“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

6 Aralık 2016 Salı

Dökülüyor/ Kazım Memiç

          Yıllardır içte dışta TÜRKSÜZ BİR ANADOLU kurgusu sürüyor. Bu çok eskilere uzanıyor. Türk'ün 1071'de başlayan Anadolu yolculuğu , daha ötelere  taştıktan sonra içe çekilmek durumunda kaldı ve  İslam ülkelerine örnek bir devlet kurdu. Bunu başarırken emperyalist ülkeleri karşısına aldı , utkusunu Lozan'da perçinledi. Ancak Lozan mağlupları, " Bunu unutmayacağız. Hep aklımızda ve eylemlerimizde olacak "dediler.  

           Devletlerin daimi dostu olmaz. Düşmanlık da sürgit değildir. Ancak bunu dengeli yürütecek DEVLET ADAMLARI  olmalı. Demokrasilerde seçimlerle gelenler her zaman uzgörüşlü olamazlar.  Çoğunluğu alanlar her zaman doğruya yürüyemezler.  Ülkeyi yanlışa sürükleyenler işbirliği yaptıklarıyla yıkıma da gidebilir. Bunu çok önceleri Mustafa Kemal 1927'de  SÖYLEV'in sonundaki GENÇLİĞE HİTABE'de zihinlere mıhlamıştı.

          " Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta ihanet içinde olabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri  ...."  diye devam eden Gençliğe Hitabe'de Türk Gençliğinin uyanık olmasını isteyerek, tüm engelleri aşacak gücün " Damarlardaki asil kanda  "olduğunu da vurgulamıştı. 

           Gençliğe karşın işbirlikçi iç güçler , dış kanalların oltasına düşerek zaman zaman ülkemizi  yanlışa sürüklediler. Önce eğitimi bozdular. Eğitim bozulunca ulusal duygu köreltildi. Ulusal duygu olmayınca vatan kavramı hafife alındı.  Devleti yönetenler kendi kafalarındaki sistemi uygulamak istediler. Bunun için devletin diğer güçlerini de zayıflatma yolunu seçtiler.

            " Beraber yürüdük biz bu yollarda..." Diyenler ortaklaşa , Türk Ordusuna sonradan itiraflarıyla KUMPAS kurdular. Özellikle Deniz Kuvvetlerinden başlayarak , hava ve kara kuvvetlerini de sindirme yolunu başarı saydılar. Ayrılan yediyüzden fazla pilot durumun açık göstergesiydi.  Devlet kadrolarındaki uzmanlar uzaklaştırılınca , bunların yerine beceriksiz - yeteneksizler getirilerek köklü Devlet Geleneği yerle bir edildi. İmam - Hatip kökenliler her şeyi " imam anlayışına " indirgediler ve ülkemiz açmazların içinde  Ortadoğu bataklığında kana bulandı. 

           Kendi ülkemizi , kendimizden kurtarma çabasındayız. Teröre göz yumanlar kentin semtlerini terörden temizlerken nice canlarımız gitti. Oysa 2002'de terör sıfırlama noktasındaydı. Yanlış bakış ve yanlış algılar çok yönlü zararın içinde bıraktı ülkemizi. Kırk yamalıklı bir giysi içinde Türkiye. Bir iplik çekilse her yerlerimiz dökülüyor.

          Dış politika dökülüyor . Ülkeler arasında saygınlığımız kalmadı. 

          Hukuk dökülüyor. Yargıya güven dibe vuruyor.

          Sağlık dökülüyor. Yurttaşların sağlığı sürüncemede.

          Ekonomi dökülüyor. Devletin ve yurttaşın borcu tavan yaptı.

          Eğitim döküldü çoktan. Suriyelilerin hakları çocuklarımızdan fazla.

          Sivil toplum örgütlerinin vazgeçilmezliği akla gelmez oldu.

          Sendikalar artık demokrasinin vazgeçilmezliği değil.

           TBMM dökülüyor. Gücü elinden alındı, onay makinesi yapıldı.

           Yönetim dökülüyor. Ülke kan gölü haline getirildi , kan ağlıyoruz.

           Ahlak dökülüyor. Kimse kimseye güvenmez oldu!..

          En önemlisi İNANÇ DÖKÜLÜYOR - DİN DÖKÜLÜYOR :

          On sene önce camilerimize, mescitlerimize cemaat sığmazken bırakın cumaları, Bayram Namazlarında bile son dakikada da gitseniz saflarda boşluklar çoğaldı. İnsanlarımızı ahlaken çökertenler kılık kıyafetlerini değiştirirken inançlarını  da göstermelik hale getirdiler. Örtünmeyi ve sakal bırakmayı din sananlar ve camilere korumalar ve eskortlarla gidenler halkımızın dine bakışını değiştirdi ki namaz kılanların sayısı azaldı.

          Din Kurumu olan DİYANET İŞLERİ ne yaptığını bilemez durumda. İlgili ve ilgisizlerin vermekte oldukları yalan - yanlış fetvalar karşısında dut yemiş bülbüle dönen Diyanet, en azından çocuklara cinsel temasta bulunanları lanetleme bir yana  ağızlarından kınama bile çıkmıyor. Biri çıkıyor, "İslamiyette erkek çocuklarıyle ilişkiye badeleme denir(! ) " diyor da diyanetten tık yok . Bu nasıl dindir?

           Akla hayale gelmedik yobazlıklar ve ahlaken olmaması gerekenler din adına  halka yutturulmaya çalışılırken , devleti yönetenler hala " DİNİNE VE KİNİNE SAHİP NESİL" istemeye devam ettikçe  ne yazık ki din de D Ö K Ü L Ü          Y O R!..

          Bir toplumda din dökülmeye başlarsa, toplum dağılır, DEVLET ÇÖKER. Cami açmak önemli değil, o camide yaratanın huzuruna haklardan soyutlanmış bir RUH TEMİZLİĞİYLE  çıkabilmek önemlidir. Bir insan kendisi ibadet ederken korumaları bu ibadetten mahrum bırakıyorsa kendi ibadetini yaratan kabul eder mi !

          Hey Diyanet ! Biz dinimizi ailemizden gelen bir dostlukla kazandık. Sen hiç olmazsa Kur'an'nın oku emrini anlatıver... MAUN SURESİ  ne anlatıyor, onu öğret halka ki kimse haksız ve hukuksuz davranamasın. Kamu mallarının vebalini kimseler taşımasın. 

           Sahi, Diyanet neden hırsızlıkları, yolsuzlukları birer HUTBE OLARAK CAMİLERE GÖNDERMEZ.  Bunda dinen bir sakınca mı var? Yoksa Diyanet de mi " İnsanların günah işleme özgürlüğü var" diyenlerden? VAY HALİMİZE ÖYLEYSE !..

          Devleti yönetmeye çalışan seçilmişler , ortamı böyle gerdikçe Anadolu'nun üzerinde emelleri olanlara yeşil ışık yakmakta ve Türkiye'nin zora girmesini ya görememekte, ya da bilerek bunu yapmaktadırlar. Gençliğe Hitabe'nin verdiği uyarı ışığını TÜRK GENÇLİĞİ asla unutmamalıdır. Devlet kişilere göre değil, ulusun bütünlüğüne göre yönlendirilir. Kişisel EGOLAR kan ve kırıma, parçalanmaya  da götürebilir.  Başarı ULUSAL AKILLA kazanılır. 
*******************************************
      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder