“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

2 Ocak 2017 Pazartesi

"Olmak ya da Olmamak" mı? / Kazım Memiç

         
          Bu başlık tiyatral bir söylemdir. Ülkemizde oynanan tiyatronun son sahnesinde, kanlı olayların sıklaşması, doğal olarak bu soruyu gündeme getiriyor. Son aylarda yaşatılan acıların olduğu gün yetkililer :

          Derhal " Kriz Masası " kuruyor, ne karar aldıkları belli olmadan, bir bakıyorsunuz ikinci ACI yürekleri dağlıyor. Açıklamalar artık tiksindirir oldu.
" Bizi kimse korkutamaz, terörü lanetliyoruz!.. Kanlarımız yerde kalmayacak !"

          Ne kanından söz ediyorsunuz? Artık topraklarımız utanır oldu şehit kanıyla ıslanmaktan. Kurtuluş Savaşında bile böyle masum kanı akıtılmamıştı. İstanbul, Ankara, Gaziantep, Diyarbakır, Kayseri  ve yurt sathına ek Suriye batağında akan kanlarımız!.. Bunun bir hesap vereni olmalı.

          Son olayda Diyanet'in son CUMA HUTBESİ  azmettirici olamaz mı ?

          Noel ile ilgili beyanlar, hem yetkili dini kuruluşlarımızla, hem de yığınla televizyon aktarımlarıyla ayrışmaya zemin hazırlamadı mı! İnsanların nasıl yaşayacağına siz mi karar vereceksiniz. İslamiyette zorlama var mıdır? Benim dinin Yaratanımla benim aramdadır.

           "Yaratanla arama girme sakın / Onunla hemhal olmak bana düşer / Sen kendini vekil görmekten vazgeç / Kan emenler bir gün o kana düşer ."

           Böyle demiştim bir şiirimde. " Benim dinim bana, senin dinin sana " inancımız değil mi ? " Allah" diyerek insanları katledenler Allah'a isyandadırlar. Bu ayrı bir konu da, T.Fikret'in şu sözü bize ne anlatıyor ki :

           " Vatan için ölmek de var, fakat borcun yaşamaktır."

           Ölmek değildir esas. Yaşamak amaç olduğuna göre, benim devletim, yurttaşları huzurla yaşatacak önlemleri almak zorunluluğunu hissetmeli değil mi ? Terörü kınamak değildir devletlinin işi. Her zaman söyleriz. Kınamayı biz lanetleyerek yapıyoruz. Sizin göreviniz teröre zemin hazırlamamak.

           Şu FETO'ya bakınız. Ülkelerdeki elçilerimiz aracılığıyla OKUL AÇTIRANLAR kimlerdi? FETO elemanlarını devlet kurumlarına yerleştirenler ne diyecekler? Ya IŞİD canileri için " Bir kısım ÖFKELİ GENÇLER (!) diyenler şimdi hangi şarkıyı söylemektedirler?  

           Komşularıyla iyi ilişkiler kurmayanlar kapıları açık yatamazlar. Bunu bilmeyen hele de DEVLET YÖNETMEYE kalkmamalıdır. 900 km sınırımız olan Suriye ile didişmek bize ne kazandıracaktı? Nedir " Şam'da Emevi Camiinde  cuma namazı kılmak !"  Mezheplerle bu çağda politika üretirseniz , her elinizle yeşerttiğiniz şimdi değişik yerlerde kan çiçekleri açtırır...

           Emperyalistlerin emelleri Ve açıkça belirttikleri ortak kararları, Türk'leri Anadolu'dan atmak. Bunu Lozan'dan önce de söylediler , sonra da. Ve AB  sözcüsü ağzıyla yinelediler daha iki yıl önce . Ve dediler ki: 

         " ANADOLU TÜRK'LERE BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİDİR."

         Bunları olsun kavramak gerekmez miydi ! BOP' un EŞBAŞKANLIĞI'na soyunmanın görünen yüzü değil mi Suriye batağı ?  PKK bizim için nasıl azılı terör örgütü ise, ÖZO da Suriye için aynı derecede terör örgütüydü!  Onu eğitmek, onlarla birlikte olmak nasıl bir siyasetti? Şimdi oralarda vuruşmak kahramanlığı benim Mehmetçiğimin görevi midir ?
          
          Türkiyeyi değiştirmek,  ne hakla. Seçimlerde siyasilere halkın verdiği görev, yasaları uygulayarak, özgürlüğü çoğaltıp, üretmek ve üretilenle halkı mutlu sona ulaştırma çabalarıdır. Yoksa kimse onlara " DEĞİŞTİRİN BU ÜLKEYİ !" demedi. Parlamenter sistemin aksayan yönleri varsa, ki vardır. Ondaki demokrasi boşluğunu " Siyasi Partiler Yasası ile Seçim Yasasını" " değiştirmekle başlayın işe. KUVVETLER AYRILIĞI tam bağımsız olacak şekilde yasal güvenceye alınsın. " HESAP VERİRLİK" önündeki engelleri de kaldırdınız mı sıra artık ÖZGÜR EĞİTİME gelir.

           Yok ettiğiniz eğitimi, " EĞİTİM BİRLİĞİ " yasasına döndürün ve bu ülkeye Atatürk'ün şu eğitim düsturunu geçerli kılın .

           " Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye'nin geleceğine, kendi benliğine , ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir ."

           Bunu öne alırsak, YURTTAŞLIK BİLİNCİ gelişir. Kimse etnik köken aramaz. Her etnisite özelini özgürce yaşarken, büyük bir ulusun bireyi olduğunu da " NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE " algısıyla bütünler. Kimse kimsenin kökeniyle ilgilenmez.  

          Bu düşünceye ulaşmak, DEVLET ADAMLIĞI niteliği kazandırır ki o da ancak LAİK bir anlayışla olasıdır.  Laik anlayıştan uzaklaşmak bizi bataklığın içine çeker. Son yıllarda bu açmazın içinde bocalıyoruz.  Din savaşları hele. Batı bunu çok çekti ve sonunda inancı insanın bireysel özgünlüğünde buldular. Onlarda neden Terör azmıyor? Biz neden BATI'nın oyununa gelerek birbirimizi kırıyoruz? 

          Kurtuluş mu dediniz. Geliniz, Cumhuriyetin Kuruluş İlkelerine  dönelim.

          Atatürk, savaştan çıkınca, savaştığımız ülkelerle bile dostluk antlaşmaları imzaladı.  Aklı öne alalım ve ATATÜRKÇÜ  DÜŞÜNCEDE birleşelim.

          Başka şansımız yok.  " YENİ TÜRKİYE " gibi, "YENİ  ANAYASA " gibi ütopyalardan vazgeçelim. Tüm TBMM üyelerine , bu ülkenin emekli bir Öğretmeni olarak çağrıda bulunuyorum. Bir geminin içindeyiz. Gemi batarken dalgalara birlikte direnirsek kayalarda dağılmaktan ülkemizi kurtarırız. Görevinizin ağırlığı  ya sizin ağırlığınız  olacak, ya da o ağırlık sizi  yutacak. Bu yüce ulusa da yazık olacak .

          Hala BAŞKANLIK mı diyorsunuz? Vay be!..
          Kurtuluş : " YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ "tır , bilesiniz. ( 01.01.2016 )

Not: İstanbul için  yüreğim yanıyor. Sizin de yanıyor mu? Yanarken düşünün öyleyse.
**************************************
          

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder