“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

27 Kasım 2016 Pazar

Hayır Hayır. Hayır! / Kazım Memiç

        Çok hızlı yürüyün ve sorulan soruya karşılık, yürüme temponuza uyan, aynı hızla , " HAYIR HAYIR HAYIR (!)" diyerek uzaklaşın.

         Demokrasi açıklık rejimidir. Esası da seçilmekle başlar, hesap vermek temelinde sürdürülür. Eğer dengeler seçilmişliğin sorumluluğunu aşar ve seçilen görevini unutur, kendini seçenlere ters durum yaratırsa, yani onların istemlerini görmezden gelirse demokrasiden söz etmek olanaksızlaşır.

         Muhabir MEB Bakanına, " PROJE OKULLARI" ile ilgili bir soru yöneltince, başlıktaki üç sözcüğü yıldırım hızıyla karşılar , bakmadan yürür. Bu davranış, Bakanın kendini ulaşılmaz bir yere koyduğunun belgesidir. Ya da halkın sesi olan basını hiçe saymaktır ki bu da halkı inkar etmekle eşdeğerdir.  

         Milli Eğitimin görevi ulusun geleceği olan çocuklarımızı, gençlerimizi bilimin özgürlüğünde hazırlamaktır. Çünkü, gençliği çağın gereklerine göre eğitemeyen uluslar başkalarının  kölesi olurlar. Bu gerçeği görmek istemeyenler, ideolojik kafa kırıntılarını yaşama geçirmek istediklerinde halklarına hesap veremiyorlarsa ülke bilinmezliğe götürülüyor demektir. Bakan halkından neden uzaklaşır, onların düşüncelerine neden saygı duymaz?

            Demokrasi açıklık rejimidir de neden seçilmişler kapanırlar?

            Bakanın görevi ya soru sorulduğunda, ya da en kısa zamanda bu PROJE OKULLARININ amacını, nitelik ve niceliklerini ikna edici bir anlatımla halkı bilgi sahibi kılmaktır. Bunu yapmıyor. Üstelik, eğitimiyle ülkemizin başarılı , gözbebeği olan okulları dağıtıyor. Bir eğitim kurumunu seçkin yapan öğretmenleri ve yönetimidir. Türkiye'de 155 okul tesbit edilerek, bunlardan 44 okulda eğitimin başlama haftasında ani bir çıkışla öğretmenleri başka okullara nakille yüz yüze  getirmek hangi  EĞİTİM BİLİMİN öngörüsüdür? 

         Örneğin Samsun Anadolu Lisesi 'nin  48 öğretmeninden  46'sını, Sosyal Bilimler Lisesi'nin 18 öğretmeninden 15'inin başka okullara gönderilmesi , kurumsallaşmış, eğitimi ile yüz ağartan okullara başarı ödülü müdür, yoksa okulların eğitim düzeylerinin çökmesi mi amaçlanmıştır? 

         Bu okullara belli nitelikleri onaylanan öğretmenler atanırken, şimdi rastgele atama yapılınca kalite diye tutturulan kıstas ne olacak ? Okullar aynı nitelikte öğrenci yetiştiremeyeceğinden kimler sorumlu olacak?  Yoksa bunu altında şu gerçek mi yatıyor :

          " Artık tüm okulları İmam - Hatipleştirmenin zamanı geldi !"

          Bu duruş, Proje Okullarına atanan bir yöneticiye ait.  Türk ulusal eğitimini zedelediğiniz yetmiyormuş gibi , geride kalan Cumhuriyet ilkelerine bağlı, çağdaş eğitim veren az sayıda okulu da mı çökertmek amaçlanıyor ? Bunun sonucun vardırılmak istenen yer Ortaçağ bakışıdır. Eller ," MARS'TA SU BULDUK " derken biz hala " Orucu bozan şeylerin neler olduğunu" anlamakla uğraşıyorsak vay bu ülkenin bilimsel yolculuğuna.
        
           Köylerde okullar kapandı. Cumhuriyetin ışığı olan BAYRAK yok artık köylerde. Öğretmen yok. Bir " taşımacılık" saçmalığı köylerin ışığını kararttı. Bir imama teslim ettik . Bayrak yetimi oldu köylerimiz. Tarımsal açmazlarla da boşaldı çoğu köy. Ancak , cemaatin azlığına bakmadan imam veriliyor da öğrenci az diye neden öğretmen verilmiyor da kapatılıyor okullar?

         Hani, "Üreten Köylü bu milletin efendisiydi!"  Desteklemeyi kesince devlet, üretemeyen halk kent varoşlarında el açar, eğitimden kaçar oldu da şaşkınlıklarda kendini yitirdi. (Konu bu değil.)
         
        Bu devletin kuruluşunda güven kaynağı GENÇLİK görülmüştü. Gençliğin Gücü eğitimle  elde edilir. Onu geri bırakmanın vebali yönlendirenlerindir. "Hedef çağdaş uygarlığın üstüne çıkmak " olarak tesbit edilmişti. Şimdi dünya ülkeleri arasında Eğitimde 140'ların  gerisine düşürmek midir başarı? Bu nasıl planlama? Son on beş yılda yapılan kadar hiçbir erkli eğitimle bu kadar oynamamıştı. 4 4 4 garabetleri , programlarla oynama, temel ilkeleri öteleme... Ve diğer aymazlıklarla artık yurttaşlar başkalarına değil, kendi yakınlarına bile güvenemez bırakıldı. 

           Atatürk, gençlere şöyle seslenmişti:

          " Gençler,siz almakta olduğunuz eğitim ve kültür ile, insanlık niteliğinin , yurt sevgisinin, düşünce ve özgürlüğün en değerli simgesi olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yaşatacak ve yükseltecek sizlersiniz."

          Seçilmişler ve sorulan sorulara, "HAYIRHAYIRHAYIR (!) diyerek uzaklaşan erkliler görevinizi yaptınız mı? 

           Atatürk, Türk Milli Eğitiminin hedefini şöyle belirler 1922 yılında :

          " Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce, Türkiye'nin geleceğine, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir. "

          Bu temel ilkeyi izleseydiniz şimdi ülkemiz bir zamanlar kurtuluşlarına yardım ettiğimiz Kore'den araba alımı yapma yerine , biz onlara uçak satardık...Batı'nın  sanayi artıklarını kullanma yerine bu genç nüfusumuzla onlara da teknoloji alanında meydan okurduk.

          Siyaset balonları , Sahi, şu " Proje Okulları " nedir? Bir açıklayın hele. Her halde ARGE çalışmaları yaptınız. Silikon vadisi mi yapıyorsunuz, yoksa, B planı, C planı mı var ? Açık edin de şu başarılı okullarımızın dağılmasından yeni bir  DAMITILMA mı çıkacak görüp kıvanalım.

           " Vatan için ölmek de var, fakat borcun yaşamaktır," der Tevfik Fikret. Yaşamak ve yaşatmaktır aslolan. Yaşatmanın da temeli özgür ve çağdaş eğitimdir. Eğitim, düşüncenin sulandığı yerde çiçek açar, meyve  tutar.(20.10.2016)

*******************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder