“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

16 Ocak 2017 Pazartesi

Eğitimde UÇAN HALI Dönemi

         Atatürk, 17 Eylül 1928'de uyararak , düzlüğe doğru yol almaya başladığımızı da belirterek şöyle diyordu:

        " Sarık ve cübbeyle, artık dünyada başarılı olmanın olanağı yoktur. Yaptığımız görkemli  devrimlerle uygar bir ulus olduğumuzu  cihana ispat ettik." 

         Neden bunu söylemek gereğini duymuştu Atatürk?

         13. Yüzyıl aydınlanmasının hızını , Osmanlı'nın en görkemli çağında , Kanuni Döneminin güçlü Şeyhülislamı İskilipli Mehmet Ebussuut  Efendi , eğitimde FEN BİLİMLERİNİ kaldırmış, İslami bilimler ise dini esaslarla şekillenmişti.

         Bir ülke, Eğitiminden FEN BİLİMLERİNİ KALDIRIRSA varacağı yer, Fende ileri boyutlar kazanmışların kapısında nöbet tutmak olur. Bunun için Türkiye Cumhuriyetinin Eğitimi,  bu ihmalliği yok etmekle işe başlamalıydı. 

         Osmanlı'nın gerileyişi, hatta yıkılışı Fen Bilimlerinde yer almamasındandır. Batı, RÖNESANS VE REFORMU yaşarken biz Emsile, Binada takılıp kalmıştık.  Atatürk bunu gördüğü içindir ki ; " HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR - FENDİR " diyerek , okullardaki eğitimimizin yoluna ışık tutmuştu. İnsanlara, uluslara en doğru yolu, gerçeği bilim-fen gösterir.
         
          Cumhuriyet, uzun yıllar ihmal edilmiş Türk toplumunu saygın bir ulus olarak dünyada yer almasını hedeflemiş ve yaptığı inanılmaz devrimlerle bunu da on beş yıl gibi kısa bir zamanda gerçekleştirmişti. Dünyada hayranlık uyandıran bu başarı ile Türk Ulusu onurlu bir kalkınmanın da başarısını yakalamış , hatta kurduğu uçak fabrikalarında üretilen uçakları ihraç eder duruma da gelmişti.  Bu başarıda esas olan Türk insanına güven veren başarı gerçeğiydi.  Başarının temelinde yine, ( sık sık yinelediğim) Atatürk'ün şu öngörüsünün somutlaşmış gerçeği vardır:

           " Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize,görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye'nin geleceğine, kendi benliğine , ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir."

           Bu hedefe ancak, sağlam bir YURTTAŞLIK BİLİNCİ ve ÜLKE SEVDALISI olmakla varılabilirdi. Bu bilince katkı sağlamak için , bunca işleri arasında bizzat ATATÜRK "Yurttaşlık Bilgisi " kitabı yazdı.

          Hedef, çağı yakalamanın ötesinde ileri boyuta ulaşmaktı. Okullaşma çoğalırken bu coğrafyanın özellikleri öncelik alıyor, çocuklarımız tüm Anadolu'yu adeta bilinç kapsamı içinde yoğuruyor, karış karış özelliklerine ulaşıyordu. Yüzyılların susuzluğu içinde halkımız da halk odalarında, Halk Evlerinde okullarımızın heyecanına katılıyor, okuma - yazma kervanına katılıyordu. 20. Yüzyılın ilk yarısında bir Türk Mucizesi gerçekleşiyor ve sömürülen uluslara bağımsızlık- özgürlük meşalesi oluyordu.

          " Eğitimdir ki bir ulusu ya hür, bağımsız, şanlı , yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da bir ulusu tutsaklık ve ezilmişliğe terk eder " diyen Önder, Türk insanına onurlu bir Türkiye hazırlamıştı.

           Peki, ne oldu da Türk Eğitimi, Afrika ülkelerinden de geri kalarak, dünyada 106. Sırada yer alabildi ?

          Ne oldu da , yetmiş ülke arasında çocuklarımız Dil - Matematik - Fen dallarında 49- 50 ve 51. Sıralarda tutunabiliyor? Kendi dilinde okuduğunu neden anlayamayan bir eğitim veriyoruz ?

           Fen Liselerinden gelen çocuklarımız 40 soruda 28 ortalama tutturdukları halde, yine 40 soruda 2.8 (2 onda sekiz)  ortalama elde edebilen İmam-Hatip Liseleri için  eğitimimizi yönlendirme içine gireriz? Bu akıl işi mi ?
Amacımız çağın insanını yetiştirerek , ülkemize bilimin, fennin başarısını yaşatmak mı, yoksa teknoloji devlerinin üstünlüğünü kabullenerek ezilmeye tazı gelmek mi?
     
           Bunları neden söylüyorum.

           Türk Eğitimine yön veriyorum düşüncesinde olanların aymazlıkları bunaltıyor da ondan. MİLLİ EĞİTİME YENİ PROĞRAM diye , yine yıllarca kazanılmış hakların daha da aşağılara çekilerek çocuklarımıza yazık edecekler de ondan.  Aydınlık Cumhuriyet yönümüzü ilkel öğretilere yönlendiriyorlar da ondan hatırlatıyorum yanlışlar komedisi sergilediklerini.

           Ortaya koyduklarını, yapmak istediklerini sıralamak istemiyorum. Eğitimimizin nasıl yönlendirilmesi gerektiğini öz olarak belirtmek istiyorum.

           Bir)  Anadil Eğitimi : İlkokuldan  başlayarak, üniversite dahil , seçkin örneklerle verilmenin özeni içinde olunmalı. İdeolojik metinler yerine dil olgunluğu, sanatsal değerler öne alınmalı,yazma dersleri ayrıca verilmeli. (Zira yüksek okul mezunları bile cümle kurmakta zorlanıyorlar.) 

          Dilbilgisi, eskiden olduğu gibi ayrı kitaplarla ele alınmalı ve sözcüklerin tümcelerde nasıl yer alacağı uygulamalı olarak kavratılmalı. Ders içi ve okul etkinlikleri olarak tartışma programları gerçekleştirilmeli ki bu da ancak özgür düşüncenin gelişmesi yönünde atılacak adımlarla gerçekleştirilebilir.

         Yabancı dille Eğitimi kaldırmalı.  Yabancı Dil elbette öğretilmeli, ancak eğitim yabancı dille yapılmamalı.  Çocuk hangi dille eğitim alırsa, o dilin kültürünü benimser, kendi kültüründen uzaklaşır, dejenere bir ortam oluşur.

          İki ) Matematik - Fen Eğitimi : Başarılı olan bir örneğimiz var, FEN LİSELERİ. Programları daha da geliştirerek uygulamalı.  İmam-Hatip liselerini yaygınlaştırmaktan vazgeçerek ihtiyacımız kadar eğitimde yer almalı.  
          Üniversiteleri çoğaltmak amaç olmamalı, mezunlarını istihdam edecek bir yol bulunmalı ki bu da ancak sanayileşmekle olasıdır. Plansız üniversiteler işsiz ordusu yaratmaktan öte gidemez. Sanayimize kalifiye eleman yetiştirecek MESLEK OKULLARINA AĞIRLIK VERİLMELİ.  

          Üç ) sosyal Bilimler Eğitimi:  Hazırlanacak programlar , Atatürk'ün başlangıçta belirttiğim öngörüsü çerçevesinde "... Türkiye'nin geleceğine, kendi benliğine ve ULUSAL GELENEKLERİNE  aykırı olan tüm unsurlarla savaşma gereği" doğrultusunda hazırlanmalıdır.

           Öncelikle YURTTAŞLIK BİLGİSİ ayrı ve önemli sayılmalı, ülkemiz insanını kaynaştırıcı, kederde ve kıvançta birleştirici bir kazanıma ulaştırmalı.

           Ülkemiz toprakları , yer altı ve yer üstü ile tanıtılmalı. Anadolu'nun sadece toprak değil VATANIMIZ olduğu hissettirilmeli. Şimdilerde eğitilen bir bölüm gençlik,"Seccademi serdiğim yer vatanımdır (!) " diyor. Bilmiyorlar ki vatan olmazsa secde edilecek yer de olmaz.
            
           Eğitim  var olma kavgasıdır.  Çocuklarının eğitimine verdiği önem ne denli bilimselse, yarınlar o ölçüde aydınlık ve huzurlu olur. Ekonomi sanayi ile kalkınır. Sanayinin gelişmesi Fen Bilimlerine yönelmenin kazancıdır. Bunlar bilinmeden yapılan İDEOLOJİK PROGRAMLAR ülkemizi karanlığa götürür.

          Amaç, Cumhuriyetten intikam almak ise bu düşünce de toplumumuzu duvara toslatır.  Yerinde sayan bir dünya yok. Devletler yarış içindeyken neden biz topraklarımızı küstürdük? İnsanlarımız köyleri neden boşalttı da gereksinimlerimizi ithal eder olduk? Neden hayvancılık yok denecek düzeye indirildi? Konya kadar bir Hollanda'nın ürettiği tarımsal ve hayvansal değerlere bakarak neden hayıflanıyoruz? Neden, neden?
         
          Bütün bu açmazlar yanında tutar da , hiç gereği yokken, bir ANAYASA KAVGASI ile halkı gererseniz; öte yandan da Milli Eğitimde yeni program adı altında ATATÜRK VE İLKELERİNİ ÖTELEYİCİ bir düşünce sergilerseniz bu güzelim ülkeye çok büyük bir aymazlıkla, ihanetin içinde olursunuz. 

          Milli Eğitimi yönlendirmek isterken bir kez olsun "GENÇLİĞE HİTABEYİ " okumak gereğini duydunuz mu? Herkes gelip geçici. Kalıcı olan ulusa adanan yüreklerdir ki o yürekler her çarpıta VATAN - VATAN diye atar.

          Eğitim masal işi değil, akıl işidir. Ne Alaattin'in Sihirli Lambası, ne de uçan halıda Derviş Hikayesidir. (15.01.2017)

1 yorum:

  1. Yazınızı zevkle okudum.Bilgilendim.Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil