“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

8 Kasım 2016 Salı

Aramak değil-Yaşamak / Kazım Memiç

             

İnsanın insan olduğunu anlayabilmesi aldığı eğitimle olasıdır. Bu da ancak ortak ve güçlü bir dille gerçekleşir.  Dilinden uzak kalanlar kuru dal olur,  kendi varlığını tanımaz. Dilin içine girerse kişi yaşamının renklerini görür. Hele toplumun genelindeki algılamalara ulaşabilirse anlamlı olduğunu anlar. Eğitimden uzak kalırsa, çağlar eriyip gitse de salt bir canlılık özelliğinde kalır.

         İşte bunun için ,Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal , eğitimde  hedefini netleştirerek  1922 'de , Ulusal Kurtuluştan önce şöyle der :

         " Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun , ilk önce ve her şeyden önce Türkiye'nin geleceğine, kendi benliğine, ulusal geleneklerine aykırı bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir."

          Bu tesbit Türk Milli Eğitimi'nin değişmez kuralı olduğu yıllarda, çocuklarımızda YURT ve YURTTAŞLIK BİLİNCİ  egemen olmuş, ideallerinde kalkınan ve onurlanan bir Türkiye kurgulayarak geleceğe güvenle bakmışlar ;  kurucu hedefler değiştirilince kazanılan bilinç de yeni kuşaklarda uçup gitmiştir. Hatta, kimileri, Sorulara karşılık, " Seccademi serdiğim yer vatandır !"diyebilmişlerdir. Hal böyle olunca, ulus kavramı da zedelenmiş, kendilerini alt kimlikle tanımlar olmuşlardır. 

           Gençleri ve insanlarımızı sapkınlık derecesinde ulusal bilinçten uzaklaştırmada siyasilerin büyük katkıları olmuştur. Birlik yerine ayrıştırmayı yeğleyenler, ülkede iç barışı yok ettiklerini görmek istememişler, kısır kazançlarını yangınlar içinde büyütmeyi hedeflediklerinden alevleri görmezden geldiler, geliyorlar.

          Oysa , 1927'de Atatürk büyük NUTKU'nun sonunda GENÇLİĞE HİTABE'de olacakları sıralamış ve çözümün de yine halkta olduğunu vurgulamıştı. Bir KURTARICI ARAMA yerine bilinçli yurttaş topluluğu için eğitimin üreten düşünce temelinde olmasının yeterli olacağını da belirtmişti.  

           Her zor durumda kurtarıcı arama yerine bilinçli dayanışmayı  öneren Atatürk, " Muhtaç olduğun kuvvet damarlarındaki asil kanda mevcuttur" diyerek ufkun ötesini de göstermişti. Ne yaptık biz? Önce eğitimi bozduk. Her önüne gelen İktidar, bir yerlerinden kırpa kırpa ortada  Nasrettin Hoca'nın , leyleğin bacaklarını ve gagasını tutup kestikten sonra, " İşte şimdi kuşa benzedi(!) " dediği gibi günümüzdeki eğitim de kanayan , güdük , acı içinde kıvrandırıldığı için dünyada 106. sırada yer bulabilmiştir. 

           Ülkeler kurulurken geçmişinin hatalarından örnek alırsa ve önceki hatalara düşmeme önlemleriyle tabanı güçlendirirse  gelecek aydınlık olur. Yeni gelenler temel özellikleri ötelediği anda ülkenin şirazesi bozulur , kolay kolay da yeniden düzen tutturmak zorlaşır. Günümüzde eğitim yönünden geldiğimiz durum budur. Temel eğitimde birlik olmadığı gibi Üniversitelerde de bilimsel eğitim yapılamamaktadır. Bilim , siyasilerin etkisinde kilim yapılmaktadır. 

          Üniversiteler bilim üretirlerken ulusal bilincin de merkezi olma durum ve sorumluluğundadırlar. Bunu yapıyorlar mı ? Görünen köy ortada. Ortak aklın oluşmasında aydın dediklerimizin gerçekten ışıklarını yaydıkları söylenebilir mi ? Aydın, emre göre hareket etmez, bilimin ışığında yol göstericidir. Aydın ,kurtarıcı arama yerine ulusal güç yaratmayı hedefleyen insandır.
       
           " Bu ülkeyi bir daha İstiklal Marşı  yazma durumunda bırakma Tanrı'm" sözü ortak duygumuz olmalı, koruyucu ve kollayıcı  önlemleri bilimin ışığında alarak "YURTTA VE DÜNYADA BARIŞ" için yürümeliyiz. Her zor durumda bir ATATÜRK beklemeyelim . Tanrı O'nu bir kez gönderdi. Bize kurulan düzeni geliştirerek korumak kaldı. Ne diyordu Fidel Kastro ," Türk'ler Atatürk'ü Allah'a, kalan her şeylerini Atatürk'e borçludur.  Tanrı'nın Türklere en büyük armağanı ATATÜRK'tür."

          Ne diyordu Atatürk, " Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır ". 

         İnsanlar yaptıklarıyla ve düşünceleriyle yaşar. Atatürk, Türkiye ile yaşamaktadır. O' nun ışığında ilerlemek yaşama kaynağımızdır. Bu ışıktan sapanlar batağa saplanırlar.
8 Kasım 2016 )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder