“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

23 Kasım 2016 Çarşamba

ÖĞRETMENlere EĞİTMEN diyelim mi?

öğretmenler gününüz kutlu olsun ile ilgili görsel sonucu
Torunlarım Fatmanur Gencal ve Sabahattin Gencal'ın okula başladığı ilk gün,
sıralarına oturarak ben de okula başladım.
***

Öğretmen kandile benzer. 
Kendini tüketerek başkalarına ışık verir. 
(Rufini) 
***

Değerli Meslektaşım, Sevgili Eğitmenim,

Önce senin ve senin şahsında tüm eğitmenlerin  ve eğitim camiasının “24 Kasım Öğretmenler Günü”nü kutlarken mutlu ve hayırlı uzun ömürler dilerim. Vefat eden eğitimcilere de Rabbimizden rahmet niyaz ederim.

Bu son birkaç yıldır 24 Kasımlarda öğretmen olan oğluma ve onun şahsında tüm öğretmenlere açık mektup yazardım. Bu yıl oğlumla beraberiz, onun için O’na mektup yazmadım. Sizleri de bir evlat gibi görerek size yazmak geldi içimden.

Siz torunumun ve tüm öğrencilerin çok yararlandığı, övgüyle andığı bir öğretmensiniz. Öğrencilerin öğretmenlerini sevmesi sevgilerin en güzelidir. Kaldı ki siz herkes tarafından da seviliyor ve sayılıyorsunuz. Bunu bizzat müşahede ettim:

İki yıl önce, bir veli olarak sizi nöbet mahallinde, koridorlarda, yöneticilerin odalarında, öğretmen odasında gözledim. Okul etkinliklerinde de, hatta sokakta da gözledim. Gözlemlerinden sonra bir vesileyle okul bahçesinde ve öğretmenler odasında konuştuk. Her görüşümüzde merhabalaştık. Ben genellikle övgüleri saklı tutarım, sevgimi de belirtemem yani hakkınızdaki duygu ve düşüncelerimi açıklamadım. Zaten bundan hoşlanmayacağınızı da kuvvetle tahmin ediyordum. Durum böyleyken bu anda niçin açık mektup yazmak gereğini duydum? Kısaca anlatayım:

Bu elimde tuttuğum kek değil, pasta değil, kurabiye değil, bu benim için hepsinden daha tatlı
Mısır ekmeğidir.
Eğitim sofra başında da olabilir.

22 Kasım günü,  sizin okuldan iki yıl önce mezun olan torunumla birlikte kahvaltı yapıyorduk. Abartmasız söylüyorum torunlarımla kahvaltı yapmak bir başka oluyor. Bizim çocukluğumuzda sofra adabında, yerken konuşma yoktu. Bu kuralı şöyle değiştirdim: Ağızda lokma varken konuşulmaz; ama lokma yokken yararlı, yapıcı ve kalıcı fikirlere benden izin var.

Torunumun mükemmelce hazırladığı masaya otururken;

-“Kahvaltı masasındaki sohbetlerimiz unutulmuş gibi görülebilir; ama bir gün hatırlanacaktır.”dedim. Torunum;

-“Hiç unutmadım ki… “dedi. Ekledim;

  -“Kahvaltı masasına otururken özel bir gündemle oturmadık hiç; ancak fikirler yolunu bularak yüzeye çıkıverdiler. Bu kahvaltı da özel bir gündem olsun mu?” Torunum;

- “Bu durum, bu sorunuz bile başlı başlına bir gündemdir.” dedi.  



Öyle de ben yine sözü fazla dağıtmadan yaklaşan “Öğretmenler Güzü” nedeniyle sözü eğitim ve öğretime getirdim. İlkokuldan başlayarak tüm okullardaki öğretmenlerini sordum ona.  Hepsinden bir şeyler aldı. Hepsine minnettar. Ancak bir öğretmeninden farklı biçimde söz ettiğini sezdim.  O öğretmen sizsiniz sayın meslektaşım. Onun için size mektup yazmayı tercih ettim.  

Değerli meslektaşım, sevgili eğitmenim,

Siz sadece öğrencilerinize değil biz velilerinize de yararlı oldunuz, moral verdiniz. Kısaca değineyim:

Herkesin malumudur ki eğitim sistemi allak bullak oldu. Sistemin veya sistemsizliğin tutar tarafı kalmadı. Çokları bu  durumun nedenlerinden bir olarak şunu görüyorlardı:

Eğitim camiasında Köy Enstitülerinin yerine kurulan İlköğretmen okullarından, Eğitim Enstitülerinden ve Yüksek Öğretmen Okullarından mezun öğretmenlerin azalması ile doğru orantılı olarak eğitim kalitesi düştü, düştü ve bu hallere geldik.

Doğrusu ben de bir İlköğretmen Okulu ve bir Eğitim Enstitüsü mezunu olarak böyle düşünüyordum. Bu düşüncelerle moralim bozuluyor, geleceğimizle ilgili umutlarım kırılıyordu. Sizi görünce daha doğrusu gözleyince yeniden umutlanmaya başladım. Siz başka bir fakülte mezunuydunuz; ama aynen bizim gibiydiniz. Diğer öğretmenlerimizi de yabana atmıyorum. Onlar da ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Yani umutsuzluğa kapılmamızın anlamı yok. İşinin ehli yöneticilerle yerinde, işbaşında eğitim yaptırılarak kısa bir müddet sonra aksayan yanlar giderilebilir gibime geliyor.

Niçin olmasın? Biz, her türlü imkânsızlığa rağmen yüksek bir tempoyla, sarsılmaz bir çaba ve tarif edilmez bir aşkla nasıl çalışmışsak mevcut öğretmenler de çalışabilir. Yeter ki öğretmenlerin dertleriyle hem hal olalım, onları daha fazla mağdur etmeyelim.

Yine klâsik sözler ettim. Oysa mektubuma başlarken böyle klâsik sözler etmemeyi düşünüyordum. Neden mi?

Her 24 Kasımlarda öyle vaatler yapılır, öyle konuşulur ki aman Allah’ım. Vallahi, dinlemek bile istemiyorum. Lâfla peynir gemisi yürür mü?

Önceki yakınmalarımızda “Başlar ayak, ayaklar baş oldu.”diyorduk. Günümüzde fırsat bu fırsattır diye bir curcunadır gidiyor. “Milli eğitimin altını üstüne getirseler, önceki durum düzelirdi belki. Ne olduğunu kestiremiyorum işler karma karışık mı oluyor… Her neyse… Siz siz olun kendinize mukayyet olun…

 Değerli Meslektaşım,

 Torunumdan haberleri alıyordum. Siz de beni takdir ediyor ve övüyordunuz; ama böyle uzun uzun yazdığımı bilmiyordunuz. Hep böyleyim ben. Facebbok, twitter vb. sosyal medyanın herkesin, özellikle gençlerin yazma  ve  uzun yazıları okuyabilme yeteneklerini körelttiklerini  görmenin üzüntüsü ile uzun yazıyorum. Kusura bakmayınız.

Müsaadenizle birkaç paragraf  daha yazayım: “Öğretmen” kelimesi yerine “Eğitmen” kelimesinin konmasını öneriyorum. (Bir zamanlar kısa dönemde yetiştirilen öğretmenlere eğitmen diyorlardı. Bununla karıştırılmasın)

Torunum Sabahattin'in satranç oynamasını
dikkatle takip ediyorum.

Gerçi her öğretmen aynı zamanda bir eğitmen olduğunu bilir; ama nedense, davranış  kazandırma, geliştirme ve düzeltme vb. görevler yerine sadece bilgi aktarılmaktadır. Bilgi üretme ise hiç akla gelmemektedir. Tabii, bunun birçok sebebi var. Biliyorum bu ayrı bir konu; ama yine kısaca yazayım: Sınav sistemleri bunun sebeplerinden biri olabilir.

Bir komplo teorisi geliştiriyor değilim. Duyduğumu, okuduğumu yazıyorum. Köy Enstitülerini CIA kapattırdı. Müfredatların kafaları şişirecek kadar doldurulmasına yabancı işbirlikçiler sebep oldu. Sınav sistemlerini kimler düzenledi? Soruların özel olarak hazırlanması, bazen çalınmasını anladık; ama bu sistemi hâlâ anlayamadık.  1963’te, şimdi rahmetli olan bir hocamız yabancıların Talim Terbiye’yi yönlendirdiğini ima ederdi. Bunca sene geçti hâlâ anlayamadık.

Değerli Meslektaşım, Sevgili Eğitmenim,

Biliyorum açık mektuplar, özel mektupların yerini tutmuyor. Her şeyi yazamıyor insan.  Her şeyi yazamasam da eminim ki siz duygu ve düşüncelerimi anlıyorsunuzdur.

Tekrar, “Öğretmenler Günü”nüzü kutlarken, iyi günler ve üstün başarılar dilerim.

Allah’a emanet olun.

Sabahattin Gencal (Emekli Öğretmen) , Çekmeköy-İstanbul

1 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Blog sayfanız nezdinde sizin ve tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü'nü kutlarım.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil