“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

29 Eylül 2016 Perşembe

Acilen aranıyorsunuz / Sabahattin Gencal

           
           Dün, 74. Doğum günümdü. Bu vesileyle kapsamlı bir nefis muhasebesi yaptım. Nefis muhasebesi yapmak için belirli günleri beklediğim sanılmasın. Fırsat buldukça nefis muhasebesi yaparım; ancak dün daha bir farklıydı; çünkü…

           (Bu arada doğum günüm için mail atanlara da teşekkür ediyorum. İncelik gösterdiler, duyarlı davrandılar. Sağ olsunlar var olsunlar.)

            Muhasebe defterini açacak değilim. Yalnız bir noktayı, bir özeleştirimi paylaşacağım:

            Benim duygularımla düşüncelerim sarmaş dolaş mı desem, sarmaşık gibi oldu mu desem birbirlerine yapışık mı desem bilemiyorum.  Düşünce yazısı yazarken duygularımı da karıştırıyorum; duygularımı yazarken de düşüncelerimi…  Anlayacağınız ne doğru dürüst makale yazabiliyorum ne de şiir. Ben de, ister istemez denemeye sığınıyorum.
Denemede de rahat olamıyorum. Bilindiği üzere denemede kesin hüküm de yok, iddia da yok. Yok ama serde öğretmenlik var ya…

          Hülâsa dün de bugün de hep bu konuyu düşünüyorum. Banyoda bile düşünüyorum. Duş alırken bataryayı sıcak ve soğuğa ayarlarken aklıma geldi. Kolu sola çeviriyorsun soğuk akıyor, sağa çeviriyorsun sıcak akıyor. Ben soğuk da sıcak da sevmiyorum. Orta karar olsun, ılık olsun istiyorum. Banyoda bunu ayarlamak zor değil; ancak hayatta bu konuda zorlanıyoruz:

          Bir tarih(devrin) başbakanı  “Arada kalan ezilir.”diyordu. Başka bir tarihte, başka bir başbakan: “Bitaraf olan bertaraf olur.”  diyordu. Beni tanıyanlar bilir, ezilme korkusuyla bertaraf olma korkusuyla yalakalık edecek, takiye edecek biri değilim onun için, merkez elemanı olarak yetiştirilmemize rağmen görev talep etmedim. Kimselerden de teklif almadım. Huzurlu biçimde emekli oldum. 

          Zaman geçince vicdan muhasebesi yapmaya başladım ve huzurum gün geçtikçe kaçmaya başladı. Üzüntülerim arttı:

         Milli eğitimin batışına herkes üzülür; ama ben yılların eğitimcisi olarak daha çok üzülüyorum.

          Hukukumuzun acınası durumuna herkes üzülür; ama ben bir avukat olarak daha çok üzülüyorum.

         Yönetimimizin keyfileşmesine herkes üzülür; ama ben bir kamu yönetimi uzmanı olarak daha çok üzülüyorum.

         Ekonomimizin gidişatına herkes üzülür; ama ben bir emekli olarak…

        Hep aynı kalıbı kullanmam hoşa gitmeyebilir. Ne hoşa gidiyor ki sanki…

         Bu anda kendi dertlerimle başbaşa iken bile içinde düştüğümüz bu hale üzülüyorum.  Acaba ne yapıp edip girişkenlik göstererek milli eğitimi, milli eğitimden anlamayanların eline bırakmasaydık da böyle mi olacaktı?

         Yukarıda dedim ya duygularla düşünceleri  karıştırıyorum, dolayısıyla ne duygumu açık ve net ifade edebiliyorum ne de düşüncemi… Yine kısaca belirteyim:

            15 Temmuz Darbe girişimiyle ilgili hemen hemen bütün gazeteleri okudum. 3000 sayfaya yaklaşan alıntı yaptım. İşin iç yüzünü çözdüm gibi; ama açıklayamıyorum. “Sen de mi…” demeyin. Koskoca bakanlar, yetkililer, ellerinde bilgi ve belgeler olduğu halde açıklayamıyorlar, yüzeysel yüzeysel ifadeler kullanıyorsa ben ne yapabilirim. Haa, ben sadece şu noktaların altını çizebilirim:

         Doğru dürüst ne dini eğitim alabildik ne de bilimsel bilgilerle donatılabildik.

         Eğitimin ne olduğu ne olmadığını bile doğru dürüst bilemiyoruz. Kuru bilgileri ezberletmeyi eğitim sanarak çocuklarımızı yarış atları örneği meçhule koşturuyoruz…

         İşte bunun için din ile Allah ile aldatılabiliyoruz.

         İşte bunun için yabancılara mahkûm ediliyoruz.

        “Artık yeter! demenin vaktidir.” desem, geçiyor bile dersiniz.

         Uzatmayalım. Üzüntümü hafifletmek ve  karınca kararınca katkı sağlamak için HEEY’de okuyucularla buluşmak istiyorum. Her defasında da belirttim ya, tekrar edeyim sizleri de HEEY’de görmek istiyorum.

        Biliyorum, her zaman hele bu ortamda, her paragrafa, her cümleye, her kelimeye, heceye, harfe bile dikkat etmek gerek. Bunu bir tarafa bırakın sübliminal (kelimeyi bile doğru dürüst söyleyemiyorum. Bilinçaltına sokma) mesajlara da dikkat etmek gerek. Onun için yazmak istemeyenlere ısrar etmiyorum, daha doğrusu edemiyorum.

         Bu yazım, bazıları için örnek bir yazı olabilir. Şöyle ki ne yazarsanız yazın sonunu HEYY’in gerekliliğine getirin. Çağdaş bir Türkiye için önceliğimiz hukuk-eğitim-ekonomi- yönetim deyiverin.

        Son sözüm: acilen HEEY yazarı aranıyor…

       Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder