var…
TBMM’de yeterli oy alamadığı için 1 Mart Tezkeresi reddedildi…
Erdoğan ABD’ye ‘Ben başta olsaydım 1 Mart Tezkeresi’ni geçirirdim’ dedi…
Erdoğan tezkereden sonra meclise girdi ve başbakanlığa geçti…
Ama ABD 1 Mart Tezkeresi’nin acısını unutmadı, intikamını ergeç alacağını ilan etti..
ABD 1 Mart Tezkeresi’nin faturasını Türkiye’de iki kuruma kesti:
TSK ve TBMM…
ABD, TSK’ya darbeyi 2007’de FETÖ aracılığı davalarla vurdu…
TBMM’ye darbeyi 2017’de Erdoğan eliyle 16 Nisan’da vurmak istiyor…
ABD 1 Mart’ın intikamını 16 Nisan’da almak istiyor…
Şimdi gelelim tekrar Soner Yalçın’ın sorusuna:
Erdoğan neyi yapmak istiyor da yapamıyor?
Neden TBMM’yi devre dışı bırakacak Tek Adam yetkisi istiyor?
Yanıtı net verelim:
Erdoğan ABD-İsrail’in yeni planı olan ‘İran’a karşı Arap NATO’suna (Sünni NATO) Türkiye’yi sokmak istiyor…TBMM buna direneceği için TBMM’yi devre dışı bırakmak istiyor… 
Arap NATO’su… Ya da Sünni NATO’su…Veya İslam NATO’su…
Planın özü dünyada ABD’ye karşı oluşan Rusya-İran-Çin (Avrasya) İttifakı’nı parçalamak…
Bunun için de zincirin en zayıf halkası İran hedef alınıyor…
ABD’de Trump yönetiminde tartışılan nokta şu:
İran’ı içerden ‘renkli devrim’le mi çökertelim, yoksa İran’ı Arap ülkeleri ile savaştırarak mı?...
Bu nedenle her iki plan şu anda aynı anda paralel yürütülüyor…
Bir yandan İran’da İslamcı rejime karşı iç kargaşa örgütlenip kışkırtılıyor…
Öte yandan Arap NATO’su tezgahlanıyor….
Kissinger Planı’na göre İsrail Arap NATO’sunun arkasındaki esas askeri güç olarak konumlanacak…
Arap NATO’su temelde 4 ülkeye dayanarak kuruluyor:
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Ürdün…
Blokun özü İsrail’in İran’a karşı diğer Sünni-Arap ülkelerinden bir kalkan yaparak korunması…
Kissinger’in amacı Putin’i ikna ederek Suriye’de İran’ı zayıflatmak ve burada Arap NATO’sunu güçlendirmek…
Şimdi Erdoğan da bu Arap NATO’suna, bu Sünni NATO’suna eklenmek isteniyor…
Ancak bu planı TBMM’den geçirmek zor olduğu için Erdoğan’a Tek Adam yetkisi verilmek isteniyor….
Erdoğan 16 Nisan’da ‘Evet’ çıkıp Tek Adam olursa, Türkiye’yi İran’a karşı Arap/Sünni NATO’suna sokacak… 
Olayın özü budur… Soner Yalçın’ın sorusunun yanıtı budur…[xlix]

(16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği metni) asla bir AKP ve MHP milletvekilinin hazırladığı bir metin değildir. Bu metin 10 Ağustos 1920’de saltanat şurasının önüne konulan Serv Antlaşması nerede hazırlanmışsa, bu metin bu ülkenin başbakanlarını emperyalistlerin memuru eden o ‘BOP’ denilen Büyük Ortadoğu Projesi nerede hazırlanmışsa, o Büyük Ortadoğu Projesi’nin haritaları kimler tarafından nerelerde çizilmişse, işte bu metin de o mahfilerde hazırlanıp bu meclisin önüne getirildi. Bu metin bir ihanet belgesi… Böyle bir metin Mustafa Kemal’in Türkiye’sine yakışmaz…”[l]

     Bozkurt’un yukarıdaki ifadelerine ne diyelim? Sayın Cumhurbaşkanımızın miting meydanlarında söylediği gibi “yalan söylüyorlar” diyelim. Fakat sayın milletvekili “isteyenle tartışırım. ”diyor.

Milletvekillerine boş kâğıdı imzalattırıp, milletin anlayıp öğrenmesine fırsat vermeden anayasayı değiştiremezsiniz, cumhuriyeti tahrip edemezsiniz. Bu işler böyle olmaz. Eğer oldurmaya çalışıyorsanız bu işin içinde bir çapanoğlu var demektir, olmaması gerektiğini siz de bilirsiniz çünkü. Öyle yapmak zorunda kalmışsanız eğer bu işin içinde bir çapanoğlu var, bir sıkıntı var. Gümrükten mal mı kaçırıyorsunuz? Eğer size birileri 'Uzatmayın, bir an önce bitirin bu işi' dedi diye yapıyorsanız, ona söylemeniz gereken şey şuydu; 'Size saygı duyarız ama millete ve Meclise daha çok saygı duyarız. Onun için önce millete bu işi anlatmanız lazım'. Bunu söylemenizi beklerdik. Milletin arkasından talimatla oyun çevirmek kimseye yakışmaz.[li]

Van Barosu'nun düzenlediği panelde konuşan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, anayasa değişikliğinin kimler tarafından hazırlandığını toplum tarafından bilinmediğini belirtti:
Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu, Anayasanın yediğimiz yiyecek soluduğumuz hava kadar önemli olduğunu kaydetti. Kaboğlu,
 “Anayasa önce ülkeyi düzenler, sonra üzerinde yaşayan insanların uyumunu, yaşama tarzını ve barış içerisinden yaşamasını sağlayan bir yönetim şeklini düzenler. Anayasa değişikliği Türkiye’de her zaman abartılı bir şekilde karşımıza çıkar. Sanki her şeyin ondan kaynaklığını söyler. Hatta bazıları 15 Temmuz darbe girişimini de buna dayandırma cüretini gösteriyor. Bence, Anayasaya uyulmadığı için bu darbeler gelişti. Değişiklik usulü olarak pek değinilmeyen konu; sivil toplum emeği görmezden geliniyor. Sivil emek siyasal toplum tarafından dikkate alınmadığı için, şimdi toplum ‘ülkenin birliği bütünlüğü için çalışanlar ve teröristler’ şeklinde ikiye bölünmüş durumda. 82 Anayasasında etnik dil, kadın hakları noktasında birçok değişiklik yapılarak kazanımlar elde edildi, bu kazanımlarda elden gitti. Bütün toplum öteye konulduğuna göre asıl önemli olan bu metnin kim tarafından yazıldığını bilmiyoruz. 
Bu metinde hem sistem değişikliği hem de rejim değişikliği var. Hem hükümet hem de Cumhurbaşkanlığı lav ediliyor. Bu metni soğukkanlı bir şekilde herkesin düşünmesi gerekir. Amaç seçilmişleri onurlandırmak değilse, bu yetki imparatorluğu neyedir? Bu meclisin Anayasa hakkında söylenecek bir sözü yok muydu ve neden OHAL’de koşullarında yapılıyor? sorusunu sordu.
Tarihte ilk defa Anayasanın kamuoyunda tartışılmadan gizlenerek hazırlandığına dikkat çeken Kaboğlu, değişiklikle ne olacağını öngörülmediğini aktardı.[lii]
Bu inşaatı AKP’nin ve Erdoğan’ın yaptırdığını biliyoruz ama bu inşaatın mimarı, mühendisi kim. 
Müellifi bilinmeyen bir anayasa metni, daha baştan “Hayır” denilmesini hak ediyor![liii]
                  *

Darbe kalkışması bahanesi ile, anayasayı rafa kaldıran Saray, tıpkı Hitler dönemi Almanya’sın da olduğu gibi, meclisi devre dışı ederek, bütün yetkileri kendi şahsında birleştirdi. Kanun Hükmünde Kararnameler ile ülke olağanüstü hal ile yönetildi. Ancak bunun ilelebet böyle sürmesi mümkün değildi. Olağanüstü halin olağanlaşmasının tek yolu, yargı, yürütme ve yasamayı, sarayın odalarından birinde rehin tutarak, tek adam iktidarına tevdi etmekti. Yüzyılın birinci yarısında, Almanya’da Hitler’in şahsında kurulan diktatörlük, dünya’yı ikinci bir savaşa sürükledi. Savaşın bilançosu: Milyonlarca insanın ölümü, yerle yeksan edilen şehirler, tahribata uğramış doğa olmuştu.

Bugün Sarayın kurmak istediği diktatörlüğün, en az Otuzların Almanya’sı kadar, bölge için tehlike potansiyeli taşımaktadır. İşte hayır ya da evet tam bu noktada dört harften müteşekkil bir sözcüğün çok ötesinde bir anlam ifade etmektedir.[liv]

         Yukarıdaki ifadelere de “Külliyen yalan.”diyelim, şu diyelim bu diyelim.  Peki, biz doğrusunu nasıl öğreneceğiz?

Tek öğrendiğimiz ülkemizde tartışma kültürünün olmadığıdır.
         Sadece tartışma kültürü mü, referandum kültürü de yok:
         Ülkemizde TBMM eski başkanlarından Sayın Cemil Çiçek’in de belirttiği üzere “Referandum kültürü oluşmadı”  yine Çiçek’in belirttiği gibi, referandumlarımızda “içerik” değil lider ve partilere sadakat ya da tepkiler ön plandadır. [lv]

         Eğer, normal olanı yapabilsek açık deyişle değiştirilmesi gereken maddeleri tek tek inceleyip tercihimizi belirtmeye kalksak, yukarıda sözü edilen Türk ve Müslüman düşmanı arka planların tuzaklarına düşme ihtimali çok az olurdu.
         Miting meydanlarında laf kalabalığından öte bir şey yapılmıyor. İçerikle ilgili olmayan icraatlar anlatılıyor. Övünerek anlatılan bu icraatların uzun vadede yararlı olup olmadıkları tartışılmasından da kaçınılıyor. Yapılanların ne olduğu ayrı bir çalışma konusudur. AKP referandum şarkısından birkaç dize yazalım:
Göklerden gelen bir karar vardır
Yüce milletin bekası için
Sanma başka bir kurtuluş vardır.[lvi]
         Ne diyelim? Kimileri Pentagon’dan gelen karardan söz ederken kimileri de göklerden gelen karardan söz ediyor.

Akit gazetesi yazarı ve eski milletvekili Şevki Yılmaz Akit TV’de referanduma dair hadis uydurdu ve “Evet kazanacak” dedi. Yılmaz, “16 Nisan’ın zaferle çıkacağına dair Hadis-i Şerif var” dedi.

Akit Gazetesi ve eski milletvekili Şevket Yılmaz, Akit Tv'de katıldığı bir programda hadis okudu, 16 Nisan'da gerçekleştirilecek referandumda 'evet kazanacak' dedi.

Bundan bir süre öncede A Haber kanalında bir programda da ‘Hayır’ diyenler için de şeytan ibaresi kullanılmıştı
Oda TV’de yayınlanan habere göre Şevki Yılmaz’ın o konuşmasından ilgili bölüm;

“16 Nisan’ın zaferle çıkacağına dair Hadis-i Şerif var” ifadelerini kullandı. Bunun ardından Yılmaz devamında,
“Türkiye gitti mi Beytullah gider. 16 Nisan’da EVET demek Beytullah’ta Ebabil Kuşu olmak demek” diye konuştu.[lvii]

                           
Şevki Yılmaz’ın sözleri tepki çekince bir başka programda sözlerinin çarpıtıldığını  söyledi.[lviii]

Kararın göklerden gelmesi konusu elbette tartışılmalı yine başka bir kurtuluş yolu olup olmadığı da tartışılmalı. Hiç olmazsa değişikliği istenen maddeler tek tek okunup izah edilmeli. Olası durumlar da analiz edilmeli.

Böyle saçmalıkların analiz edilmesine gerek yoktur diyenler de çıkabilir. Hatta mizahi birkaç satırla olup biteni özetleyenler de…

Bu ülkeye yazık oluyor…
Gelin referandumdaki oy pusulasından 'hayır' seçeneğini kaldırın, yan yana iki 'evet' seçeneği koyun vakit varken, hem daha pratik hem daha dürüstçe olur. Sandığa giden herkes ya 'evet'e basar mührünü ya da 'evet'e. Yüzde kaç oy alırsanız alın bir seçimi daha kazanmış olursunuz.
Sonrada balkona çıkarak bunun adına:Millî irâde dersiniz, demokrasi dersiniz, göklerden gelen bir karar var dersiniz, Allah dersiniz, Peygamber dersiniz, din dersiniz, adâlet dersiniz, kalkınma dersiniz, kul hakkı dersiniz, yetim hakkı dersiniz, hadis dersiniz, ayet dersiniz, maneviyyat dersiniz, medeniyyet dersiniz, hak dersiniz, hukuk dersiniz, vicdan dersiniz, artık ne derseniz dersiniz bunun adına…Ama biz "hayır" diyoruz…[lix]


Referanduma gidiş nedenleri üzerinde dururken… yapılmalı, edilmeli deyip duruyoruz. Çünkü bu nedenleri tam olarak bilmiyoruz. Herkes başka başka anlatıyor. Yukarıdaki satır aralarında da var. Örneğin TBMM eski başkanlarından Sayın Hüsamettin Cindoruk:

Bir iktisatçı arkadaşımın tahminine göre, AKP 15 yılda 800 milyar dolar para harcamıştır; trenler, yollar, uçaklar derken. Bunun hesabını vermek zor bir iştir. Ve siyasette büyük yatırımlar yapanlar şaibe altına kalır. Anadolu’da bir deyim vardır: “kör kuruşun hesabını vermek” İşte, bir siyasi iktidar kör kuruşun hesabını vermek istemezse, böyle bir anayasa yapar. Bakın, 2002- 2017 arasındaki hükümetler ibra edilmiş olur bu Anayasa çıkarsa. Çünkü parlamento onlar hakkında karar veremiyor, yüce divan yolunu kapatıyor. Bu anayasa bir anayasa değil, bir Af Kanunudur.[lx]

 “Buyur buradan yak” demek için bir sebep daha, öyle ya, bir konu üzerindeyken alakasız başka bir sorun çıkınca, ya da tartışılan sorun dışında başka konulara el atılırsa ya da bambaşka bir detay devreye girerse başka ne söylenebilir.
Büsbütün alakasız konulara mı girdik bilemiyorum. Kısaca diyebiliriz ki ilgili maddeler üzerinde durulmazsa ister istemez böyle konular üzerinde durulur. Kimileri dini istismar eder, hamasi konuşmalara yer verir, kimileri de kafa karıştırır.

        


X.Ne dediler?

 Referandumda "hayır" oyu vermek şerre rızadır![lxi]
*
“HDP ‘Hayır’ diyor onun için ‘Evet’ diyoruz. Hayırcılara bakın ona göre karar verin”[lxii]
*
Bu ülke için bir yeminimiz vardır: Vazgeçilmez, Onun için evet.[lxiii]

*

‘Hayır’ cevabı ‘evet’ cevabı kadar meşru gelmiyorsa yönetenlere; demokrasi iddiasında ya da soruda/referandumda büyük bir sorun var demektir.[lxiv]
*

Cumhurbaşkanı da olsa başka biri de olsa kimsenin kimin nereye oy vereceğine karışması demokratik hukuk devletinde kabul edilemez bir durumdur.[lxv]

*
Bu kampanya, bir CHP kampanyası olmayacak. Bu, demokrasiye inananların ortak kampanyası olacak. İçinde muhafazakârı da mütedeyyini de olacak. Kim demokrasiyi, düşünce özgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü savunuyorsa çalışacaklar. Ben bir yere gideceğim, onlar başka bir yere. Köy köy, sokak sokak, bütün kanallar Türkiye sathında gezilecek. Demokrasinin, adaletin, siyasette ahlakın ne kadar önemli olduğunu anlatacağız.[lxvi]

*

Yeni kamplaşmalara sebep verecek noktalara gelmesini arzu etmiyorum. Bunun bir kampanyayla gerginlik ortamı oluşturmasını veya artmasını arzu etmiyoruz. Düşüncemiz belli, söyledik. Bunu da başkalarını ilzam etmek için değil, hakikaten şu anda doğru olan bir adım olduğu için söyledik.[lxvii]
*
Anayasa referandumu siyasal taraflılıkla, hele bağnazlıkla yapılacak, kıran kırana bir seçim yarışı değil. Karşı tarafı karalamak, suçlamak, aşağılamaya, yok saymaya çalışmak yerine, tam tersine, ikna etmeye, kazanmaya, uzlaşmaya çalışılması gereken bir demokratik yarış.

Anayasalar, -adı üstünde- bir siyasi parti programı değildir. Farklı görüşlerdeki tüm yurttaşların güvencesi altında yaşayabileceği bir 'ana-hukuk' metnidir. O nedenle, bu ana-hukuk metni ile ilgili hazırlığın, görüşmelerin, oylama ve kabul sürecinin de toplumu bölmemesi, mümkün olduğunca birleştirmesi, bütünleştirmesi gerekir.[lxviii]
*
         Anayasalar aslında her ülkenin bir medeniyet tercihidir.[lxix]

         *
Aklınızı kimseye emanet etmeyin. Aklınızı kimseye kiralamayın.[lxx]
*
Anayasal bilgilendirilme hakkı, en öne çıkan haklardan biridir. Uzmanların görüşlerine başvurulmadığı bir süreçte, bu hak da ihlal edilmektedir.[lxxi]

*
         16 Nisan’da oylayacağımız Anayasa değişikliğiyle önerilen sistem, bütün kuvvetlerin Cumhurbaşkanının elinde toplanmasını öngören bir kuvvetler birliği sistemidir.[lxxii]
         *
Bilindiği üzere, Anayasa, sadece devletin örgütlenme biçimini değil aynı zamanda bütün yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan temel belgedir.
Bu nedenle, Anayasaların hazırlanışı ve değiştirilmesinde izlenen yöntem açık, şeffaf olmayı, toplumun tüm katmanlarında sağlıklı bir şekilde tartışılmasının sağlanmasını ve nihayetinde toplumsal mutabakatı gerektirir.[lxxiii]
*
Bugün Türkiye’de kimin hain olduğuna da, kimin ülkenin selameti için çalıştığına tek kişi karar veriyor. Artık öyle bir noktaya geldik ki, tüm ülke adına tek bir kişi düşünüyor, tek bir kişi konuşuyor, onun düşündüğü ve konuştuğu gibi olmayanlar da hain durumuna düşüyor. Bu, demokrasinin askıya alınmasından da öte bir durum. Asıl bunun analiz edilmesi lazım.[lxxiv]
*
Mesele A partisi B partisi meselesi değil. Zaten kimin başkan olacağı da belli değil. Başkan 2019’da seçilecek. Bizi kimin başkan olacağı değil, sistemin yanlışlığı ilgilendiriyor. Avukatları kaygılandıran da bu. Biz 100 bin avukatız. İçimizde her siyasi görüşten insan var. Konu siyasi parti yarışı değil. Doğacak torunlarımız 30 sene sonra nasıl yaşayacak, onu konuşuyoruz. Sivil toplum ve özellikle ana muhalefete düşen görev, konuyu asla parti eksenine sokmamaktır. Tayyip Erdoğan karşıtlığı formatına oturtmak yanlış.
"Bugünü ararız"
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur?
Öncelikle çıkmayacak, onu söyleyeyim. Ama şunu da çok açık söyleyeyim ‘Evet’ çıkarsa Türkiye’yi büyük tehlike bekliyor.[lxxv]
*
Ben, Türk Milletinin çalışkan ve zeki olduğunu düşünüyorum. 16 Nisan seçim değil 16 Nisan’da Türkiye’yi yönetecek iktidarı belirlemeyeceğiz.
Hayır çıkarsa da herhangi bir siyasi parti kazanmış olmayacak. Ya Türkiye kazanacak. Ya Türkiye kaybedecek"[lxxvi]
*

         Anayasa değişikliği düzenlemesinin içeriğini de, zamanlamasını da, MHP’nin peşine takılmamızı da yanlış buluyorum… Önceliğimiz ülkenin gerçek sorunları olmalıydı, bununla zaman kaybediyoruz.[lxxvii]
         *
         16 Nisan’da yapacağımız tercihin, bir parti ve şahıs meselesi değil, bütün bir medeniyet, barış ve huzûr içinde bir Türkiye meselesi olduğunun farkında olmalıyız.[lxxviii]
        
         *
         Efendiler, Demokrasi bir anahtardır, problemleri çözme biçimidir.Kapıları sizin gibi düşünmeyenlerin üzerine kilitleyerek demokrasiyi kilitleyemezsiniz, kapıları sizin gibi düşünmeyenlerin üzerine kilitleyerek millî irâdeyi kilitleyemezsiniz, kapıları sizin gibi düşünmeyenlerin üzerine kilitleyerek sosyolojiyi kilitleyemezsiniz. Kapılarına kilit vurduğunuz o salonlara meşrû olmayan usûllerle ancak kendi meşrûiyetinizi kilitlemiş olursunuz.[lxxix]

*
         16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan referandumun sonucu ne olursa olsun ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyoruz.

         Anayasa değişikliği bizim ve çocuklarımızın geleceğini derinden etkileyecektir. Birbirimizi kırmadan, itham etmeden hep birlikte düşünmeye, istişare etmeye ihtiyacımız var! Şuurlu bir şekilde tercihimizi yapmak için gel kardeşim, beraber düşünelim!...[lxxx]
        
*
Hem Cumhuriyet hem Türk ulusu için tehdidin bu kadar büyük olması, farklı alanlarda uzmanlaşmış ve belli konularda farklı düşüncelere sahip insanların referandum sürecinde aynı cephede mücadele etmesini tarihsel bir sorumluluk haline getirdi.[lxxxi]
*
Biz tarihimize utanılacak sayfaların eklenmesin diye mücadele ediyoruz.
Bunu başarabilmemizin tek yolunun demokrasimizi geliştirmek, güçlendirmek olduğuna inandık.
Oysa bugün farklı bir utanç sayfasını yazmanın arifesindeyiz.[lxxxii]
*

Atomu parçaladılar ve iki yerde bunun acımasızca ıspatına giriştiler. Bizse yüzyıldır iki algı veya alışkanlığı kıramadık. Bir; dinî jargon ve ünvanların geçiş üstünlüğü ve iki; etnik kökene dayalı suçlama yada sahiplenme.[lxxxiii]


*

Kontrolsüz güç, güç değildir, freni yoktur![lxxxiv]

*
Türkiye’de dayatılan başkanlık sistemi ancak ağır diktatörlükler yaratır. Türkiye bu elbiseyi giyemez, giydirirlerse çatlar patlar, dikiş tutmaz... Ve sonunda yırtar atar...[lxxxv]
*
Hukuk, tüm hak ve adaletle ilgilidir. Bir kimsenin siyasi düşüncelerine göre hukuk işliyorsa, işletilmek isteniyorsa, ülkede kurumsal hiçbir yapı yoktur ve olamaz. Her şey tehlikededir, görünüştedir, geçicidir, emir ve komuta altındadır.
Böyle ülkede ne huzur olur ne demokrasi ne sistem... Anayasa ve yasalar da, adalet sistemi de görünüşte vardır.[lxxxvi]
*
Bütçe Kamu Cüzdanıdır, Kişisel Hazine Değildir.[lxxxvii]
*

Farklı partilerdeki milletvekillerinin bile aynı ekrana çıkması adeta ‘gizli yasak’ kapsamında.
İktidar ve muhalefet partilerinin bir araya gelmekten kaçtığı bir ülkede, televizyonların ‘Evet ve Hayır’ı aynı anda konuşturmaktan korktuğu bir ülkede, çok sesliliğin hızla kaybolduğu bir ülkede, sağlıklı bir demokrasiden bahsetmek mümkün olmaz.
Konuşmaktan ve bir araya gelmekten kaçtığınız sürece bunun toplumsal yansıması kavga ve gerginlik olacaktır.[lxxxviii]

*
Bu referandum sadece, sınırlı bir Anayasa değişikliğinin yapıldığı bir referandum değil, bu çok daha öte, kapsamlı bir değişikliğin anahtarını içinde gizleyen bir referandumdur. Bu referandum, bir milad olacaktır ve kendinden sonraki büyük değişim süreci için domino etkisi yapacaktır.[lxxxix]
*
Devlet gücüyle evet lehine, hayır aleyhine tavır alındığı gün gibi aşikâr bir gerçektir, fakat bugün benim asıl üzerinde durmak istediğim konu başka...
Referandum mitinglerinde ölçüsüz duygusal popülizm yapılıyor. Bu, siyasi hayatımızda rasyonel bir “orta sınıf siyasi kültürü”nün gelişmesi bakımından ciddi handikaptır.
Çünkü olgular, veriler, bilgiler konuşulmuyor, duygular köpürtülüyor.
Bu tarz sadece kutuplaşmayı keskinleştirmiyor, rasyonel davranışlar yerine duygusal refleksleri pekiştiriyor.
Sık başvurulan bir yöntem “Batı, güçlü Türkiye istemiyor!” propagandasıdır. Yeni sistem Türkiye’yi uçuracakmış, Batı bunu istemiyormuş.
“Haçlı ittifakı” kavramı bile kullanılıyor.

Kalabalıklarda coşku yaratıyor bu sözler.
Halbuki çağımızda siyasi ve iktisadi ilişkiler aşk-nefret ilişkileri değil, rasyonel olarak hesaplanan menfaat ilişkileridir.[xc]
*
Ülkeye bir kişi hükümran olamaz. Türk millî egemenliği bir kişiye teslim edilemez. Kurtuluşumuz referandumu beklemektedir. Bu bataklıktan çıkmak için herkes kendi seferberliğini ilân etmelidir. Gerisi gelecektir.[xci]
*
Eğer, gerçekten demokrasiye inanılıyorsa, bu teklifi destekleyenler ile karşı çıkanların fikirlerine aynı derecede saygı gösterilmeli ve iki tarafa da eşit fırsatlar tanınmalıdır.
Referandum sürecini; birçok konuda ciddi bölünmüşlük içinde olan toplumu; daha da derin şekilde karşı karşıya getirecek yeni bir kutuplaşmanın içine sokmaktan herkes özenle kaçınmalıdır.[xcii]

*
Hem başkanlık sistemini getirmek iddiasıyla yola çıkacaksınız, hem de erkler birliğini dayatacaksınız. Bu bir güldürüdür. Böyle bir sistemde demokratik bilince sahip bir başkan bile diktatör olmak, baskı, daha doğrusu tümelci (totaliter) bir rejimle toplumu yönetmek zorundadır.[xciii]

*
         17 Nisan sabahı, İyi bir Türkiye bekliyorum.
Rahat nefes almış bir Türkiye bekliyorum.
Değerler üzerinden, inançlar üzerinden itişme ortadan kalkar ve AB hedefi yeniden gündeme gelir.
Bireysel haklarda, amasız lakinsiz keşkesiz bir genişlik…
Demokrasi standartlarının yükseltilmesi.
Her şeyden evvel hukukun üstünlüğü.
Bir hayalim daha var. Türkiye'yi bayram sofrasına oturtmak.
Bayram sofralarında babaanne, anneanne evine gidilir. Evin kadınları ya kahvaltı ya öğle yemeği bir sofra hazırlarlar. Kulağı küpeli erkek kuzeniniz de, Diyarbakırlı yengeniz de, Rizeli enişteniz de, Rumeli göçmeni yengeniz de, başörtülü Kız kardeşiniz de, dövmeli oğlunuz da oradadır. Yani herkesin bir arada olduğu... O sofranın en büyük özelliği, herkesin kolunun uzandığı yerde yemeğe eşit biçimde erişebilmesidir. Bunu sağlamak istiyorum.[xciv]


         XI.Son deyiş

TBMM'de 21 Ocak 2017 tarihinde kabul edilen 6771 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 16 Nisan 2017'de halkoyuna sunulacaktır.
Bütün halkoylamalarında özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin bu en bunalımlı döneminde yapılacak oylama hem milletimizin hem de milletimizle birlikte başta komşularımız olmak üzere bütün milletlerin kaderini az çok değiştirecektir. Bu bakımdan en yararlı tercihi bilinçli olarak yapmalıyız. Aksi takdirde sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz. Ayrıca vebal altında kalırız. Vebal altında kalmamak için yazılı basın organlarında küçük çapta bir inceleme yaptım.  Bu inceleme sonunda kayda değer düşünceleri derledim. Bu düşünceler üzerinde düşünmeye çalıştım ve tercihimi yaptım. Bu tercihimi açıklamıyorum. Gerçi şahsi tercihini açıklamakta bir mahsur görmüyorum. Ama bu tercihleri açıklarken olur olmaz ipe sapa gelmez gerekçelerle halka tesir etmeye çalışanları tasvip etmiyorum.
Birilerini etkilemeyi saygısızlık kabul ederim. Onun için paylaşımım etkilemek için değil karınca kadarınca bilgilendirmek içindir.
Bunca emeğimize rağmen bazı hususları öğrenemedik. Örneğin zamanı, gerekçesi, maddeleri hiç de uygun olmadığı birçokları tarafından da belirtile bu halk oylamasına gitmemizin nedeni nedir?
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, FETÖ ile mücadeleye ilişkin açıklamalarda bulunarak,
 "FETÖ'nün yüzde yüz temizlendiğini söylemek isterim ama bugün mümkün olmadığını ifade etmek istiyorum. Henüz daha yüzeyindeyiz. İnanın FETÖ konusunda bizim bildiklerimizi bilmiş olsanız 2 saat, 3 saat uykunun bile fazla olduğunu hep beraber görmüş oluruz"[xcv] dedi.
Soylu’dan devlet sırlarını açıklaması elbette istenemez. Biz gerekirse uykumuzdan daha çok fedekârlık ederek memleket meseleleri üzerinde düşüneceğiz. Çalışmalar yapacağız.
Bu çalışmalar sonunda yöneticilerimiz  Pentagon’un dayatmalarına , CIA’nın kirli oyunlarına, gizli düşman tuzaklarına maruz kaldıkları şüphesine düştük. Onun için topyekün olarak Milletçe dayatmaları aşarak tuzaklara düşmeyerek bir tercih yapmamız gerektiği sonucuna vardık. Emperyalistlerin gizli kapaklı olarak istediği tek adam yönetimine, değil beş yıl için beş dakika için bile razı olunamayacağı sonucuna vardık.
OHAL şartlarında yapılması, görülmemiş bir baskı uygulanması , halkoylamasının bir güven oylamasına dönüşmesi gibi olumsuz şartlara rağmen “meşrutiyet” tartışmalarının çıkmamasını diliyoruz.
16 Nisan’ın olumlu gelişmeler için bir milad olmasını diliyoruz. 17 Nisandan itibaren milletçe, gerekirse bütün partilerin ortak noktalarda birleşmesiyle  TBMM’nin kaybedilmek istenen saygınlığının yeniden artmasını, parlamenter sistemin güçlenerek devam edebilmesi için gerekenlerin hemen yapılmaya başlanmasını arzu ediyoruz.
Arzuların gerçekleşmesi dileğiyle.
Sabahattin Gencal, Çekmeköy- İstanbul02. 04. 2017



Dipnotlar:




[xx] Taha Akyol, Aşırı doz, 18 Mart 2017

[xxii] Prof. Dr. Emre Kongar,  https://www.kongar.org/

[xxvii]  Ali Bayramoglu, Şubat 23, 2017, http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2017/02/turkey-constitution-referendum-takes-polarization-new-high.html#ixzz4cLwi1DVp

[xxxi] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Referandum sürecinde itidal  26 Mart 2017

[xxxii] http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/umit-ozdag-referandum-oncesi-hukumeti-uyardi-1670542/


[xxxv] Abdulkadir Selvi, ‘Evet’ ve ‘Hayır’ların motivasyon kaynağı,27 Mart 2017

[xxxvii] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/tantan-surec-parti-kavgasina-donustu-156463h.htm 

[xliii] Orhan Karataş, Kuşatmayı yarmak zorundayız,31.03. 2017
http://www.ortadogugazetesi.net/haber.php?haber=kusatmayi-yarmak-zorundayiz&id=58366



[xlvii] Ahmet Sevgi, Fiilî durum..., 26.10.2016, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/fiili-durum-40232yy.htm

[li] Deniz Baykal, Halkın haberi yok, 09 Ocak 2017

[liv] Mahmut Balpetek, 16 Nisan Oylaması, Referandum Değil, Plebisittir!
https://yalansz.wordpress.com/2017/02/21/3071/


[lvii] http://yarinhaber.net/video-haber/49873/referandum-icin-hadis-okudu-16-nisanda-evet-kazanacak-dedi
               

[lviii] http://www.kocaelibarisgazetesi.com/guncel/sevki-yilmazdan-hadis-aciklamasi-sozlerim-carpitildi-h77680.html


[lix] Adnan İslamoğulları, Demokrasinin kapısı kilidi…

[lx] http://t24.com.tr/haber/eski-tbmm-baskani-cindoruk-korkan-insanlar-hayir-diyecek-cumhuriyetin-bu-kadar-sikintida-oldugu-donem-yok,393273


[lxviii] Ertuğrul Günay (2007'den 2013'e kadar AKP hükümetinin Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini yaptı.),

[lxxix] Adnan İslamoğulları, Demokrasinin kapısı kilidi…  02. 04. 2017,

[lxxxiii] Süleyman Pekin, Şeyh Said’in Şıhlığı Ve Anarşistliği, 28. 03. 2017,

[lxxxviii] Muharrem Bayraktar, Konuşmaktan neden kaçıyoruz, 30 Mart 2017,

[lxxxix] Abdurrahman Dilipak, Abdurrahman DilipakReferandum’un “tahtında müstetir” yan etkileri, 02 Nisan 2017

[xci] Somuncuoğlu, Sadi; Tek adam düzeni, 11.02.2017, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/tek-adam-duzeni-41627yy.htm

[xciii] Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk,

[xciv] Meral Akşener, 21 Mart 2017
http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39335688


2 yorum:

  1. Merhabalar.
    Ülkemiz için hangi tercih hayırlısı ise, Cenab-ı Hakk, o tercihin sandıktan çıkmasını nasip etsin.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Duanız duamızdır. Her zaman yurdumuz ve ulusumuzun refahı ve mutluluğu için duacıyız.
      Hayırlı günler dileğiyle selâmlar.

      Sil