“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

18 Eylül 2016 Pazar

Eğitimin alkımı: KÖY ENSTİTÜLERİ / Kazım Memiç


2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılının hayırlı uğurlu ve başarılı geçmesi için dua ediyorum. Eğer fiili dua edebilseydim, emperyalistlerin kapattırdığı Köy Enstitülerini geliştirerek açardım…
Görünen o ki, şimdilik bu örnek okulları açamayacağız. Hiç olmazsa zihinleri açmaya çalışalım. Görev başında olan değerli fedakâr öğretmenlere gönül gücü verelim. Sevgili öğrencilerimize umut yükleyelim. Velilerimizden öğretmen ve öğrencilerimize sahip çıkmalarını bekleyelim…


Çağdaş Türkiye için olmazsa olmazlarından biri olan “Eğitim”le ilgili yazılara yer vereceğiz. Aşağıda eğitimci, şair ve yazar Kâzim Memiç’in bir yazısını sunuyoruz.


Kâzim Memiç’e, HEEY okurları adına şükranlarımızı sunuyoruz.

                                                             Sabahattin Gencal, Emekli Öğretmen







Eğitimin alkımı: KÖY ENSTİTÜLERİ           
Kâzim Memiç*

         İmparatorluktan Cumhuriyete kalan %7  erkeklerde ve %o4  kadınlarda  okuma - yazma oranı olunca, uyanmanın zorunlu çıkışı EĞİTİME ayrıcalıklı bakmak gerekliydi. Gerekten öte, eğitim CUMHURİYETİN OLMAZSA OLMAZIYDI. Arayışlar sonunda ülkenin  yüzde  85'i köylerde ikamet eden Türk  halkına ulaşmak da  yine Cumhuriyetin sorumluluğuydu. Bu gerçekler çerçevesinde çıkış yolunun köylerden gelen çocukları okutarak - eğiterek  yine köylerde görevlendirmek aklın yoluydu. Çünkü köylere yüzyıllar boyunca hiç hizmet götürülmemiş, insanlarımız salt kullanılan bir güç olarak görmüştü.

           Anadolu Türkü, devletin vurucu gücü olarak görülmüş, " Gel" deyince  giden, "ÖL" deyince de , " çok yaşa Padişahım ( ! ) " diyerek ölen, mazlum ve teslimiyetçi halk... Zaman zaman da kıyılan bir Türklük.  Hal böyle olunca, Müslüman olmayan azınlıklara meydan açılmış, SANAT. – TİCARET. - EKONOMİ  onlara terk edilince, insanca yaşama da onların olmuştu.  Sadece Yemen'e Süveyş Kanalı üzerinden bir buçuk milyon askerin gönderildiğini tarihler kaydeder. Sözün özü, Cumhuriyet kurulduğunda cahil bırakılmış olmanın ötesinde SAVAŞ YORGUNU  bir Anadolu'ydu ayakta durmaya gayret eden.
          Atatürk Devrimleri'nin özünü EĞİTİM temsil eder. Yazı devrimi, Dil devrimi de EĞİTİMİN  yolunu açar. Diğer devrimler eğitim devriminin başarısı oranında   yaşamda etkili olmuştur. 
           Toplumların uyanması , hadi deyince olacak iş değildir. Alt yapısı sağlam olmayan binalar çöker. Bunun için eğitimde tutarlı , gerçekçi bir yol izlemek gerekir. Öyle de oldu. Kentlerde yetişen ve öğretmen olanlar, köylerde hem yaşamak istemiyor, hem de köye uyum sağlayamıyorlardı. Çıkış yolu, köyü yadsımayan Öğretmenler yetiştirmekti. Bu düşünceden "KÖY ENSTİTÜLERİ " doğdu. 
           " BAŞÖĞRETMEN " ünvanını alan Atatürk her gittiği yerde KARATAHTA başında Öğretmenlik  yaparak örnek oluyor, diğer yandan da çıkışın bilinçli Öğretmen yetiştirmeyle başarılı olunacağına işaret ediyordu.  Köylerden seçilerek alınan çocuklar yatılı okullarda eğitilecek, mecburi KÖY HİZMETİ ile  köylerde görevlendirilecekti. 1940 yılında özel bir yasa ile kurulan KÖY ENSTİTÜLERİ 1952 yılında kapatılıncaya değin 16 bin Öğretmen yetiştirerek, bir o kadar köye yıldız olmuştur. Bu okullar olmasa bütün bu köyler karanlıkta kül eşelemeye devam edeceklerdi.
            " YAPARAK. - YAŞAYARAK ÖĞRENME " esasına dayanan sistemde, öğretmenler becerileriyle de gittikleri yerlerde  gözalıcı oldular. Köyün Öğretmeni oldukları kadar, yerinde sağlıkçısı, yerinde marangozu, duvarcısı, veterineri, tarımcısı, her alanda yol açıcı oldular,
             Ülkemizin 21 ayrı yöresinde kentlerden uzakça yerlere kurulan bu okullara döner sermaye için de gerekli toprak tahsis edilmişti. Kurulan yörelerin iklim koşullarına göre tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık, meyvecilik gibi alanlarda çevrelerine de örnek oldular.  Bunlardan, TRT'de Belgeseli de yapılan AKÇADAĞ (Malatya) Köy Enstitüsünde, ikinci Dünya Savaşı yıllarında  kendi kendilerine yetecek tüm gereksinimleri yapmış olmanın örnekleri anlatılmış, müdür Şerif Tekben'in başarıları sıralanmıştı. Hatta bu okul mezunlarıyla haberleşme adına bir de matbaa kurarak, bültenlerle  köylerdeki öğretmenlerine ulaşır olmuşlardı.
  
           Böylesine başarılı bir çizgide büyüyerek gelişen okullara elbette düşman olacaklar da olacaktı. İç ve dış kaynaklar daha büyümeden önünü kesiverdiler. Aksi halde Anadolu topluca  bir üretim merkezi olacak, her köy atölyelerde insanının iş kaynağını yaratacak ve göç olayı da önlenerek, İstanbul böyle garipçe şişmeyecekti. Ülkenin kaderini elinde tutan kimi toprak ağalarıyla, onların oylarına muhtaç siyasiler birleşerek kapattılar Köy Enstitülerini. 
           Eğer bu okullar olmasaydı, binlerce köy karanlıkta  kalacak, on binlerce çocuk ilkellikler arasında kaybolup gideceklerdi. Örneğin , Beşikdüzü'nün yetiştirdiği Abdullah  C . Ayeser öğretmen, Giresun - Tirebolu'nun Arslancık köyüne 1948 yılında tayin edilemeseydi benimle daha birçok çocuk eğitimden uzak kalacaktık. 


            1952 yılında Öğretmenimin  önerisiyle girdiğim Köy Enstitüsü  sınavı sonunda, Beşikdüzü yerine bizi Samsun- Ladik Akpınar Köy Enstitüsü'ne yönlendirdiler. İlk kez Giresunlu çocuklar Akpınar'a geliyordu. Zira  o yıl , 1950 14 Mayıs'ında iktidar olan DP ( Demokrat Parti ) Köy Enstitülerini kapatma kararı almış, isimlerini de değiştirerek İLKÖĞRETMEN Okulları’na çevirmişti. Enstitülerdeki karma eğitime son vererek kimi Köy Enstitülerini KIZ İLKÖĞRETMEN OKULU  yapıvermişler,  Beşikdüzü de kız okulu olunca bizi ERKEK İLKÖĞRETMEN OKULU  olan AKPINAR'a yönlendirmişlerdi.
       
             Şanslıyım. Kapanmış olsa da Köy  Enstitüleri, aynı öğretmenlerle soluduğum eğitim havası bana bir ömür kılavuz olacak YURT ve ULUS  SEVGİSİ  verdi.   Biz o yıl, " Köy Enstitüsü sınavına girmiş, ancak İLKÖĞTERMEN Okulu’na kaydolmuştuk. 
            Eski alışkanlık olsa gerek,  okulumuz her Cumartesi bir etkinlik içinde olur, tüm Öğretmen ve öğrenciler birlikte  izlerdik. Bunlar kimi zaman eğlenceye yönelik, kimi zaman konferans, kimi zaman da tartışmalarla  sürüp giderdi. Bundan arta kalan zamanlarda, zengin okul kütüphanesi yanında , iş atölyesi, müzik salonu, fotografçılık atölyesi, spor salonları  öğrencilerin ilgilerine hazırdı. Ve okulumuzun arka yamacında " ÖNCE VATAN" yazısı Ladik'ten bile okunurdu. Bunlar  KÖY Enstitüsü’nün kalıtlarıydı bize.


           Burada, Akpınar’a ilk gelişimi ve ilk izlenimimi  o günkü heyecanla paylaşmak isterim.  Zira Akpınar, oradan nefeslenen her bireyin ortak tutkusudur. İnanıyorum, 

Akpınar anılar demetidir.   

          " ŞEREF KAPISI " yazılıydı alnında
                  1952'de biraz ürkek
                  Biraz umutlu
                  Gururlu biraz
                  Girivermiştim Kapıdan içeri

          Katalpaların geniş yaprakları altında
          Bir hıyabandan akıp giden
          Heyecanlarım kilitli gözlerimde
               Alıp götürmeler
                  Depolardan verilen potin
                      İlk kez giyilen - ve şayaklar
                         Paçaları bol giysiler ve
                         Güleryüzlü Öğretmenler
         
          Sabah içtimaları sonra komutlar
          Öncekilerle kaynaşmalar
          Saygıda büyükler ön sıradaydı
                Bir dizi acemi adımlar
                Akpınar'ın anılarında

          '" Neden geç kaldın ..,"  
             Demişti Enver Metinel
                  Okul Müdürü
          
          Bilemezdi ki köyün ilk ışığıydım
          Arslancık adlı köyümüzde 
      
                  Akpınar Köy Enstitüsü
                  Unutulan Anadolu'nun 
                  Kurtuluş büyüsü

             Bin kişinin sabah sporu
             Dinç. - zinde
             Halkada horon var - Bar var
             Zeybekler. - Halaylar

       Bir elinde güneş, diğerinde çark
       Öğrencilerin
       Sıra sıra derslikler. - atölyeler sonra
       Çizimler – uygulamalar sonra
       AANADOLU KALKMIŞ AYAĞA
              Geçmişi sorgulamada
            
        Yaratan ve yapan eller
        Sular seller gibi coşkun
        Alınterini çamura katan eller
Anadolu sizinle büyük sisinle güçlü
TOPRAK - HALK - ÖĞRETMEN NE GÜZEL ÜÇLÜ
____________________________________________

        Açılan bir yarışmada, " AKPINAR MARŞI" nın söz yazarı  olduğum için de ayrıca kıvanç duyuyorum.  Ve kapanmasını sağlayan kör bakışlıları da ülkemin EĞİTİMİ ADINA bunca zaman sonra  da kınadıkça kınıyorum.
______________________________________________Kazim Memiç_




AKPINAR MARŞI
Akpınar’ın yolları aydınlığa çıkıyor
Kalkınmanın yolunu Akpınar’ım açıyor
Aldığımız inançla yürüyoruz el ele
Akpınar’ın güneşi yurda ışık saçıyor

                          Şeref ve şan senindir, özgür vatan senindir
                          Akpınar’ım, güneşim, şeref ve şan senindir

Köylü-kentli el ele Atatürk’ün izinde
Cumhuriyet erdemi alnımızdaki ışık
Bilime koşuyoruz açık alınla zinde
Özgür yurttaşımızla ülkemizle barışık

                           Şeref ve şan senindir, özgür vatan senindir
                           Akpınar’ım, güneşim, şeref ve şan senindir

Güfte: Kazım MEMİÇ
Beste: Kaya Bekir İŞÇİMEN

*KAZIM MEMİÇ
Marşımızın Söz Yazarı
1938 Giresun-Tirebolu-Arslancık doğumlu.1958 Akpınar İlköğretmen Okulu mezunu
Beş yıl ilkolul öğretmenliği,Gazi Eğitim’den sonra, edebiyat grubu,peşinden Türkçe öğretmenliğini sürdürerek 30.yılında emekli oldu.Ob beş yıl da dersane öğretmenliği ve yöneticiliği yaptı.
Evli,iki oğlu ve dört torunu var.Samsun’da oturur.Eğitim-Kültür derneklerinde çalışmalarını sürdürmektedir.”Öğretmenliğin emekliliği olmaz diyenlerdendir.
Yayınlanmış dört şiir kitabı vardır.Bir Nefes Yaşamak(1966),Ve Ötelerde Kanatsız Kuşlar Gibiydik (1995),Umutlar Güneşi Eritti(2001) ve Yüzyılların Işığı Atatürk (2010)
Son kitabı “Işık Atatürk” adıyla Şef Cavit ERSOY tarafından bestelenerek Oratoryolaştırılmıştır.AKM’de sahnelenerek AKS TV’den naklen yayınlanmıştır (2012 Atatürk Haftası’nda)
Uzun süre Samsun Halk Gazetesi’nde “Görünüm” başlığıyla “Eğitim-Kültür” alanında köşe yazıları yazan Memiç, şimdilerde “SAMSUN KÜLTÜR-SANAT” dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yürütmektedir.
 Kaya Bekir İŞÇİMEN
 Marşımızın Bestekarı
 1954 yılında Kavak’da dünyaya gelen İşçimen, İlk ve ortaokulu Kavak’ta ,liseyi Havza’da bitirdi. 1978 yılında  Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünden mezun oldu. 1980 yılında Akpınar Öğretmen Lisesi’nde göreve başladı  ve aralıksız 15 yıl bu güzide okulda görev yaptı.
 2006’da Tülay Başaran Anadolu Lisesi Müzik Öğretmenliğinden emekli oldu.
Sanat çalışmalarını Türk Sanat Müziği korolarında ve çeşitli müzik organizasyonlarında sürdürmektedir.Kendisi Akpınar sevdalısı, saygıdeğer bir öğretmenimiz ve sanatçıdır.   
Kaynak: ( http://www.lader.org.tr/akpinar-marsi.html)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder