“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

10 Mart 2017 Cuma

Biz, Türkiye’deki devlet düzenini değiştirmeye yönelik bir paket oyluyoruz


Eski Başbakan Yardımcılarından Abdüllatif Şener ile Türkiye’de 16 Nisan’da yapılacak
anayasa de
ğişikliği referandumunu konuştuk. 

         Selamün YAVUZ
Buradaki (Hollanda’daki) ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu ortam şu…
Ø Türk vatandaşları arasında henüz anayasa değişikliği paketine yönelik olarak bir değerlendirme gelişmemiş.
Ø Bu anayasa değişikliği neyi getiriyor, böyle bir değişiklik olduğu zaman Türkiye’de ne olacak, nasıl bir devlet yapısı ortaya çıkacak? Bunu öğrenelim, bilelim; buna göre oyumuzu belirleyelim diye bir tavır ortaya çıkmamış.
Ø Bunun yerine iktidar yanlısı mısın, yahut muhalefetten misin? Muhalefetsen buna ‘Hayır’ demek lazım, iktidardaysan buna ‘Evet’ demek gerekir gibi böyle partilere duyulan yakınlığa göre referandum karşısında tavır geliştirme duygusu ortaya çıkmış. Bu tamamen yanlış bir şeydir.
Bu neden yanlış?
Çünkü
Ø biz bir Cumhurbaşkanı seçmeyeceğiz.
Ø Yahut bir partiyi iktidara getirmeyeceğiz.
Ø Milletvekili seçimi de yapmıyoruz.
Ø Biz, Türkiye’deki devlet düzenini değiştirmeye yönelik bir paket oyluyoruz.
Ø Bu pakette ne var? Ona bakacaksın, ona göre oy vereceksin. Onun için önümüzde az bir süre var.
Ø Umut ediyorum ki bu süre içerisinde sandık başına gidenler partilerine veya içinde bulundukları sosyal gruplara göre oy vermezler,
Ø bireysel olarak düşünürler. İnsan düşünen bir varlıktır. Düşünür, tefekkür eder. Bu iyiymiş derse ‘Evet’ der, bu kötüymüş derse ‘Hayır’ der, diye umut ediyorum.
Türkiye’de insanlar paketin içeriğini daha mı iyi biliyor?
Ø Türkiye’de daha yaygın bir şekilde paket anlatılıyor. Ama özelikle ‘Evet’ cephesinin paketten hiç bahsetmediğini görüyorum. Yani Başbakan, Cumhurbaşkanı bile paketin içeriğinde ne var, onu anlatmıyorlar. Onun yerine, daha çok slogan geliştirilmeye çalışılıyor.
Ø Şimdiye kadar geliştirilen sloganların hiç biri de paketin içeriği ile tutarlı sloganlar değil.
Ø Bu anayasa değişikliğinin ne getirdiği ile asla bağlantısı olmaksızın ‘Buna oy verirsen şu anlama gelir,  bu anlama gelir’ diye bir takım sloganlar icat ettiler. Bunun gerçekle bir bağlantısı yok.
Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu’nun Hollanda’ya gelmesi ve referandum kampanyası için yurttaşlarımızla toplantı yapmasının istenmediği Hollanda hükümeti tarafından açıklandı. Yani Hollanda hükümetinin koyduğu bir tavır var. Bu tavır karşısında buradaki yurttaşlar anayasa değişikliği teklifinin içeriğini nasıl öğrenecekler?
Türkiye’de herkes televizyonlardan bilgileniyor zaten. Türkiye’deki televizyonlar gece gündüz bu konuları konuşuyor ve Hollanda’daki vatandaşlarımız da Türkiye’den yayın yapan bu televizyonları ve bu televizyonlardaki tartışmaları, konuşmaları izliyorlar.
Aslında ‘Evet’ kampanyasını yürütecek olanların buraya gelebilmesini, konuşma yasaklarının olmamasını ben de arzu ederim. Hükümet ricali de gelsin, ama burada referandum kampanyası yapmamaları ‘Evet‘çiler aleyhine bir durum çıkarıyor değil.
Neden?
Çünkü
Ø Türkiye’deki toplam televizyon reytinginin yüzde 99’u Sayın Erdoğan’ın çizgisinde yayın yapıyor. Dolayısıyla televizyon yayınlarının yüzde 99’u reyting itibariyle ‘Evet’ yayını yapıyor.
Ø Yüzde bir civarındaki televizyon reytingi Türkiye’de ‘Hayır’a yönelik yayın yapıyor, tartışmalar yapıyor. Öyle olunca medya gürültüsü baskın bir şekilde, hatta düşünce sınırlarını da aşacak bir şekilde gürültü ile ‘Evet’ yaymaya çalışıyor, ‘Evet’ propagandası yapıyor.
Ø Dolayısıyla burada aslına bakarsanız Hollanda’daki vatandaşlar açısından da demokratik eşit rekabet, demokratik adil rekabet koşulları yok. ‘Evet‘çiler lehine büyük bir baskın propaganda var medya vasıtasıyla. Propagandada ‘Hayır’ zayıf kalıyor.
Almanya ve Hollanda’daki bu tartışmaların ışığında Sayın Deniz Baykal’ın Almanya gezisini iptal etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yani olabilir. Ben de ‘Evet’ diyenlerin de, ‘Hayır’ diyenlerin de serbestçe konuşabilmesini arzu ederim. Yasakla bir yere varılmaz. Ama bunu bir milli mesele sayıp toplantılara iştirak edip etmemek, bu tercihle ilgili. Mutlak anlamda bu tavır sergilemek gerek diye de bir şey yok.
Hollanda’da yaptığınız toplantılarda potansiyelde ‘Evet’ oyu kullanabilecek insanlar sizi dinledikten sonra ikna oluyor mu?
İnsanlar dinliyor. Dinledikten sonra özgür iradeleriyle karar verirler. Tek tek dinleyenlere ikna oldunuz mu, buraya gelirken hangi görüşteydiniz, konuşma bittikten sonra hangi görüştensiniz diye teste tabii tutmadık. O nedenler kimin üzerinde hangi etkiyi oluşturduğumu bilemem.
Referandum sonucunda ‘Hayır’ çıkarsa 17 Nisan’da Türkiye’de ne olur?
Ø Hayır çıkarsa bir kere Türkiye Anayasal bir düzenlemeyle demokrasi sınırları dışına çıkmış olmaktan kurtulur. Çünkü bu anayasa değişikliği ile Türkiye’nin demokratik niteliği de ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla Türkiye bu noktaya gelmekten kurtulmuş olur. Bu başlı başına bir olaydır zaten.
O zaman referandumda oy vermenin anlamı var mı?
Olmaz olur mu! Bu Anayasa değişikliği ile birlikte gelecek olan genişleyen sınırlar şu andakiyle ulaştığı sınırların çok ötesinde.
Sandıktan ‘Evet’ çıktığı zaman ne olur Türkiye’de? 17 Nisan’da insanlar nasıl bir tabloyla karşılaşacaklar?
Ø ‘Evet’ çıktığı zaman bence korkunç bir kriz dalgası gelecek Türkiye’ye. Fabrikalar kapanacak, esnaf kepenk kapatacak, iş adamları iflas edecek. İşadamlarının intiharıyla ilgili haberler dinleyeceğiz. İşsizler iş bulma umudunu kaybedecek. Çalışanlar işsiz kalacak. Çiftçi, esnaf, köylü, işçi, işsiz, sanayici, tüccar, hepsi mahvolacak. Birinci şok dalga bu olur.
Ø İkincisi, tek adam düzenleri dış müdahalelerin hep gerekçesini oluşturmuştur. Arap baharını bu yüzden yaşıyoruz.
Ø Bu rejimlerin dış müdahaleyi çağırma gerekçesi oluşturmasından dolayı izliyoruz. Ve tek adamla yönetilen ülkeler kan gölüne dönüşş vaziyettedir. Türkiye’nin böylesine dış müdahale yapmak isteyenlere gerekçe oluşturacak bir rejime geçmesini, dışişleri açısından da yaşayacağımız şokların habercisi olarak görüyorum.
Ø Onun ötesinde bu faşizme dönüşebilecek özellikleri de sağlayan bir anayasa değişikliği. İnsanların temel hak ve özgürlükleri şu andakinden çok daha fazla kısıtlanmaya başlayacak. Özgürce, insanca yaşama koşullarını da ortadan kaldırabilecek bir süreç başlayacaktır.
Beni Anadolu’nun ücra bir köşesinden buraya gelmiş, burada yaşayan ve kafasında iki şey olan birisi olarak farz edin. Ben iki şeyi düşünürüm. Bir, her gün evime helal ekmek götürmek isterim, ikincisi güçlü bir Türkiye, dolayısıyla da güçlü bir lider isterim Türkiye’de. Yurtdışındaki birçok insan bunu istiyor. Ne dersiniz buna?
 Bu şöyle bir şey…
Ø İnsanlık tarihinde devletlerin ortaya çıkışından bugüne kadar gecen süre beş bin yıllık bir dönemdir. İnsanların, toplumların zayıf olduğu dönemlerde hep güçlü liderler olmuştur. Mesela ilk devletlerin ortaya çıktığı dönemlere bakın. Firavunlar gibi, Nemrutlar gibi krallar idare etmiştir o devletlerdeki insanları. O devletlerin olduğu dönemdeki insanların haline bakın, sosyal durumuna bakın; köleci toplumlardır.
Ø İnsanlar doğayı, evreni, tabiatı, dünyayı anlamaya başladıktan sonra önce ilahlık sıfatını kaldırmışlardır. Ama sonraki dönemlerde ise ekonomik refah arttıkça, zenginlik ortaya çıktıkça, okur-yazar oranı arttıkça, bu sefer kralların yetkileri sınırlandırılmaya başlanmış, krallık iradesine karşı güçlü kurumlar oluşturulmaya başlanmıştır.
Ø Devlette denge ve kontrol mekanizmaları kurulmuştur. İşte yürütme, yasama, yargı birbirinden ayrılmış birbirini denetler hale gelmiş. Neticede bugün dünyada okur-yazar oranının yüzde 90 olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Artık kölelik hiç kalmamıştır.
Ø Bütün bireyler özgürdür. Hatta anayasalar ikiye ayrılır. Anayasaların birinci bölümünde vatandaşların hakları ve özgürlüklerini devlete karşı korumak için maddeler serpiştirilmiştir. İnsanın son ulaştığı dönem, böyle bir dönem. Her şeye yetkili olan kişinin ülkeyi idare edeceği bir dönem değil.
Ø Birbirini karşılıklı dengeleyen kurumsal mekanizmaların insanları idare ettiği bir devlet yapısına geçmişiz. Sizin bu söylediğiniz, devletin başında beni idare eden insanın, ben liderimin güçlü olmasını, çok yetkili olmasını isterim demek, ben köleci toplumdaki gibi bir yönetim istiyorum şeklinde algılarım.

·         Röportaj: Selamün YAVUZ (İnterAjans), 9 MART 2017

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder