“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

18 Ocak 2017 Çarşamba

"Taslak (Anayasa Taslağı), ...savunanları da... doğduklarına pişman edecek bir metindir."

Doç. Dr. Sami Selçuk (Yargıtay Onursal Başkanı)



 18 Ocak 2017
AKP'nin meclise sunduğu ve oylamada 1. turun tamamlandığı 'başkanlık sistemi' ile ilgili Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk değerlendirmelerde bulundu.
Selçuk, "Hem başkanlık sistemini getirmek iddiasıyla yola çıkacaksınız, hem de erkler birliğini dayatacaksınız. Bu bir güldürüdür. Böyle bir sistemde demokratik bilince sahip bir başkan bile diktatör olmak, baskı, daha doğrusu tümelci (totaliter) bir rejimle toplumu yönetmek zorundadır" dedi.


ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN “SAVUNANLARI DA KÖLELEŞTİRİP DOĞDUKLARINA PİŞMAN EDECEK BİR METİNDİR” İFADELERİNİ KULLANMIŞTINIZ, NEDEN?

Sözünü ettiğiniz yazıda bunun yanıtını ayrıntılarıyla verdiğimi sanıyorum.
Yapılmak istenen, bir sistemsizliktir.
1982 Anayasa’sı biçimsel ve maddi açıdan meşru değildi. Ancak parlamenter sistem içinde kendisinden önceki anayasa gibi erkler ayrılığına dayanıyordu.
Erkler ayrılığı ilkesi tam anlamıyla 1961 Anayasa’sıyla gelmiştir bize.
1924 Anayasası J. J. Rousseau’dan esinlenilerek düzenlenmişti ve erkler birliğine dayanıyordu. Ancak o dönemde Atatürk ve İnönü başta olmak üzere bütün yöneticiler, yasama ve özellikle yargı(lama) erklerinin özgür, bağımsız ve yansız olmasına özen göstermişlerdir.
Nitekim 1933’te ülkemize gelen Prof. Dr. Ernst E. Hirsch anılarında tek partili TBMM’de Türk milletvekillerinin tam bir özgürlük içinde görüşlerini belirttiklerini, Meclisin denge ve uzlaşmanın sağlandığı bir arena ve son karar mercii olduğunu, sistemin Führer devletine benzemediğini belirtir anılarında (Hatıralarım, Ankara, 1985; s.348-49). Kendileriyle ilgili davalarda bile, Atatürk ve İnönü üzüldükleri olduğu halde ortalıkta görünmemeye özen göstermişlerdir.
Çok partili yaşama geçilmiş ve özellikle 1956’dan sonra yargıçlara siyasal baskılar yapılmaya başlanınca erkler ayrılığının, özellikle de yargılama erkinin bağımsızlığının önemi anlaşılmıştır. İşte bu yüzden 1961 Anayasası buna özen göstermiştir.
Taslak ise 1961 öncesine dönüştür. Bu nedenle çok tehlikelidir. Meşru olmadığını ileri sürdüğüm 1982 Anayasası'na rahmet okutacak türdendir.

Okur yazar her insan bu taslağın, iktidarın tek elde toplanmasını önlemek şöyle dursun, tam tersine “vesayete son verilecek” yalanıyla iktidarı, “yanılmaz” kabul ettiği geleceğin tek bir insanına, yani “cumhurbaşkanı”na teslim ettiğini, denetim yollarını kapattığını, erkler ayrılığını değil, “erkler birliği”ni getirdiğini kolayca anlayabilir.


BU DURUM NE TÜR SAKINCALARA YOL AÇAR?

Buna karşılık başkanlık sistemleri katı mı katı bir erkler ayrılığına dayanır. Sistemin ana özelliği budur. Taslakta buna bir de aldatmaca kılıf bulunmuş: Cumhurbaşkanlığı sistemiymiş. Ne demekse?
Getirilen bu sistemin özünü bilmek isteyenlere bundan 228 yıl önce yayımlanan 16 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bilidirisi’nin ünlü 16’ncı maddesini anımsatırım.
Bu maddede “… erkler ayrılığının bulunmadığı toplum(lar)da anayasa yoktur” (Toute la société dans laquelle … , ni la séparation des pouvoirs déterminée n’a pas point de constitution) denmiştir.
Demek, erkler ayrılığının kaçınılmazlığını vurgulayan bu küresel ilkeye göre, anayasa taslağı yasalaşırsa artık ülkemizde ortada bir anayasa kalmayacak; Türkiye anayasaya dayanan bir “anayasal devlet” olmaktan çıkacak; sadece anayasa adını taşıyan aldatmaca metne sahip yazılı “anayasası olan bir anayasalı devlet” olup çıkacaktır.
Bu, kendini aldatmadır; temaruzdur (simulation), hayalettir (simulacre). Kısaca bundan böyle Türkiye anayasasız bir hukuk düzeni içinde görülecektir.
            Özetle hem başkanlık sistemini getirmek iddiasıyla yola çıkacaksınız, hem de erkler birliğini dayatacaksınız. Bu bir güldürüdür. Böyle bir sistemde demokratik bilince sahip bir başkan bile diktatör olmak, baskı, daha doğrusu tümelci (totaliter) bir rejimle toplumu yönetmek zorundadır.
Montesquieu’nın teşhisiyle o ülkede tek bir insan özgürdür, öbürleri ise köledir.
Kısaca taslak, zorunlu tümelciliği kurallaştırmaya ve kurumlaştırmaya yeltenen, bu yüzden savunanları da tutsaklaştırıp doğduklarına pişman edecek bir metindir. Tek bir insana bütün erkleri teslim etmektedir. Yargılama yetkisini kullanacakları bile başkan belirleyerek bu erki bile teslim alıyor. Bireyi bütünüyle güvencesiz bırakarak uçurumun kenarına getiriyor, ama tehlike anında ona uçacak kanatlar vermiyor. Bu korkunç bir durumdur.


1 yorum:

  1. Merhabalar.
    AKP'nin dışında bu yeni ANAYASA taslağını kimse tasvip etmiyor. Tüm yorumcular bu taslağın aleyhinde konuşuyor. Bahçeli'yi de bu taslağın günahına ortak ettiler. Memleketin hayrına olmayan hiç bir şeyi ne tasvip ediyorum, ne de kabul ediyorum. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak, bu konuda üstüme düşeni yapmaya da hazırım.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil